Arama

Divan şiirinin mis kokulu bahçe bitkileri

Yaygın adıyla Divan şairi olarak bilinen ve aynı zamanda çok iyi bir gözlemci olan klasik Türk şairi, şiirlerinde çevrelerinde gözlemledikleri, gördükleri veya haberdar oldukları her türlü izlenim, olay, durum ve bilgiyi eskilerin tabiriyle "zerreden küreye" hemen her şeyi, sınırlı nazım şekilleri ve fakat son derece zengin bir içerik ve konu çeşitliliğine sahip türler vasıtasıyla, elbette kendi sanat anlayışları çerçevesinde ve kendilerine has bir söyleyiş tarzıyla işlediler. İşte, Divan şiirinde geçen bahçe bitkilerini sizler için derledik…

  • 3
  • 36
ÇİÇEKLERİN KOKUSU İLK HANGİ ESERDEYDİ?
ÇİÇEKLERİN KOKUSU İLK HANGİ ESERDEYDİ?

Türk edebiyatında çiçeklerden ilk söz eden eser olarak Divânü Lügati't-Türk anılabilir. Söz konusu eserde çiçekler, ne klâsik Türk edebiyatının birer estetik unsur olarak beliren çiçekleri ne de "kültür" (insanlar tarafından yetiştirilmiş) çiçekleriydi.

"Sözü edilen çiçeklerin hepsi, hiç şüphesiz, kır çiçekleriydi. Göçebenin bahçeler tanzim edip kültür çiçekleri yetiştirmeye vakti yoktu. Yerleşik hayata çok erken geçenler de bulunmakla beraber, atalarımız genel olarak göçebe idi, bu bir gerçek. Göçebeliğin ilkellik olduğunu zannedenler itiraz ediyorlar, ama biz öyle düşünmüyoruz. Göçebelik ilkellik değil, kendine göre üstünlükleri olan farklı bir yaşama biçimi." Beşir Ayvazoğlu, Dede Korkut Kitabı'nda da çiçeklerin "iyileştirici" özellikleriyle şiire konu edildiklerini, çiçeklerin 'işlev'lerine yoğunlaşıldığını söyler.

  • 4
  • 36
DİVAN ŞİİRİNDE ÇİÇEK SAYISI NEDEN SINIRLIDIR?
DİVAN ŞİİRİNDE ÇİÇEK SAYISI NEDEN SINIRLIDIR?

Eğer şiir gözleme dayanıyorsa, şairler tüm çiçekleri gözlemlemiyorlar mıydı? Bu soruların yanıtını birbiriyle bağlantılı iki unsurda aramak gerekiyor: Bahçe kültürü ve İslam estetiğine dahil edebileceğimiz klasik Türk şiiri estetiği. Bir diğer ifadeyle, bahçe kültürü içinde yetiştirilmiş ve daha çok şehirlerde görülen; dolayısıyla yukarıda değinilen estetik algıya uygun olan çiçekler klasik Türk şairleri tarafından kullanılmış, birer gözlem nesnesi olarak şiirde yer almıştı. Estetik algının bir parçası haline getirilemeyeceği düşünülen çiçekler ise dışarıda bırakılmıştı. Aşağıda klasik Türk şiirinde kullanılan çiçekler tek tek sıralandığında da görüleceği gibi şairler estetik anlam yüküne sahip çiçeklere şiirlerinde yer vermeyi tercih etmişlerdi.

  • 5
  • 36
KLASİK ŞİİRDE ADI GEÇEN 28 ÇİÇEK VAR
KLASİK ŞİİRDE ADI GEÇEN 28 ÇİÇEK VAR

"Klasik Türk şiirinde isimleri bizzat zikredilmek suretiyle, geçen 28 çiçek şöyledir: gül (verd), nesrîn, nesteren; lâle, şakâyıku'n-nu'mân; sünbül; nergis, ('abher), zerrîn, zerrîn-kadeh; nevrûz; benefşe (menevşe); yâsemin (semen, yâsemen); sûsen; nilûfer (nîlû-per, nîlû-berg), çadır çiçeği; reyhân, fesleğen; karanfil (karanfül); za'ferân; şebbû (şebbûy); zanbak; buhûr-ı Meryem, bahûr-ı Meryem; leylâk; merzengûş (mercanköşk), sedâb, lisânü's-sevr."

Her ne kadar sayı yirmi sekiz gibi görünse de aynı çiçeğin farklı isimlerini listeden çıkardığımızda elimizde on dokuz çiçek kalıyor. Kitap sanatlarında kullanıldığı halde klasik Türk şiirinde kullanılmamış çiçek türleri de şunlardır: Haşhaş, gül hatmi, çuha çiçeği, bahar açmış meyve ağacı, çiğdem, calendula, ağlayan gelin, hezaren, kadife çiçeği, açelya, nerengül (katmerli düğün çiçeği), Peygamber çiçeği, Hasekiküpesi, Kasımpatı, kardelen, sümbülbeter, çanta çiçeği, yalınkat.

  • 6
  • 36
DİVAN ŞİİRİNİN GÖZDE ÇİÇEĞİ GÜL
DİVAN ŞİİRİNİN GÖZDE ÇİÇEĞİ GÜL

"Klasik Türk şiirinde en çok dikkat çeken çiçek, tartışmasız güldür. Gülden sonra divan şairlerinin en çok kullandıkları çiçekse lâleydi. Sümbül, nergis, yasemin ve menekşe de klasik Türk şiirinde oldukça sık kullanılan çiçeklerdendi. Kullanıldıkları beyitlerin sayıları açısından dördüncü grubu; reyhân, sûsen, erguvan, karanfil, nilüfer, şebboy, za'ferân/ safran ve zambak oluşturuyor. Buhurumeryem, leylâk ve mercanköşk gibi çiçeklerin geçtiği beyitler ise istisna derecesinde az.

  • 7
  • 36
GÜL
GÜL

Klasik şiirde gül, daha çok sevgiliyle birlikte düşünülmüş; aynı zamanda peygamber efendimizin göstereni olarak şiire konu edilmişti. Gülün kokusunu Resûl-i Ekrem'in terinden aldığına inanılır. Halk arasında, 'Gül koklamak sevaptır' sözü de daha çok bu çiçeğin Hz. Peygamber'in sembolü olmasından kaynaklanıyor.

Gül aynı zamanda, sevgilinin yanağı, yüzü, dudağı; kimi zaman şarap ve kadeh olarak da beyitlerde kullanıldı. Bunun nedeni gülün renk, şekil ve koku açısından sevgilinin mezkûr uzuvlarına teşbih edilmesi. Şekil itibariyle yüz, renk itibariyle yanak ve dudak ile müşabehet ilişkisi içinde olan gül, şekil bakımından kadeh, koku ve renk açısından da şarapla ilişki içinde düşünülmeye müsaitti.

2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN