Arama

  • Anasayfa
  • Edebiyat
  • Hasta yatağında Mehmet Akif ile röportaj: Edebiyattan bahsetmek istemiyorum!

Hasta yatağında Mehmet Akif ile röportaj: Edebiyattan bahsetmek istemiyorum!

Yayınlanma Tarihi: 02.06.2021 14:35 Güncelleme Tarihi: 03.06.2021 09:22
Hasta yatağında Mehmet Akif ile röportaj: Edebiyattan bahsetmek istemiyorum!
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Fikirleri, eserleri ve “Milli Mücadele’nin manevi lideri” sıfatı ile vatan müdafaasının bir neferi olarak karşımıza çıkar Mehmet Âkif Ersoy. Halkın sevip saydığı Müslüman bir aydın olarak Milli Mücadele’nin etkin figürlerinden olmuş; sonrasında yaşadığı haksız muamelelere çok içerlemiş ve yaşam hakkının kısıtlanması nedeniyle ömrünün 11 yılını Mısır’da, “tek vatanından dünyada cüda” olarak geçirmiştir. Onun vatan toprağına tekrar dönüşü ise hastalığı sebebiyle olur. Tedavisi için İstanbul’a gelen Mehmet Âkif ile hastane odasında bir röportaj gerçekleştirilir ve söz edebiyata geldiğinde vatan şairinin tavrı nettir: “Herhangi bir münakaşaya yol açmamak için edebiyattan bahsetmek istemiyorum!”

Milli şair, vatan şairi, İstiklal şairi…

Mehmet Âkif Ersoy denildiğinde belki de ilk olarak bu tanımlar aklımıza geliyor. Ancak yaşamının son döneminin sürgünde geçtiğini, hastalık sürecini, vefatının ardından resmi kurumların ilgilenmediği cenazesinin yüzlerce öğrencinin omzunda taşındığını ve mezarının yine bu gençler tarafından yaptırıldığını pek az kişi biliyor.

Onun 11 yıllık Mısır sürgününe giden süreçte neler yaşadığını ve rahatsızlığı nedeniyle İstanbul'a dönüp bir hastane odasında verdiği röportajı sizlerle buluşturuyoruz.

🔸

📌 Mehmet Âkif Ersoy, kalemiyle nesillere çağrı oldu; şiirleri, yazıları ve fikirleriyle kendinden sonra gelenlere öncülük etti.

Onun ömrünü haşrettiği, adeta "medeniyeti İslam'ın amentüsünde aradığı" düşünceleri ile harmanlanan yazıları, tahayyül ettiği dünyanın en büyük göstergesi.

Nitekim milletin mukadderatı ile yakından ilgilenen Âkif, Milli Mücadele'yi kuvvetlendiren bir figür olarak karşımıza çıkar.

(x) 🔍 Çok yönlü bir şair portresi: Mehmet Akif Ersoy

📌 MİLLİ MÜCADELE'NİN 'MANEVİ LİDERİ'

Birinci Dünya Savaşı'nın yenilgi ile sonuçlanması, ağır mütareke şartları ve yurdun işgali üzerine başlayan Milli Mücadele hareketine Mehmet Âkif, fiilen katılma kararı alır ve 1920 Şubat'ında Balıkesir'e gider.

Başta Zağanos Paşa Camii olmak üzere pek çok yerde halkı birliğe ve direnmeye teşvik eden vaaz ve konuşmalar yapar.

Onun İstanbul'da yüksek maaşlı bir görevde bulunmasına rağmen Balıkesir'e, oradan döndükten sonra da Ankara'ya gitmeye karar vermesi, vatanseverliğinin bir nişanesidir.

Halkın sevip saydığı Müslüman bir aydın sıfatıyla Milli Mücadele'de yer alması, halkın bu harekete karşı bakış açısını da değiştirir.

Milli Mücadele davasının "İttihatçıların yeni bir macerası" olduğu şeklindeki algıyı kırar ve Âkif, Kurtuluş Savaşı çalışmalarına güç kazandıran bir özne olarak karşımıza çıkar.

Bu sebeple ona "Milli Mücadele'nin manevi lideri" sıfatı verilir ve Mehmet Âkif bu uğurda pek çok fedakârlık gösterir.

📌 ŞEHİR ŞEHİR DOLAŞIP VAAZLARDA BULUNDU

Bu süreçte işgal altındaki İstanbul'da çalışmak daha da zorlaşmış ve sansür şiddetlenmiştir.

Ankara'dan gelen davet üzerine 12 yaşındaki oğlu Emin'i de yanına alıp yola çıkar ve Büyük Millet Meclisi'nin açılışının ertesi günü olan 24 Nisan 1920'de Ankara'ya varır.

Hacı Bayram Camii'ndeki ilk vaazının ardından vazifesinden izinsiz ayrıldığı gerekçesiyle Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyye'deki görevinden azledilir.

(x) 🔍 İstiklal Marşı ne zaman kabul edildi? İstiklal Marşı'nın kabulü...

📌 Bundan sonrası, Âkif için yeni bir yolculuktur...

Meclis'te Burdur mebusu olarak görev alır, Eskişehir, Burdur, Sandıklı, Dinar, Afyon, Antalya, Konya, Kastamonu gibi şehirlerde halka ve bazı cephelerde askerlere hitaben Milli Mücadele'yi teşvik eden konuşma ve vaazlar gerçekleştirir.

Mehmet Âkif'in bu vaazlarda son derece kapsamlı bir bakış açısıyla dünyanın ahvalini tahlil ettiği görülür.

Sevr Antlaşması'nın ülke için olumsuz olacağını izah eder; hatta yırtılıp atılması gerektiğini vurgular.

Batı sömürgeciliğinin karşısında iman ve silahla mücadele etmenin hayati bir zorunluluk olduğuna işaret eder ve Milli Mücadele'yi daima teşvik eder.

Eşrep Edip ile yayımladığı Sebîlürreşâd'da risale haline getirilen vaazları, birkaç kez basılır ve Anadolu'nun her köşesine ve cephelere dağıtılır.

📌 GÖNÜLLÜ SÜRGÜN KARARI ALDIRAN 'İHANET' MUAMELESİ

Mehmet Âkif'in verdiği mücadele meyvelerini vermiş ve Milli Mücadele zaferle sonuçlanmıştır.

Büyük Millet Meclisi, seçim kararı almış ancak bu ikinci dönemde "muhalefet" grubuna mensup diğer vekiller gibi Mehmet Âkif de aday gösterilmemiştir.

Bunun üzerine 1923 yılının Ekim'inde Abbas Halim Paşa'nın daveti üzerine Mısır'a gider. Daveti kabulünde en büyük etken ise Âkif'in sukutuhayalidir.

(x) 🔍 Mehmet Akif'in istediği halde yazamadığı kitap ve tercümeler

📌 Zira Milli Mücadele'den sonra bir İslam birliğinin kurulmasını ve Türkiye'nin bu birlikte öncü bir rol üstlenmesini arzu eder; bu idealinin gerçekleşmemesi, kendisinde büyük bir hayal kırıklığı oluşturur.

Gidişinin bir diğer gerekçesi de hükümetin "muhalif" kabul ettiği birçok fikir ve siyaset adamı arasında kendisinin de "polis takibine alınmasının" oldukça ağırına gitmesidir.

Bu gidişin gerekçesini dostlarından Şefik Kolaylı'ya şöyle açıklar:

"Arkamda hafiye gezdiriyorlar. Ben, vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum. İşte, bundan dolayı gidiyorum."

Aslında Mehmet Âkif'e "gönüllü sürgün" dışında bir seçim şansı da bırakılmamıştır.

Kurtuluşu için pek çok mücadele verdiği öz vatanında, polisler tarafından sürekli takip ve taciz edilir.

İşsiz bırakılarak meclisten uzaklaştırılır, hak kazandığı emekli maaşı bağlanmaz ve yaşam hakkı bir anlamda elinden alınmaya çalışılır.

Bunun üzerine iki yıl boyunca kışları Mısır'da, yazları Türkiye'de geçirir. 1925 yılının sonu itibariyle ise tamamen Mısır'da kalır. Bu gönüllü sürgün dönemi tam 11 yıl sürecektir.

(x) 🔍 Mehmet Akif'in sürgün yılları

📌 11 YIL 'TEK VATANINDAN DÜNYADA CÜDA'

Mehmet Âkif'in Mısır'daki yaşamı, büyük zorluklarla geçer. Geçim sıkıntısı, eşinin rahatsızlıkları, çocuklarını arzu ettiği şekilde yetiştirememesi kendisine büyür üzüntü verir.

Vatan hasreti ve İslam dünyasının perişan halinin kendisinde oluşturduğu ıstırap, her geçen gün biraz daha artar.

Burada kendisini himaye eden Abbas Halim Paşa ile ailesi ve Mısır'da eğitim alan Türk öğrencilerle teselli bulmaya çalışır.

Nitekim bu sürgün dönemindeki en önemli meşguliyeti, Kur'an-ı Kerim meali ve Kahire'deki el-Câmiatü'l-Mısriyye'nin Edebiyat Fakültesi'nde Türk dili ve edebiyatı dersleri vermesidir.

📌 HASTA YATAĞINDA VERDİĞİ RÖPORTAJ

Mehmet Âkif, 1935 yılında rahatsızlanmış ve hava değişimi için bir aylığına Lübnan'a, ardından Antakya'ya gitmiştir.

Bu süreçte hastalığı daha da ağırlaşır ve 17 Haziran 1936'da İstanbul'a döner; kendisini Said Halim Paşa'nın oğlu Prens Halim misafir eder.

📌 Gelişinden bir hafta sonra Nişantaşı Sağlık Yurdu'ndaki hasta yatağında Mehmet Âkif ile bir röportaj yapılır.

Tan gazetesinin 25 Haziran 1936 tarihli nüshasında yayımlanan bu röportaj, Âkif'in sözünden alıntıyla "Hasta bir adam, dedikodu mevzuu olmak istemez!" başlığını taşır.

"Herhangi bir münakaşaya yol açmamak için edebiyattan bahsetmek istemiyorum!" sözü ile birlikte Âkif'in hastanedeki bir fotoğrafına da yer verir:

"Değerli şairimiz Mehmed Akif, on bir senelik bir ayrılıktan sonra nihayet aramıza döndü. Şairin yurddan uzak bulunduğu seneler, ona memleket hasretinin acılarını tattırmakla kalmamış, üstadı ihtiyarlatmış ve sıhhatini kaybettirmiştir."

Âkif'in hastane odasında sık sık ziyaret edildiği, dostları tarafından yalnız bırakılmadığı belirtilir.

"On bir sene evvelki Mehmed Akif ihtiyarlamış ve sararmış, yalnız çehresinden değil, kelimelerinden hayat fışkıran bu büyük dehayı, beyaz örtüler arasında daha balmumlaşan bir yüzle görmek insana hüzün veriyor. Fakat odaya girmezden bir dakika evvel doktorun verdiği teminatı hatırlıyorum: Şair hastadır. Fakat bu tedavisi imkânsız olan bir maraz değildir ve hastalığın seyri müddetince mukavemet için lazım gelen kuvvet Mehmed Akifte fazlasile mevcuddur."

Söz konusu mülakatta Mehmet Âkif'in misafirleri ile konuşması sırasında İstanbul'a dönüşü, Mısır'a gidip gitmemek konusundaki fikirleri de yer bulmuştur.

📌 Âkif, gurbette yaşadığı sıla hasretini ve Mısır'a gitmeye dair düşüncelerini şöyle dile getirir:

"On bir senelik gurbet bende daüssıla yaratmıştı, hastaydım, yurdumu görmek ihtiyacını, tedavi edilmek fırsatile birleştirdim ve döndüm.

Tedaviden sonra Mısıra dönüp dönmemek hususunda kat'i bir karar vermiş değilim. Kahire Üniversitesinin edebiyat fakültesinde derslerim var, imtihanlar bitmekle beraber orasile alakamı kesmiş değilim, mezuniyetim bittikten ve tedavim tamamlandıktan sonra, vaziyete göre bir karar vereceğim."

📌 Bu görüşme sırasında Mehmet Âkif, Mısır'daki mevcut siyasi ortamdan bahsetmiş; gerçekleşen Türk inkılabının Mısır'da dikkat ile takip edildiğinden söz etmiştir.

Milli Mücadele'den inkılaplara kadar gerçekleştirilen her dönüşümün Mısır'da ilgi gördüğü, ülkedeki aydınların Türkiye'ye hayranlık duyduğu vurguladığı konular arasındadır.

Edebiyattan da konu açılmış; ancak Mehmet Âkif bu konuda konuşmak istememiştir:

"Sözü edebiyata getirdik, üstad dedi ki:

"Edebiyattan bahsetmemek için görüyorsunuz ki siyaset mevzuunu tercih ettim. Bu sözüm, edebî alemle alakamı kesdiğim manasına anlaşılmasın, Mehmed Akif, her zamanki Mehmed Akif'tir. Edebiyattan bahsetmeyişim, cevab vermek istemiyeceğim münakaşalara yol açmamak içindir. Hasta bir adam, dedikoduya mevzu olmak ister mi?"

Şaire hak vermemek kabil değil. Her gün gazetelerde dedikodu mevzuu bulmak için pusu kuran edipler o kadar çok ki…"

📌 İSTİKLAL ŞAİRİNİN CENAZESİ GENÇLERİN OMUZUNDA TAŞINDI

Tedavisinin ardından Mehmet Âkif, ilk olarak Said Halim Paşa'nın Alemdağ'daki Baltacı Çiftliği'nde ağırlanır.

Son günlerini ise yine aynı ailenin Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda kendisine ayırdığı dairede geçirir; 27 Aralık 1936 tarihinde de vefat eder.

İstiklal Marşı şairinin cenazesi, resmi şahıs ve makamların ilgi göstermediği bir merasimle Beyazıt Camii'nden kaldırılır.

Üniversite gençliğinin ve halkın katıldığı büyük bir cemaatle Edirnekapı Mezarlığı'nda, dostu Babanzâde Ahmed Naim'in kabrinin yanında toprağa verilir.

📌 'BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB NE GÜNEŞLER BATIYOR!'

Vefatının ardından edebiyatçı Peyami Safa, Mehmet Âkif'in karşı karşıya kaldığı durumu, sitem dolu sözlerle dile getirir.

(x) 🔍 Mehmet Akif Ersoy'un vefat etmeden önceki son günleri

📌 Hastalığının akıbeti belli olduğu halde ona kimsenin yardım eli uzatmadığını hatta aleyhinde yazılar çıktığını ifade eder.

Âkif'in hak etmediği muameleye ilişkin 30 Aralık 1936 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde kaleme aldığı yazıda Peyami Safa şu sözlere yer verir:

"Tesadüfle izah olunamayacak kadar muayyen, tek bir sebebden ileri geliyormuş gibi sabit bir kader, vatan şairlerimizin hepsini ya sürgünlerde, yahud zaruret, hüsran ve muhitin tüyler ürpertici tasasızlığı içinde öldürdü. Mehmed Akif de bu korkunç an'aneden kurtulmuş değildir.

Son defa Mısırdan İstanbula geldiği zaman, Fransızların Marseyyez'ini yazan Rouget de Lile'in yüzüncü yıldönümüydü. Sosyalist, komünist, nasyonalist, ruvayalist bütün Fransa onun mezarına diz çöküyordu; bütün Fransa yüz sene sonra Marseyyez şairini ve bestekârını anarken Türkiye, on sene içinde, İstiklâl şairini unutmuştu.

Akıbeti gözönünde olan hastalığında bir Mısırlıdan başka ona tek bir Türkün yardım eli uzanmadı, bilakis bazı gazetelerde, aleyhine yazılar çıktı.

"Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda"

Bugün Akif de o toprağın içindedir ve o şüheda arasındadır. Bütün ömrünü Türk bayrağındaki hilâlin şerefini müdafaaya tahsis eden şairin arkasından kendi mısraı tekrar edilebilir:

Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor!"

Fikriyat

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN