Acezeden mucizeye
Önce anahtar kelimelerin tarifine, tanımına bakalım. Akıl yürüteceğimiz, fikir üreteceğimiz alanın ve konunun temelini atalım.
Sözlüklerde, aceze; "acizler, güçsüzler, düşkünler" anlamına geliyor. Mucize ise; "insan gücünün-imkanının sınırlarını aşan, alışılmış olağan akışın dışına taşan, olağanüstü olaylar ve durumlar" diye tarif ediliyor.
Algı ve anlam dünyamızın içinde ya da dışında; gezegenlerden büyük güneş sistemleri, güneş sistemlerinden büyük galaksiler, galaksilerden büyük âlemler, âlemlerden büyük Allah var. Bitkiler, hayvanlar, insanlar, hasılı tüm canlılar ve cansızlar; bu "makro" mekanizmanın birer parçası olarak, "mikro" varlıklar halinde yaşayıp gidiyorlar.
Her zaman, her yerde, harikalar harikası düzeyinde; milyarlarca "mucize" gerçekleşiyor. Yaratılmışların en mükemmeli olan, yerlerdeki ve göklerdeki her şey emrine amade kılınan insan türü bile; olup bitenler karşısında, elinden bir şey gelmeyen "aceze" durumuna düşüyor.
Var oluşun hayret ile dehşet uyandıran hallerini; doğru ve tam olarak anlamakta, kavramakta, yorumlamakta zorlanıyoruz. Şeytanın akıllarımıza şüphe, gönüllerimize gölge düşürmesi yüzünden; olguların, algılarımızla sınırlı olduğunu sanıyoruz.
Gördüğümüz, duyduğumuz, bildiğimiz her şey bir "külli irade" gerçeğinin delilleri yahut şahitleri olduğu halde; "cüz'i irade" sahipleri, aşkın güce isyan edip mutlak hakikate sırtlarını dönüyorlar. Körler, sağırlar, dilsizler, dinsizler, akılsızlar, fikirsizler, vicdansızlar, izansızlar misali; felaketten felakete sürükleniyorlar.
İşte bu yüzden, Allah(cc); insanlara rehberlik-önderlik yapsınlar diye, her topluma bir peygamber göndermiş. Zaman zaman ihsan ettiği mucizelerle; ellerini ve dillerini güçlendirmiş.
Gene de inanmayanlar, güvenmeyenler olmuş. Kimi inadına küfür ve şirk bataklığına batmış; kimi hidayet yolunu bulmuş.
İlk erkek Hz. Adem ile ilk kadın Hz. Havva'nın; yaratılışları bir mucize olarak gerçekleşmiş. Öncesi bir avuç topraktan, sonrası bir damla meniden meydana gelmiş.
Hz. İbrahim, Babil halkına; kendi elleriyle yonttukları putların, gece gündüz hayranlıkla baktıkları güneşin, ayın, yıldızların "Rab" olamayacağını anlatmış. Hükümdar Nemrut O'nu, cezalandırmak için ateşe atmış; közler gül bahçesine dönmüş, kor bedeni yakmamış.
Hz. Salih, Semud halkına; ısrarlı istekleri üzerine, mucize bir deve getirmiş. Uyarılarını dinlemeyip onu kesmişler; Allah(cc), müthiş bir depremle hepsini yok etmiş.
Hz. Yakub'a verilen mucize, hasretin vuslata dönüşmesi şeklinde gerçekleşmiş. Uzun yıllar boyunca ayrı düştüğü oğlu Hz. Yusuf'un gömleğini yüzüne sürünce, görmeyen gözleri görür hale gelmiş.
Hz. Musa'nın mucizelerinden biri asası olmuş. Değneği yılana dönüşüp sihir, büyü aletlerini yutunca; dönemin meşhur sihirbazları aciz kalmış.
Elini koynuna sokup çıkardığında, rengi beyaza dönmüş; "yed-i beyza" demişler. Firavun'un ordusu sahile kadar kovalayıp köşeye sıkıştırdığında; denizden yol açılmış, kavmiyle birlikte güven içinde geçebilmişler.
Hz. Süleyman, hayvanların dilinden anlıyormuş. Emrine verilen rüzgara binip, bir aylık yolu bir günde alıyormuş.
Mucize gücü, fersah fersah uzaklarda olan mekanlara ve insanlara bile yetmiş. Yemen'de bulunan Saba Melike'si Belkıs'ı ve meşhur tahtını; göz açıp kapatıncaya kadar, Kudüs'e nakletmiş.
Hz. İsa, Allah'ın izni ile ölüleri diriltiyordu. Çamurdan yaptığı kuş, üfleyince canlanarak uçup gidiyordu.
Körleri ve alaca hastalarını iyi edebilmişti. Havarilerinin isteği üzerine, gökten yere bir sofra getirebilmişti.
Hz. Muhammed(sav), tamamlanmış tevhid dininin son peygamberiydi. Alemlerin ve içindekilerin Rabbi tarafından, daha fazla mucize ile gönderildi.
O'nun en büyük mucizesi, parça parça indirilip bütünleştirilen ilahi kelam oldu. Kur'an ayetleri geldiğinde; dönemin en meşhur hitabet ve belagat örneği manzumeler, her bakımdan gölgede kaldı.
Hicret günü sığındığı mağaranın önüne örümcek ağ ördü, güvercin yuva yaptı. Canına kasteden kanlı katilleri, kılına bile zarar gelmeden atlattı.
Miraç gecesi; önce Mescid-i Haram'dan Mescid'i Aksa'ya, sonra göklere yükseldi. Bu kutsal yolculuktan geriye, yeni mesajlarla ve müjdelerle geldi.
Ay ortadan ikiye ayrılmış, taş kendisiyle konuşmuştu. Bedir'de düşman ordusundan kimlerin öleceğinden, Hayber'de öldürmek için zehirli et verileceğinden, Mekke'nin savaşsız fethedileceğinden haberdar olmuştu.
Peygamber(sav) Efendimizden sonra; vahiy ihsanının akışı kesildi, mucize ikramının aktarılışı sona erdi. Ancak, Allah(cc); insanlara, alemin sırlarını çözme ve sınırlarını keşfetme imkanı verdi.
Artık, alıcı gözüyle bakan herkes; milyarlarca mucizenin farkına varabilir. Kalbi ile Rabbi arasına, insanı dosdoğru yol üzerinden ebedi kurtuluş kazancına ulaştırabilecek köprüler kurabilir.
Böylece; "aciz" bir beşer iken, "muciz" bir kul olabiliriz. Resullerin izinden gidip, Rahman ve Rahim olanın huzuruna varabiliriz.
Fıtrat tarlamızın toprağında, bu tohumlar var. Her biri, sulanıp gübrelenerek yeşertilmeyi bekliyorlar.
Zekeriya Erdim
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.