Arama

Zekeriya Erdim
Şubat 20, 2023
Afetlerin algoritması
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Tarihin en eski dönemlerinden bu yana yangın, deprem, su baskını, kıtlık, kuraklık, savaş, salgın hastalık gibi "afetler" var. Sözlükler, uzmanlar, bilim adamları, "ülkeler ve toplumlar için büyük ölçekli mal ve can kayıplarına sebep olan, hayatın akışını kısmen ya da tamamen kesintiye uğratan olağan dışı olaylar" diye tarif ediyor, tanımlıyorlar.

Anlaşılan o ki böyle durumlarda ortaya çıkan temel tavırlardan biri, en olumsuz şartlar altında bile, "varlık mücadelesi" vermek. Tamamını elde edemediğimiz ya da elde tutamadığımız şeylerin bir kısmından vazgeçmemek.

İşte bu noktada "algoritma" anlayışı ve işleyişi devreye giriyor. "Belirli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için çözüm yolunun adım adım tasarlanması" anlamına geliyor.

Birinci adım; içinde bulunduğumuz durumu, çözüm üretmemiz gereken sorunu doğru okumak ve anlamak. "Körlerin fili tarif etmeleri" diye anılan eksik algılama zaafına düşmeden, bütün yanlarıyla ve yönleriyle tahlil edip tanımlamak.

Bir metni, bir belgeyi, bir olayı, bir durumu "okumak"; sadece "seslendirmek" yahut "telaffuz etmek" değildir. İşi bu düzeye indirgemek, kavanozu dışından yalayıp içindekinden istifade etmemek anlamına gelir.

Asıl anlam ve amaç; "künhüne vakıf olma" diye özetleyebileceğimiz farkındalığı içine almalıdır. Daha açık ifadesiyle, "incelemek, araştırmak, soruşturmak, hakkında bilgi sahibi olmak, anlamak, kavramak, tanımak, tanımlamak, üzerinde düşünüp değerlendirme yapmak, ibret almak, ders çıkarmak, iyi ve faydalı şeylere dönüştürerek hayata uygulamak" olmalıdır.

Ahir zaman peygamberi Hz. Muhammed'e (SAV) veya O'nun şahsında cümle insanlık âlemine gelen ilk ilahi emir, "oku" olmuştur. O gün bu gündür ayetin muhatabı olan, emri yerine getirmeye çalışan herkes mesajı, "âlemleri ve içindekileri doğru anla, kavra; her şeyin yaratıcısı, sahibi, yöneticisi olan Allah'ın rızasına uygun yaşa" şeklinde almıştır.

Çünkü Kur'an-ı Kerim "okuma kitabı" olarak değil, "hayat rehberi" yahut "yaşama kılavuzu" olarak gönderilmiştir. Allah'ın elçisi tarafından hayata geçirilmiş, nasıl yaşanacağı uygulamalı olarak gösterilmiştir.

Günümüz dünyasında da "okuma eylemi" farklı alanlarda ve konularda geniş bir yelpaze içinde kullanılıyor. Artık dilimizde ve kültürümüzde "hayatı okumak, olayları okumak, araziyi okumak, şehri okumak, toplumu okumak, ortamı okumak, medya okuryazarlığı yapmak" gibi ifadeler yer alıyor.

Ayrıca, olayları ve durumları "tahlil etme, analizini yapma, raporunu çıkarma" gibi uygulamalar var. Alanın ve konunun uzmanları, çok yönlü değerlendirmeler yapıp bize yol gösterecek, ışık tutacak, doğru tavır içine girmemize yardımcı olacak sonuçlar çıkarıyorlar.

Bu bağlamda başımıza gelen afetler de bütün yanlarıyla, yönleriyle ele alınıp doğru değerlendirilmeli ve "tam okuma" yapılmalıdır. Yaşadığımız can ve mal kayıpları, hissettiğimiz acı ve keder duyguları, içine düştüğümüz çok yönlü mağduriyet ve mahrumiyet tabloları, bundan sonraki halimiz ve hayatımız için ders, ibret, tecrübe, terakki vesilesi olmalıdır.

Ayetlerin anlaşılmasında "sebeb-i nüzul"; hadislerin anlaşılmasında "sebeb-i vürud" önemlidir. Olayların anlaşılmasında da "sebeb-i vuku" aynı ölçüde değerlidir.

Dünya, sebepler dünyasıdır. Sebepsiz kuş uçmaz, kervan göçmez. Sebepler değişmeden, sonuçlar değişmez.

O halde sebep-sonuç ilişkisini de kurmalıyız. Konuyla ilgili gerekli ve önemli tüm soruların cevaplarını vermeli, bir daha aynı sonuçlarla muhatap olmamanın yollarını bulmalıyız.

Kur'an-ı Kerim'de "helak" edilen kavimlerin halleri anlatılıyor. Ayetlerin anlamlarından ve açılımlarından, başlarına gelenlerin sebepleri de anlaşılıyor.

Bu örnekler ve öyküler, bize ışık tutmalıdır. Sorulara cevap verme, sorunlara çözüm üretme çabamıza değer katmalıdır.

Sonuç olarak; afetler konusunda yeteri kadar bilgi ve birikim olduğunu biliyoruz. Ancak biz alıcı gözüyle bakıp doğru anlar ve kavrarsak işimize yaradığını görüyoruz.

Mesela geçmiş yıllardaki depremlerde bir farkındalık oluşmuştu. Riskin yüzde kırkının zeminle, yüzde kırkının yapıyla, yüzde yirmisinin de depremin nitelikleriyle ilgili olduğu tespitinden hareketle "sağlam zeminlere sağlam binalar yaparsak, sallansak da yıkılmayız" anlayışı gelişmişti.

Bunu hayata geçirenler ayakta kalıyorlar. Dere yatağına ev yapanlar sel geldiğinde, kaygan zemine apartman dikenler deprem olduğunda yıkılıp yok oluyorlar.

Ahlakımız değişmeden, ahvalimiz değişemez. Biz kendimize ve çevremize kötülük ederken karşılığında iyilik gelmesi beklenemez.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN