Arama

Zekeriya Erdim
Mayıs 30, 2021
Değişen dünyada aile olmak ve kalmak
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Öncelikle, şunu açık ve net bir şekilde ifade edelim ki; evimiz ve ailemiz, bizim ilk ve son kalemiz. Karşılandığımız, ağırlandığımız, uğurlandığımız; sığınma, korunma, barınma yerimiz.

İşte bu yüzden insanlık tarihi boyunca, bütün dinlerin ve toplumların kadim kurumlarından ve hatta kutsallarından biri olmuştur. Aile olmadan, devlet ya da toplum olunamayacağı; kültürlerin ve medeniyetlerin ortak kabulü haline gelmiştir.

Âlemlerin ve içindekilerin rabbi olan, bizi bizden daha iyi bilen Allah (cc); Nur suresi ayet 32'de, "İçinizden bekârları evlendirin" diyor. Eğer fakir iseler, kendi lütfu ile onları zenginleştireceğini söylüyor.

Rum suresi ayet 21'de ise; "birbirimizde sükûn bulalım" (birbirimizi tamamlayıp destekleyerek memnun, mesut ve bahtiyar olalım) diye iki ayrı cins halinde yaratıldığımız, sevgi ve merhamet hisleri ile birbirimize bağlandığımız belirtilmiş. Ayrıca, bu durumun; Allah'ın varlığının delillerinden biri olduğu ifade edilmiş.

Öte yandan; Peygamber Efendimizin (sav) de çok önemli tembihleri, uyarıları, uygulamaları var. Her birisi; evliliğin ve aile hayatının "olmazsa olmaz" derecede gerekli ve önemli olduğunu vurguluyorlar.

Bir hadis-i şerifte; "Kim evlenirse, imanının yarısını tamamlamış olur" diyor. Diğer yarısı için de Allah'tan korkulmasını (günahlardan uzak durulmasını) salık veriyor.

Bir başka rivayette; "Nikâh benim sünnetimdir; kim sünnetimle amel etmezse, o benden değildir" diye ikaz etmiş. Ayrıca; "En faziletli amellerden birinin, evlilik konusunda iki kişiye aracı ve yardımcı olmak" olduğunu belirtmiş.

Üç şeyin (vakti gelince namazın, hazır olunca cenazenin, dengi bulununca bekârı evlendirmenin) geciktirilmemesi gerektiği konusunda önemli bir tenbihinin olduğunu biliyoruz. "Evleniniz, boşanmayınız; zira, boşanmak arşı titretir" mealindeki beyanını ise; birinci önceliğin, aile kurumunu korumak olduğunu vurgulayan bir uyarı olarak alıyoruz.

Gel gör ki; son yıllarda kalenin taşlarında düşmeler, temellerinde çökmeler artmaya başladı. En muhkem sığınma ve savunma hattımız; yarılma, yıkılma, yok olma tehlikeleriyle karşı karşıya kaldı.

Bunu anlamak için, istatistiklere bakmak yetiyor. Toplum zincirinin halkaları; artık daha fazla çürüyor, pas tutuyor.

Belirtilerin en önemlileri; evlenme hızının, doğum hızının ve hane halkı sayısının standartların altına düşerek azalması. Buna karşılık; aile huzursuzluklarının, boşanmaların, bölünmüş aile faciaları yüzünden "potansiyel tehlike" haline gelen çocukların ve gençlerin çoğalması.

Buna bir de, "evlilik dışı birlikte yaşama" anlayışını teşvik eden; "eş" yerine "partner" tanımı yaparak kadınla kadının, erkekle erkeğin evlenmesine cevaz veren; çocukların ve gençlerin "kız" ve "erkek" olarak tasnif edilmesine karşı çıkıp, "cinsiyetsiz toplum" modelini öngören azgınlıkları, sapkınlıkları ilave etmemiz gerekir. Ayrıca; yıllardır yapılan usul, üslup ve uygulama hataları yüzünden bazı dindar kadınlarımızın ve kızlarımızın bile "feminizm" rüzgârlarına kapılarak savruldukları, aile kurumunun temellerini sarsan bir duruş ve davranış içinde oldukları görülmeli, bilinmelidir.

Ayrıca, bu noktaya gelişimizde; değişen dünyanın getirdiği dayatmaların da önemli bir payı var. Dijital düzenin esiri, sosyal medyanın bağlısı ve bağımlısı haline gelen insanlar; giderek daha fazla bencilleşiyor, bireyselleşiyor, aile birliğinin ve bütünlüğünün dışına çıkıyorlar.

"Haz, hız, tüketim" tutkunu ve tatminsiz, doyumsuz bir nesil yetişti. Evliliğe, aileye, eşe, çocuğa, anneye, babaya; "külfet, angarya, ayak bağı, yük" gözüyle bakan bir anlayış ve işleyiş gelişti.

Değer ölçüleri alt üst oldu ve yönlendirici, belirleyici, sınırlayıcı olmaktan çıktı. Kariyer hırsı, kalite hassasiyetinin önüne geçti; ilgiler ve iştigaller mala, mülke, mevkiye, mertebeye, şana, şöhrete doğru aktı.

İşin kötüsü; bu durum, bazı çevrelerin ve lobilerin bilerek, isteyerek organize ettikleri bir gidiş. Tedbir alınmaz, çözüm üretilmez ise; korkarız ki, sonumuz tohumun çürümesine, toprağın kurumasına benzer bir tükeniş.

Değişen dünyada aile olabilmek ve kalabilmek için, yapılması gereken şeyler var. Her biri; rüzgâra ve fırtınaya rağmen ayakta kalmamızı sağlayacak "kök" unsurlar.

Her şeyden önce, evlerimizi yahut konutlarımızı "mesken" (içinde huzur, güven, sükûn bulunulan yer) haline getirip; cazip, sıcak, sevecen aile ortamları oluşturmalıyız. Bir yolunu bulup; üç nesli (çocukları ve gençleri, anneleri ve babaları, büyük anneleri ve büyük babaları) aynı sosyal çevre içinde buluşturmalıyız.

İş hayatı yahut sosyal ve siyasal meşguliyetler ile aile hayatı arasında, doğru bir denge ve denklem kurulmalı. Bazı işler ve ihtiyaçlar, hizmet satın alınarak başkaları üzerinden organize edilse bile; eş olma, anne olma, baba olma, evlat olma gibi görevler kişilerin bizzat kendileri tarafından yapılmalı.

"İyi evlilik, mutlu aile" örneklerinin çoğaltılması; aile hayatının cazibesini artırır. Bunun için; çocuklarımızı ve gençlerimizi, evliliğe ve aile hayatına hazırlamak gibi bir niyetimiz, gayretimiz olmalıdır.

Tahrif edilmiş din anlayışı ve yaşayışı; yeni nesillerin hem aile ile hem de Allah ile aralarının açılmasına sebep oldu. Dinimizi ve dünya görüşümüzü, doğru temsil ve tebliğ etmek; hayatımızın en öncelikli ihtiyaçlarından biri haline geldi.

İlk ve son kalemiz olan aileyi; sağlam temeller üzerine kurmalı ve iyi koruma mekanizmalarını geliştirmeliyiz. Toplum zincirinin hiçbir halkasının; ıslanmasına, paslanmasına, çürümesine, kopmasına fırsat vermemeliyiz.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN