Arama

Prof. Dr. Sefa Saygılı
Nisan 10, 2022
Küba’dan İzlenimler – II

Geçen yazımda Küba'da yokluk, yoksulluk ve sefalette eşitlik olduğundan söz etmiştik. İzlenimlerimi aktarmaya devam edeceğim.

Küba'da bütün işyerleri devlete ait. Az sayıda market var ve bizdeki bakkallar gibi. Fakat satın alınabilecek ancak birkaç parça mal var. Bu da alkol ve üç beş ihtiyaç maddesinden ileri gitmiyor. Sabah 9'da açılıyorlar ve tabi önceden kuyruk oluyor. Üstelik burada para geçmiyor, devletin maaşlarını yüklediği kartlarla alışveriş yapabiliyorlar.

Lokantalar da öyle. Tabi yemek fiyatları maaşlara göre hayli yüksek olduğu için (maaşlar 20-30 avro, lokantada yemek 10 avro civarında) ya turistler veya Küba Komünist Partisi yetkilileri ve aileleri yararlanabiliyor.

Bazen tek tük dürüm satan yerler gördük, ama kuyruk vardı ve ayakta yiyorlardı. Sorduğumuzda değişiklik olsun diye rağbet gördüğünü söylediler.

Belli ki ekonomik sıkıntı içindeler ve 'zor durumdayız' lafını sık duydum. Açlık yok ama zorlandıkları açık bir şekilde görülüyor. Hele pandemi dolayısıyla turizm gelirleri de düşünce sefalet daha belirgin hale gelmiş. Bıçak kemiğe dayanmış durumda. Ülke ekonomisi tam anlamıyla çökmüş.

Nüfusun çoğunluğu çalışıp üretmek için yeterli teşviki göremediğinden tüketim mallarının iyice azalmasıyla verimlilik iyice düşmüş. Bir de üstüne iyi evlerde yaşayan, özel araçlar kullanan, evlerde özel hizmet alan, ithal mallar kullanan kendilerinden üstün devrimci bir elit kesim toplumda oluşmaya başlamış.

Küba'da diktatörlük rejimine rağmen insanlar ilk defa bu sıkıntılara karşı seslerini yükselttiler ve ülke geneline yayıldı. Temmuz 2021'de bir pazar günü Kübalılar ülkenin her yerinde protesto için sokaklara çıktılar ve Küba'da ki birçok şehrin sokakları pek alışılmadık gösterilere sahne oldu.

Farklı bakış açısı ve ideolojiye fakat ortak toplumsal sorunlara sahip Kübalılar bir araya geldi. Alışılmadık bir durumdu bu; çünkü Küba'da sadece devlet değil kitlesel eylem ve siyaset de Komünist Parti tekelindeydi. Dolayısıyla ülkedeki egemen tek parti dışında örgütlenen her eylem rejim karşıtı olarak sınıflandırıldı.

KÜBA'DA TARIM VE HAYVANCILIK

Küba'da traktör ve diğer teknolojik aletler olmadığı için tarım eski usul kazma, saban ve at ile yapılıyor. Tabi bütün toprak da devletin olduğu için elde edilen ürünün 10'da 9'una devlet el koyuyor. Bu yüzden çiftçilik ilerlemiyor. "Bu kadar emeğe değmez" diye düşünülüyor. Zaten kalan onda bir de kişinin ihtiyaçları dışında kalanları satma şansı yok, çünkü özel sektör ve pazarlama yok.

Çok geniş araziler ve verimli tarlalar bu sebeple ekilemiyor. Ancak ananas, muz, Hindistan cevizi, mango gibi tropikal meyvelerden yararlanıyorlar.

Hayvancılık da öyle. Tarlalardaki sayısız büyükbaş hayvan sağılamıyor, değerlendiremiyor. Çünkü kendilerine kalan onda birle yetinmek zor geliyor. Süt, peynir, yoğurt gibi ürünlerde kıtlık söz konusu.

Ekonomik sıkıntılardan önemlisi de devletin her şeyinize ortak olması. Mesela çiftçisininiz, 3-5 dananız var. Yiyecek bir şeyiniz yok ve hayvanlarınızdan birini kesmek istiyorsunuz. Kafanıza göre kesemezsiniz, devletten izin almanız lazım çünkü devlet de o hayvan üzerinde hak sahibi.

Bu yüzden insanlar gelirleri artmadığı için tembelliğe alışmış durumdalar. Devletin takdir ettiği ile yetinmek zorundalar. "İş yapsam bile para kazanmak mümkün değil" ve "Nasıl olsa devlet veriyor" havasındalar. Çünkü çalışan, çalışmayan ayrımı yok.

Bir hastanede doktor da başhekim de hizmetli de hemşire de aynı maaşı alıyor. Diyelim bir lokantada temizlikçi de garson ve şef garson da işletme müdürü de yakın ücrete tabiler.

Sözgelimi yine turizmde kullanılan devlete ait otobüs bozuldu. Önce bu işe bakan görevli çağrılıyor, o zabıt tutuyor. Tamirciye haber veriyor, o da falanca yapsın diye ustayı davet ediyor. Yine tutanak dolduruluyor. Gelen usta tamir ettikten sonra ilk görevli problemin halledildiğine dair zabıt tutuyor ve araba hareket edebiliyor. Tabi bu da boşa geçirilen birkaç saat demek oluyor.

Küba ada olmasına rağmen balık ithal ediliyor. Halkın balıkçılık yapmasına izin verilmiyor. Tekneleri olmaları halinde Amerika'ya kaçmalarından korkuluyor. Kıyı balıkçılığı dışında balıkçılık olmayınca adada balık da olmuyor. Kaçmak isteyen yüz binlerce insan var ama engelleniyor.

SANAYİ

Küba'da hammadde olmadığı için üretim de olmuyor. Sanayi yok. Ürettikleri bir şey de yok. Dışarıdan bir iş adamı gelse de devlet hak ettiği ücreti ona veremiyor, parasını da almayınca devam edemiyorlar. Elektrik de Venezuela'dan ithal ediliyor. Kriz olunca enerji dar boğazına girmişler. Elektrik sık kesiliyor. Neyse ki Karadeniz adlı Türk firması Küba'ya elektrik üretmeye başlamış.

Günlük güneşlik bir ülke olmasına rağmen güneş enerjisinden de yeterince yararlanamıyorlar.

Yalnız puro üretiminde tekeller. Bütün dünyada Küba puroları aranıyor ve tutunmuş.

Şehirlerarası yollardaki dinlenme istasyonları bile devletin. Tabi hizmet, kalite ve çeşitlilik de çok zayıf. Hele tuvaletler! Her yerde pis ve bakımsız. Tuvalet kâğıdı, su ve sabun da yok. İşin ilginci de komünist idare kendinde kusur bulmak yerine hep ambargo bahanesine sığınıyor.

KÜBA'DA SAĞLIK

Bu kadar geri ülkenin sağlık konusunda ileri olabileceği düşünülebilir mi? Tabi mümkün değil. Bir hastane dolaşalım dedik ama izin alamadık. Ancak ülkenin genelinde olduğu gibi hastanelerin de sefillik ve bakımsızlık içinde olduğu söyleniyor.

Her semte yayılmış aile hekimliği müessesesi olduğu söylendi ama ilaç olmadığı için işe yaramıyor. Eczaneleri dolaştık bir iki antibiyotik ve ağrı kesici dışında ilaç bulunmuyor.

Küba aşıda ileri mi? O da şüpheli. Bulduk dedikleri korona aşısının testi ve kontrolü yapılmamış, dünyaca otoritelerce de onaylanmış değil. Ne ölçüde etkili olduğu bir sır. Zaten halk da bu aşılara güvenmiyor.

Ancak korona için halen herkes, çocuklar bile maskeli. Dikta rejimi olduğu için kimse maskesiz dolaşamıyor.

DÜŞÜNCE ÖZGÜR MÜ?

Bizdeki solcu geçinenler Küba için; özgürlük, eşitlik, demokrasi ülkesi diyorlar. Fidel Castro 50 yıl ülkeyi diktatörlükle yönetti. Başka parti kurulmasına izin vermedi. Kendi düşüncesi dışında siyasi yapı oluşmasını engelledi, muhalifleri öldürttü. Özgürlük ve eşitliğin olduğu iddiası tamamen yalandır ve bizim solcuların uydurmasıdır.

Fidel Castro devrimden sonra kendi düşüncesine uymayan birçok gazeteyi kapatmış. Komünizm aleyhindeki kitaplar toplatılıp yayınevlerinin kapısına kilit vurulmuş. Yazarlar ve muhalifler hapse atılıp infaz edilmiş. Bu nasıl özgürlük, eşitlik ve adalet! Bizde orayı cennet gösteren Türk solcuları resmen insanları kandırıyor.

Küba vatandaşlarının ülke dışına seyahatleri neredeyse yasaktır. Zaten yurt dışına çıkabilmek için para bulabilmeleri de mümkün değildir. İnternet ve telefon oldukça sınırlıdır. Hapishaneler Castro diktasına uymayan mahkûmlarla doludur. Hapis ve infazdan korkulduğu için kimse Castro ve Che'yi eleştiremez bile. Özgürlük kesinlikle yok.

Tabi bunun gibi çeteleşme, mafya, suç işleme, hırsızlık ve şiddet benzeri hadiselere de rastlanmıyor.

DİNİ HAYAT

Gücünü artırmak isteyen Castro hükümeti, 1963'te Küba'daki Protestanların kırılmasını sağladı. Castro onları devrim karşıtı ve emperyalizme hizmet eden araçlar olarak tanımlayıp, çoğu vaizi ve din adamını hapse gönderdi.

Daha sonra dinsel grupların karşıtlığından da çekinen Castro, dini kurumlara olan yaklaşımını yumuşattı ve dindar insanlara ilk kez Komünist Parti'ye girme izni verdi. Hatta ve hatta Roma Katolik Kilisesi'ni gerici, kapitalist bir rejim olarak görse de Ocak 1998'de Papa 2. John Paul'u Küba'ya davet ederek kilise ve Castro hükümetinin bağlarını güçlendirmeye çalıştı.

Küba önceki zamandan kalan çok sayıda kilise ile dolu. Öyle ki bir otelin terasına çıktığımızda hepsi tarihi olan 6 kilise saydım.

Bu kiliseler açık ancak cemaatleri yok. Düzenli kiliseye kimse gitmiyor. Ancak mahalle arasında karşılaştığımız ayin dini hayatın tekrar canlanma eğiliminde olduğunu gösterdi.

BİNALAR VE MİMARİ YAPILAR

Devrimden sonra yeni bina yapılmamış. Sadece Rusya ile arayı düzelttiği 1975 yılına ait bizdeki TOKİ benzeri bir iki konut gösterdiler o kadar.

Güzelim sanat değeri taşıyan estetik yapılar 1520'lerden ve 18. yüzyıldan kalma. Bunlara dokunmamışlar ama restorasyonunu yapmayı bile becerememişler. "Her ev başka bir zamandan gelme" deniyor. Hele dar sokakları görülmeye değer. Ancak kimse evini güzelleştirmek, yeşillendirmek için çaba harcamıyor.

AİLE HAYATI

Evlilik de boşanma da yaygın. Artık evlenmeden bir arada yaşamayı tercih ediyorlar.

Fidel Castro'nun cinsel hayatı da konuşuluyor. Fidel'in özel hayatının açıklanmasına yönelik resmi yasak var. Ancak sayısı belirsiz kadından 10'un üzerinde çocuk sahibi olduğu söyleniyor.

İNSANLAR MUTLU MU?

Genelde insanların mutsuz ve sıkıntılı olduğunu gözlemledik. Özellikle internete bağlanmak söz konusu olunca başka ülkeleri ve insanları gördüklerinden kendi durumlarına üzüldükleri ancak bir çıkış kapısı bulamadıkları bir gerçek.

Bir ara Castro kapıları açtığını söylemiş. Bunun üzerine bu küçük ülkede 1 milyonun üzerinde insan ABD'ye iltica etmiş. Castro onların arasına cezaevindeki suçluları, akıl hastalarını ve eşcinselleri de katarak ülke dışına çıkarmış.

Evet, sokaklarda müzik yapan topluluklar var ama onların da içten, haz duyarak değil turistik niyetle yaptıkları anlaşılıyordu. Gülen insanlar çok değildi. Düşünceli ve dalgındılar. Genelde mutsuz, yoksul ve üstelik geleceğe ait umutlarının olmadığı söylenebilirdi.

Aslında Che doktor olmasına rağmen rahatlıkla cinayet işleyebilen bir katildir ve infaz emrini kolaylıkla verir: 'İnsanları idam mangasına göndermek için hukuki delil gereksizdir... Bu prosedürler modası geçmiş burjuvazi detaylarıdır. Bu bir devrimdir' diyen odur. 'Bütün gazeteleri yok etmeliyiz, özgür basın ile bir devrim yapamayız' cümlesini kuran da yine Guevara'dır!

Gazeteci Nagehan Alçı bu konuda gerçekleri şöyle ifade ediyor:

"Hem totaliter, hem de insan doğasına aykırı komünist sistemin bir halkı nasıl mahvedebileceğinin, paylaşmak sözcüğünün burada yalnızca sefaleti ve çileyi paylaşmak anlamına geldiğinin, dünyalar güzeli bir coğrafyaya nasıl ihanet edilebileceğinin ve muhteşem bir şehre kötü bakmanın ne demek olduğunun cevaplarını veriyor Havana. Daha önce Guevara ve Castro ile ilgili söylediklerimin ne kadar doğru olduğunu hatta az bile söylediğimi anlıyorum... Turistlerin bıraktığı en basit bahşiş bile Kübalılar için çok büyük para. Bu da tabii o paraya ulaşmak için her türlü yolun kapısını açıyor. 5 dolar bahşiş alabilmek için her şeyi yapabilecek bir insan malzemesi oluşturmuş buradaki 'komünist kapitalizm'! İnsan halkını bu şekilde sömürten diktatör Castro'ya lanet okuyor.'

Castro'nun Küba'sı kapitalist Batı'ya kafa tutar gibi yaparak aslında dünyaya kendi ülkelerini sosyalizm adası olarak sattı. Korkunç bir devlet kapitalizmi yarattı ve halkı fakir bırakırken her şeyi kamulaştırdı. İnsanları hasta edip sonra da iyi bir sağlık sistemi kurmakla övündü.

Esasen dünyanın neresinde olursa olsun devrimci ve totaliter sosyalizmden dünya çok çekti. Totaliter sosyalist rejimler 'insanlığı düzeltmek uğruna' resmi rakamlara göre 100 milyona yakın insanı katlettiler! Che ve Castro bu barbarlığın iki örneğiydi yalnızca. Fidel Castro'yu esirlerin kafasına ateş ederken görmek isterseniz internete bir göz atın..." (Habertürk, 30.11.2016)

CHE GUEVERA'NIN ÖLDÜRÜLMESİ

Küba'daki Castro'dan sonra ikinci önemli kişi olan Che, 1965'de çeşitli nedenlerden dolayı Küba'dan çıkarak önce Kongo'ya sonra da Bolivya'ya geçer. Bu ayrılığın nedenleri arasında, Che'nin Sanayi Bakanı olarak çok da başarılı olamamış olması, Castro ve Che'nin zamanla ideolojik ayrılığa girmesi, Nükleer füze krizinde Castro'nun devre dışı bırakılmasını Sovyetler'in ihaneti olarak görmesi, Castro'nun gittikçe Sovyetler'in etkisine girmeye başlaması, Che'nin ününün gittikçe Castro'nun önüne geçmeye başlaması gibi nedenler gösterilir ama hiçbiri kesinlik kazanmaz.

3 Ekim 1965'de Castro, Che Guevara'dan gelen bir mektubu halka açıklar. Mektupta Che Guevara devrimi ve gerilla savaşını başka topraklara taşıma yolundaki kararlılığından ve Küba devrimine olan bağlılığından bahsediyor ve Küba'daki resmi görevlerinden istifa ettiğini açıklıyordur. İki yıl boyunca kendisinden haber alınamayan Che, daha sonra ortaya çıkacağı gibi önce Kongo'da savaştıktan ardından da Tanzanya, Prag ve Küba'da saklandıktan sonra 1966'da bir iş adamı kılığında Bolivya'ya geçer. Amacı And Dağları'nda yanındaki bir grup Kübalı ile tüm Latin Amerika'yı özgürleştirecek bir harekât başlatmaktır. 8 Ekim'de aç, hasta ve dış dünyadan habersiz olan Che ve ufak ekibi bir muhbir sayesinde Bolivyalı korucularca sarılır. Bunlar ABD tarafından eğitilmiş timlerdir. 9 Ekim 1967'de Che Guevara'nın CIA destekli birlikler tarafından Bolivya'da kurşunlanarak öldürülmesi haberi Castro'yu kişisel olarak çok derinden sarsar.

KÜBA DEVRİMİ HEDEFİNE VARDI MI?

Castro, Küba'nın içinde bulunduğu sorunların kapitalizm, burjuvazinin diktatörlüğü ve yozlaşma ile bağdaştırarak tek ve kesin çözümün işçi sınıfının yapacağı bir devrimden geçtiğini savunmuştu. Şöyle diyordu: "Marksizm bana toplumun ne olduğunu öğretti. Bir zamanlar kuzey güney neresi anlayamayan ormanda gözü bağlı bir adam gibiydim. Eğer ki sınıf çatışmasının tarihini tam olarak anlayamamışsan veya toplumun zengin ve fakir diye ikiye ayrıldığından, bazı insanların diğerlerini sömürdüğünden bir habersen o zaman ormanda kaybolmuşsun ve hiçbir şey bilmiyorsun demektir".

Castro devrim sırasında acımasızdır. Binlerce kişinin toplu infaz edilmesi yönünde kararın çıkacağı mahkemelerin kurulmasına ön ayak olur. 3 ayda 500 kişi infaz edilir. Üstelik bu infazları adil yargılama sürecinden geçirmeden yapar. Castro'nun 1959'da yapılan toplu infazlara cevabı şu şekilde olur: "Biz masum insanları veya politik muhalifleri infaz etmiyoruz. Biz katilleri infaz ediyoruz. Ve onlar bunu hak ediyorlar".

Fidel Castro, 'dünyanın en masum, barışçı ve halkına refah ve huzur getiren lideriydi' masalı anlatılarak anılsa da eli kanlı bir katildir ve 'sol' kendini avutmaya ve kandırmaya devam etmektedir.

CHE'NİN ANITMEZARI

Bir yüksek kaidenin üzerinde Che'nin dev bir heykeli mevcut, elinde silahı ve arkasında gömüldüğü mekân. Girmek istediğimizde görevliler bizi uyarıyor, "İçerde konuşmak, gülmek yasak. Başınızda hasır şapka veya kasket olmayacak." Fotoğraf çekmek da yasak.

Anıtmezarın içinde Che Guevara'nın hayatının aşamalarını gösteren şemalar var. Soğutulmuş ve devamlı yanan bir ateş mevcut. Sanki mezara değil tapınağa giriyor izlenimine kapılıyorsunuz.

SONUÇ OLARAK

Fidel Castro'ya, dikta rejimine karşı kimse konuşamıyor, çünkü korkuyor.

Ülke yokluk, yoksulluk ve sefalet içinde. İnsanlar hayat standardından ve şartlarından memnun değiller ve mutsuzlar. İstedikleri gibi yaşayamıyorlar ve özgürlükleri yok.

Evler bakımsız. Sanki yıkılacak gibi duruyorlar. Cam ithal edilemediğinden evlerde pencereler kepenklerle kapanmış.

Kısacası komünizm bir ülkeye felaket getirmiş. Bizdeki solcular ne kadar görmezden gelirse gelsinler, "Küba'da mutluluğun resmini görüyorduk nereye baksak" deseler de gerçek böyle.

Ancak bizdeki romantik solcular Küba'yı halen ideal ülke olarak görmeleri şaşırtıcı. Geliyorlar ve sol yumruklarını sıkarak Che'nin anıtmezarının önünde slogan atıyorlar. Fakat onlardan birinin söylediği şu sözler gerçekleri ifade ediyor:

"Burası bizim için tam bir hayal kırıklığı. Küba'da bir hafta bile yaşanmaz. Fakirlik, yokluk, yasaklar ülkesi. Türkiye'ye komünizm gelmesi için hayatımı mücadele ile geçirdim, iyi ki başarılı olamamışız diyorum şimdi."

Küba'da atlı arabalar yaygın olarak kullanılıyor.

Che Gevera'nın anıtmezarı önündeki heykeli

Çocuklar yoksul

Dar sokaklar

Eczanede bir kalem ilaç ancak var

Eski bir sokak

Havana'da boyayarak güzellik kattıkları kayalar

Havanada yine 1800'lerden kalma bir cadde

Havana'dan bir görüntü

Şehirlerarası yollarda araca pek rastlanmıyor

Tropikal meyveler

Prof. Dr. Sefa Saygılı

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN