Arama

Hayatından çizgilerle Freud

Hayatından çizgilerle Freud
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Sigmund Freud, 20. yüzyıl başlarında bilimin yükselen yıldızı sayılıyor ve el üstünde tutuluyordu. Çok uzun süredir ise bilimin popüler eğilimlerinin dışındadır artık ve psikanaliz denilen marjinal terapi formunun bulucusu olarak anılmaktadır.

Freud'un hayatıyla teorisi arasında yakın bir ilgi vardır. Bu yüzden araştırmacıların ilgisi onun yaşantısına ve çevre şartlarına yönelmekte, Freud'u inceleyen pek çok kitap yayınlanmaktadır.

ÇOCUKLUK

1856 yılında Amalia ve Jacop Freud'un oğlu olarak doğdu. Sigmund doğduğunda Jacob 40, Amalia 21 yaşındaydı.

Baba Jacob Ortodoks bir Yahudi olarak yetiştirilmişti, İbraniceyi iyi bilirdi. Bununla birlikte, dini örf ve adetlerin çoğunu umursamaz, bunları aile kutlamaları olarak değerlendirirdi. Sigmund daha sonraları, babasının kendisini Yahudilikle ilgili konularda tam bir cehalet içinde yetiştirdiğini ileri sürecekti. Bu iddia tam doğru sayılmaz. Kendi yazdığı hayat hikâyesine bakıldığında, Sigmund'un daha ''okuma sanatına henüz tam vakıf değilken'' Eski Ahit'i okumaya başladığı görülür.

Freud, babasının üçüncü evliliğindendi. Üvey kardeşleri annesinin yaşındaydı ve kendi yaşında yeğenleri vardı. Bekâr olan ağabeyinin annesine babasından daha çok eş olarak uyduğunu düşünür, buna bir anlam veremezdi.

YAHUDİLİKLE İLİŞKİSİ

Freud'un büyüdüğü Viyana'nın yüzde 10'u Yahudilerden oluşuyordu ve şehirdeki avukatların, doktorların, gazetecilerin yandan fazlası Yahudi'ydi. Buna rağmen Yahudi düşmanlığı belli belirsiz hüküm sürmekteydi.

Sigmund, ortaokul ve lisede sınıf arkadaşlarının alaylarına katlanmak zorunda kaldığı gibi, daha sonraki mesleki hayatında da ayrımcılığın sıkıntılarını yaşadı.

Babasının başından geçen bir olayı da Sigmund hiç unutmadı. Zayıf bir adam olarak algıladığı babası, onu hayal kırklığına uğratmıştır. Babası Jacob bir gün yürüyüşe çıktığında, Hristiyan'ın biri başındaki yepyeni kasketi vurarak düşürmüş ve ''Kaldırımdan aşağı in Yahudi!'' diye bağırmış. Sigmund babasına ne yaptığını sorduğunda ise Jacob, ''Hiç yola indim ve kasketimi aldım'' diye cevap vermiş.

Sigmund babasının bu tepkisinden hiç memnun kalmadı ve onu tarihteki kahramanlarla kıyaslayarak acı çekti.

Freud ise sonraki hayatında, kendisine bağıran ve hakaret eden Yahudi düşmanlarına öfkeyle haykırarak ve bastonuyla saldırarak, fiziksel olarak da karşı koymuştur.

Freud, ''Annem babam Yahudiydiler, ben kendim de hep Yahudi kaldım'' derse de ateistti ve ömrü boyunca da öyle kaldı. Psikanaliz çıktığında da ilk savunucuları hep Yahudi'ydi, bundan dolayı endişe duyardı.

Freud, 1897'de bir Yahudi kardeşlik cemiyeti olan Viyana B'nai B'rith'e katıldı. Cemiyetin misyonu Siyonizm ile örtüşüyordu. Burada Freud, Yahudilerle arkadaşlık edebilmenin zevkini tadabildi. Toplantılara titizlikle katılıyordu. Bir mektubunda üyelere şöyle diyordu: ''Hemen sizlerden biri oluverdim, sempatinize mazhar oldum ve düşmanlıkla çevrelenmişken, dostlar bulacağımdan emin olduğum bu yere gelmeyi hemen hiç ihmal etmedim.''

1927'de Freud ''Bir Yanılsamanın Geleceği'' adıyla dinin kökenlerini araştırdığı incelemesini yayınladı. Bu kitabında din, ebedi bir ana baba koruyuculuğuna duyulan arzuyu ifade eden yanılsama olarak gösterildi.

Freud, ''Bilgi hazinelerine ulaşabilen insanların sayısı ne kadar arttıkça, dini inançlardan kopuş da o kadar yaygınlaşır'' dediyse de bugün bilim adamları ve aydınlar arasında Allah'a inanan ve bağlananların sayısı Freud'u yalanlamıştır.

Freud'un bu görüşleri oluşmasında kendi dini etkili olmuştu. Freud, tahrifata uğramış Yahudilikteki "kendini suçlayan peygamberleri" ve katı yasalarıyla keskin esneklikten yoksun bir din ortaya çıkaran ve günahlarından ötürü kendilerini cezalandıran eski İsraillileri buna örnek göstermiştir. Buna rağmen Freud son kitabı ''Musa ve Tektanrıcılık'' ile Yahudilik konusuna dönüş yapmıştır. Hz. Musa yıllar sonra onu büyülemiştir.

AİLESİNİ GEÇMİŞİ

Freud' un babası Jacob, eşi Amelia'yı ve yedi çocuğunu, onlara kitaplar, tiyatro bileti alarak, çocuklarının portrelerini yaptırarak, Sigmund'un okul taksitlerini ödeyerek rahatça geçindirebilmekteydi. Fakat ne iş yaptığı, nasıl para kazandığı açık değildi. Burada Jacob'un erkek kardeşi Josef'in piyasaya kalp para sürmekten yargılandığını biliyoruz. Jacob'un bu işe bulaşmış olması muhtemel görünmektedir.

FREUD'UN PSİKOLOJİSİ

Freud'un zihinsel hayatın sırlarını kendinde araştırmaya karar vermesi boşuna değildir. Babasının ölümünden sonra sık sık depresyona girip çıkıyordu. Ayrıca, yetişkin hayatının büyük bir kısmında çeşitli nörotik belirtileri olmaktaydı. Çarpıntı geçiriyordu, midesi ağrıyordu ve migreni vardı. Çalışmaları kötüye gittiğinde, daha da huysuzlaşacak, depresyon ve yorgunluktan şikâyet edecekti. Açıkçası Freud, hastalarının hiçbirinin analizini tamamlayamamıştı. Kendisi, son ve en iyi umuduydu.

Freud, kendi hayatında, çocukların cinsel dürtülerinin kanıtını buluyordu. Çocukken annesini sevmiş ve arzulamıştı. Babasının, kardeşlerinin ve diğer rakiplerinin ölmesini ve annesinin yalnız kendisine kalmasını dilemişti. Sonradan bu çatışmalar bütününe Oidipus karmaşası adını verdi.

Freud'un zihinsel hastalıkların tedavisi için geliştirdiği psikanaliz yöntemi, hem çok tehlikeli, hem de tamamen işe yaramaz bulunarak eleştirilmiştir. Çocukların cinselliği ve ''ölüm içgüdüsü'' hakkında yazdıkları pek çok eleştirmeni dehşete düşürmüştür. O, bilimsel olarak kanıtlanamayan bulanık iddialar öne sürmekle, cinsellik dürtüsüne bütün diğer insani güdülerin üzerinde çok ağırlıklı bir yer vermekle ve kendi deneyimlerini insanın psikolojik gelişimine ilişkin bir model olarak kullanmakla suçlanmıştır.

Freud, teorisine kendi de tam inanmıyordu. Bir dostuna ''Yeni ve inanılmaz olan pek çok şey ve pek az kanıt var'' şeklinde yorumluyordu.

FREUD'UN BAYILMASI

Freud, psikanalizini kendi yaşantısına da tatbik ediyordu. Bir defasında yine ünlü ruh hekimi Jung'la yemek yiyordu. Jung, ona arkeolojik bir kazıdan ve bulunan kemiklerden söz ediyordu. Freud, Jung'un ölü kemiklerden bahsetmesini kendisinin ölümünü istediği şeklinde anladı ve düşüp bayıldı.

Analizlerine dayanamayarak bayılması daha sonra da tekrarladı.

KANSERE YAKALANIYOR

1922'de Freud'un yeğeni intihar etti. Evli değildi ve hamileydi. Aşın dozda ilaçtan ölmüştü. 1923'te torununun ölümü çok sarstı. Aynı yıl Freud'a kanser teşhisi kondu.

Freud cinsel teorisinin ardından ''Bir Yanılsamanın Geleceği'' adıyla çıkardığı kitapla ateizmi savundu. Önce seksle ilgili teorileriyle suçlanan Freud, şimdi de Tanrı'yı inkâr ederek kamu ahlâkının temellerine dinamit koymakla suçlanıyordu.

Bu sırada Freud'un protez damağı ona eziyet etmekteydi. Konuşmakta ve yemek yemekte zorluk çekiyordu, ağrılar içinde kıvranıyordu.

Kanserli doku, yaralar oluşturmaya ve çok kötü bir koku yaymaya başladı. Köpeği bile yanına yaklaşamaz olmuştu. Sürekli ıstırabı vardı. Özel doktoruna, ''Artık bu işkenceden başka bir şey değil ve hiçbir anlamı yok'' diyerek yardım istedi. Doktoru Freud'a aşırı dozda morfin verdi. 23 Eylül 1939'da öldü. Yahudi adetlerine aykırı olarak naaşı yakıldı ve külleri en sevdiği vazoya kondu.

Evet, Freud öleli 60 yıldan fazla oldu ve bugün birçok biyolog, onun insan zihnine ilişkin görüşlerinin incelenmeye bile değmez bir şarlatanlık olduğu görüşündedirler.

Prof. Dr. Sefa Saygılı

(Bu yazı Bilinçdışının Kâşifi Sigmund Freud - Tübitak Yayınları adlı kitaptan yararlanarak hazırlanmıştır.)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN