Arama

ve psikolojimiz

Ay ve psikolojimiz

Dünyamızın uzaydaki yol arkadaşı , tek uydumuzdur. Çıplak gözle yüzey şekilleri kolaylıkla görülebilen tek gökcismi olan Ay aynı zamanda gece vakti gökyüzündeki en parlak ve en büyük cisimdir.

Ay dünyamızdan yaklaşık 384 bin km uzaklıktadır ve kütlesi Dünya'dan 81 defa daha küçüktür. Çapı Dünya'nınkinin dörtte biridir. Çekimi az olduğundan bir insan orada, 10-12 metre sıçrayabilir.

İçinde yaşadığımız Dünya'nın hayat için uygun şartları sağlamasının binlerce sebebinden biri de Ay ve Dünya arasındaki hassas dengesidir. Ay'ın Dünya üzerinde ölçülebilen en büyük etkisi med-cezir olarak bilinen durumdur. Dünya ve Ay arasındaki çekim kuvveti su ile kara arasındaki adhezyon denilen; birbiriyle ilişkili farklı maddelerin arasındaki çekim gücünden çok daha büyüktür. Bu sebeple, Ay'ın Dünya üzerinde oluşturduğu kütle çekim kuvveti, Dünya'ya olan uzaklığının değişmesiyle okyanus ve denizlerin kabarma veya alçalmasına yol açar. Gel – git olarak da tanımlanan med-cezir bu sebeple oluşmaktadır. Fakat Dünya'da yaşanan med-cezirin tamamı Ay sebebiyle oluşmaz. Yaklaşık üçte bir oranında Güneş'in kütle çekim etkisi de med-cezirin yaşanmasında rol oynar.

Ayın yokluğu halinde; atmosferimiz yüzlerce defa daha yoğun olacağından yeryüzüne güneş ışını ulaşamayacak ve fotosentez gerçekleşemeyeceğinden hayat da olmayacaktı. Ay'ın çekim gücü atmosferimizi bir pamuk helva gibi kabartarak, onu seyreltmektedir.

Kısacası Ay olmasaydı, Dünya kendi ekseni etrafında şuan ki hızına kıyasla çok daha yüksek bir hızla dönecek ve hem yüzeyindeki rüzgârlar çok şiddetlenecek, hem de gün süresi kısalacaktı. Böyle bir senaryoda hava, kara ve denizler arasındaki ısı değişimi daha hızlı olacak ve doğu ile batı doğrultusunda saatteki hızı yaklaşık 160 kilometre olan kasırgalar esecekti. Bu derece sert iklim koşulları başta insan olmak üzere karmaşık yapıdaki organizmaların yaşaması için elverişsiz bir ortam demekti. Zaten med-cezirin olmaması veya sadece Güneş etkisiyle çok düşük oranda yaşanması bile okyanustaki hayatın hiçbir zaman oluşmamasına sebep olurdu.

Sadece Ay'ın varlığı değil Ay'ın boyutu ve yeri Dünya'nın eksen eğimini istikrarlı hale getirerek hayatı mümkün kılar. Ay, Dünya'nın eğimini stabilize eder, bu da canlılara yaşanabilir bir iklim kazandırır. Aynı zamanda kutup bölgelerinde sürekli olarak derin kar depolarını korur. Bu depolar bilim adamları için muazzam derecede önemli bilgilerin kayıt kaynaklarıdır.

Özetle Ay olmasaydı neler olurdu?

*Günler 24 saat değil 18 saat olurdu.

* Fırtına ve kasırgalar artardı.

*Tam bir küre şeklinde olmayan Dünya'nın konumun dengelenmesinde bir stabilizatör bulunmazdı.

*Dünya gök taşları tarafından yok edilebilirdi.

Sonuç olarak; bildiğimiz yaşam şekli olmazdı, yani biz olmazdık.

Ay'ın insan psikolojisi üzerine etkisi

Dev okyanuslarda med-cezir olaylarına yol açan dolunay, vücudunun yüzde 70'i su olan insanoğluna da etki eder. Özellikle kalp ve şeker hastaları, sinir sistemindeki hücrelerin işleyiş düzeni bozulduğu için dengesizliklerle karşılaşırlar. Ay'ın tıpkı okyanuslar gibi vücut sıvılarını da çektiği ve beyinde oluşan gel-git dalgalarının davranışları değiştirdiği ileri sürülmüştür.

Birçok canlının yıllık ve günlük ritmik hareketinde, Ay'ın etkisinin büyük bir önemi olduğu bilinmektedir. Özellikle akşam karanlığında aktif hale geçen birçok canlı türü çiftleşme, yumurta bırakma, hatta göç etme gibi eylemlerini Ay'ın dönemlerine göre ayarlarlar. Bazı yengeç türleri, kıyılara ancak dolunayda çıkar ve bazıları da dolunayda yumurta bırakır.

İzahı olmayan bir güç, dolunayın gökyüzünü aydınlattığı gecelerde tüm insanların içini kıpır kıpır yapıyor, neşeyle öfke, sükûnetle sabırsızlık, sevgiyle nefret adeta iç içe yaşanıyor. Ay'ın insan hayatının belirli dönemlerini etkilediğini savunan Amerikalı psikiyatrist Arnol Lieber ise "Ay'ın Etkileri" adlı kitabında bedenin sıvı ve hormon dengesinin alt üst olduğunu savunarak "Birçok kimse bu dönemlerde uykusuzluktan şikâyet ederken, bazıları saldırganlığa kadar götürür" demektedir.

Dolunay'ın kadınlara daha fazla tesir ettiği de bir gerçek. Bilim adamları bunları şöyle açıklamaktadırlar:

Kadınlar, dolunay günlerinde çok hassas oluyor, daha çabuk ağlama eğilimine giriyorlar. Doğumlar, bu günlerde yüzde 20 oranında artıyor. Dolunay, adet görme düzenini bozuyor ve kanamaları artırıyor. Yine migren atakları sıklaşıyor ve daha stresli hale geliyorlar.

Müslim'in Ebu'd-Derda (r.a)'dan rivayet ettiği bir hadisi şerifte, "Habibim, yaşadığım müddetçe terk etmeyeceğim her ay 3 gün oruç tutmayı tavsiye etti" buyurulur. Tirmizi ve Nesei, (r.a)'dan şu hadisi rivayet ediyorlar: " Ey Ebu Zer, her ay 3 gün oruç tutarsan 13, 14 ve 15. günleri tut."

Bilindiği gibi ayın ortasına rastlayan bu üç gün, dolunay günleridir. Dolunaya karşı vücudumuzdaki tabi dengeyi oruçla sağlamamız mümkündür. Zira bugünlerdeki sıkıntı, stres ve sinirliliğe karşı bedeni arzu ve istekleri dindirmek için oruç birebirdir. Kısacası oruç bizi aşırılıklardan koruyacaktır.

Prof. Dr.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN