Vuruşarak Çekilmek
Bir zamanlar Milliyet gazetesinde yazan Prof. Mümtaz Soysal'ın ilginç bir makalesi, makalesinin de ilginç bir başlığı vardı: Vuruşarak çekilmek! Erken mi bilinmez, ama bana İran-ABD kapışma ihtimalinde seçeneklerden biri bu gibi geliyor. Bunu çağrıştıran başka ifadeler de var. Söz gelimi; pabucu pahalıya satmak veya postu pahalıya satmak... ABD, İran'la kapışmasında sert kayaya çarptığını anlamalı. Karşı darbe aklını başına getirmeli.
İran rejimi halkına yabancılaştı veya halkıyla kavgalı bulunuyor. Sadece halkıyla değil, aynı zamanda bölge ülkeleriyle de kavgalı duruyor. Velhasıl, sadece Batı veya İsrail'in düşmanlığını üzerine çekmekle kalmadı; aynı zamanda hesapsız davranışlarıyla İslam dünyasını küstürdü, karşısına aldı. Ya da onunla da yıldızları pek barışık değil. Gerçi ABD'nin İran'a yönelik muhtemel saldırısını İsrail ile BAE dışında açıktan onaylayan başka ülke bulunmuyor.
İran'daki resmî veriler ölenlerin sayısını 3 bin olarak veriyor. Bununla birlikte gayriresmî iddialara göre bunu en az 10'la çarpmak gerekiyor; 30 bine yakın ölümün olduğu ileri sürülüyor. Halk da çıldırmış gibi davranıyor. Matem ülkesi İran'da halk, kayıplarına veya ölülerine bu defa ağlamıyor! Ağıt yakmıyor ve matem tutmuyor! Bilakis, âdeta oynayıp zıplıyor ya da bayram ediyor! Bu garip davranışlarının sırrı sorulunca şöyle cevap veriyorlar: "Bedenlerimizi teslim alabilirler lakin ruhlarımıza hükmedemeyecekler." Durum vahimin de ötesinde.
Bu durumda akla "Oynatmaya az kaldı, doktorum nerde?" mırıltıları ve melodileri geliyor. Hiç normal zamanlarda yaşamıyoruz. İran halkı gibi İran rejimi de muvazaanın dışında son bir görev olarak postu pahalıya satmalı ve en azından sahneden vuruşarak çekilmeli. ABD, sert bir kayaya çarptığını anlamalı. Belki bu tutumu geçmişte yaptıklarına karşı bir kefaret-i zünub ya da günahlardan arınma olabilir. İran ABD'ye çılgınca karşılık verirse Amerikan yönetimi sus pus olabilir ve "beyaz öküzün yendiği sırada yendim" kısır döngüsü sona erebilir. "Sırada kim var?" sorusu geçersiz ve zait hale gelir.
Fasit daire İran eşiğinde durur. Her iki taraf da ellerinde ilk defa kullanacakları süper silahlar olduğu propagandasını yapıyorlar. Gerçek mi blöf mü, bilmiyoruz. Lakin Trump başkanlığının birinci devresinde de Afganistan'ı bu tarz görülmemiş tonlarca ağırlıktaki silahlarla tehdit etmiş, bu silahları orada denemişti. Bu durum Afganlıları yıldıramadı, geriletmedi; bilakis Afgan halkı zaferini taçlandırdı ve ülkesinden Amerikan birliklerini çekilmeye zorladı. Bölgede herkes birbiriyle değil ABD ile uğraşırsa bu haydut ülke bağrımızda tutunamaz. İsrail ile ABD'nin gücü bizim zafiyetimizden kaynaklanıyor.
ABD silahlı güçleriyle birlikte İran'ı markaja alıyor. Lakin İran geniş bir ülke, hem de Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'na bakıyor. Petrol güzergâhlarına hükmediyor. Rejim direnebilirse ve dayanabilirse işin rengi değişir. Bölgede ABD sonrası dönem için yeni bir milat olur. Yine de bir yolunu bulup halkıyla ve bölge ülkeleriyle kucaklaşmaya bakmalı. Bunun için İslam'ın yanlış yorumlarından kurtulmalı ve infiratçı bidat çığırına veda etmelidir. Böylece İslam ümmeti ve dünyası arasına sağlıklı bir eleman ve unsur katmış, kazanmış olur. O zaman normalleşme süreciyle birlikte davranışları yıkıcı olmaktan çıkar, yapıcı hale gelir. Velhasıl halkıyla ve bölgesiyle kucaklaşmalı ve kaynaşmalı...
Mustafa Özcan
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.