Arama

Afganistan’da yalanların savaşı

Afganistan’da yalanların savaşı
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Medya kabuk değiştiriyor. Soğuk Savaş sonrası komünist ve kapitalist her iki kampın da motivasyonu düştü ve korku dengesine bağlı disiplinini kaybetmesi üzerine eski komünist blok ülkelerinde ve Batı'da ciddi bir biçimde kan kaybı yaşandı ve gazete okur yazarlığı azaldı. Kamplaşmaya dayalı gerilim düşünce, ilgide düştü. Buna sosyal medyayı yani kendin pişir kendin ye tarzının yükselmesini de eklerseniz, katarsanız neden bu noktaya geldiğimiz yani vaziyet daha iyi anlarsınız. Bunun dışında hala medya saldırı aracı. Biri uslanıyor ötekisi azıtıyor. Sözgelimi 1991 yılında yani Saddam'a yönelik birinci Amerikan savaşında CNN Internaional embedded ya da maiyet kanalı olarak anılıyordu. Saldırı sisteminin parçası idi. Propaganda alanını deruhte ediyor, üstleniyordu. Daha sonra CNN International uslanınca yerini Fox Tv ya da SKY News aldı diyebiliriz. Bu arada eski basının yerinde yeller estiğini söylediğimiz gibi eski yazar çizer takımı da tabii seleksiyona uğruyor birer ikişer aramızdan ve tali olarak hayattan çekiliyorlar. Dolayısıyla biz kurulu sisteme kurulu sistem de bize yabancılaşıyor ve makas farkı giderek açılıyor. Dolayısıyla basının aktörlerinde azalma oldu ya da artık o eski simalar yok. Yaşlandılar ya da hayattan çekildiler.

Ankara'da Rüzgarlı Sokak'ta gazetecilik yaparken kültür eski Bakanı Nabi Avcı Kanadalı bir yazarın yazısını getirdi ve önümüze koydu. Onun yazılarını zaman zaman yayınlamamızı istedi. Köşe yazarının adı Eric Margolis idi ve İslam dünyasıyla ve çatışma bölgeleriyle ilgileniyordu. İlgilendiği konular arasında Afganistan gibi müzmin meseleler başta geliyordu. Bu isim zihnime yerleşti ve zaman zaman yazılarını gördüğümde özel bir itina gösteriyor ve dikkat kesiliyordum. Temel tezi İslam dünyası ile Batı arasında uzlaşma yolları, köprüleri ve alanları kurmak ve bulmaktı. Kısaca bizim yapmamız gerekeni öteki cephede Eric Margolis temsil ediyor, yapıyordu. Batı'da birçok hakşinas benzerleri var. Ulaştıklarımız veya öne çıkanlar ise negatif ve suyu bulandırıcı ve havayı zehirleyici tipler. Oysa ki geçenlerde sellerde Avusturyalı bir kişinin nasıl bir Türk komşusunu selden alıp kurtardığını hep birlikte gördük. Avusturya'nın Salzburg eyaletine bağlı Hallein kasabasında, etkili olan sağanağın yol açtığı sele kapılan Salih ve Ayşe Karaaslan çiftini kurtaran Alexander Eisenmann, "Benim için kim oldukları elbette ki hiç önemli değildi." demiştir. Demek ki her Avusturyalı insan insanlık düşmanı ırkçı biri değil. Bizim de onları kazanmak için itina ve sabır göstermemiz lazım.

Margolis bir entelektüel olarak gerçeklere hizmet ederek insanlığa ve kenetlenmesine katkı sunmak istiyordu. Marifet iltifata tabi olduğundan eskisine göre ilgi alanlarımızı azalttık. Okuyucu tarafından beğenilmeyen veya ilgi gösterilmeyen alanları teğet geçmeye başladık. Bu da bilgi ve görgümüzü kıtlaştırdı. Kısır döngüyü besledi. Bazen takibi bıraksam da Eric Margolis nerede yazıyor diye merak etmişimdir. Bu ilgi kafamda şimşek gibi çakıyor sonra da sönüp gidiyordu. Geçenlerde commondreams.org adlı haber ve yorum portalında gezinirken yine Eric Margolis ve Afganistan'la ilgili bir yazısıyla karşılaştım. Son aşina isimlerden birisiyle karşılaşmamdan dolayı mutlu da oldum. Yazısına göz gezdirdim yazı tam da Türkiye'de Afganistan tartışmalarının tavan yaptığı döneme denk geldi. İbni Haldun coğrafya kaderdir demiştir ve ülkelerin kaderini belirler. Jeopolitik rüzgarlar bizi ne kadar öteye beriye savursa; git-gel yaşasak da Afganistan ile biz potansiyel dost ikliminde ve kümesinde bulunuyoruz. Birinci Dünya Savaşı'nda Almanlarla silah arkadaşı olduk bazen bu duygular köreliyor, külleniyor olsa da bazen de yeniden kıpırdıyor. Afganistan beraberliğimiz de öyle. Afganistan'da uçların ortasını bulmak kolay değil. Necati Doğru gibi yazarlar Taliban'la masaya oturmaktansa veya ilişki kurmaktansa Yunus Emre, Mevlana üzerinden bu bölgeye ılımlı İslam ihraç etmeyi daha doğru buluyor, salık veriyor. Keşke bu kadar kolay olabilse ve biz de bunu yapabilsek. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın! Necati Doğru'nun yazısı ile Eric Margolis'in Afghanistan: Graveyard of Empires (İmparatorluklar Mezarlığı Afganistan) yazısını karşılaştırmak yerinde olurdu.

İngilizlerle Ruslar arasında büyük oyun burada sahnelendi. Yüz yıl sonra Afgan dağları önce Ruslara sonra da Amerikalılara geçit vermedi. Önce 11 yıl kalan Ruslar Afganistan'dan geride imparatorluklarını bırakarak(SSCB) geri çekildiler. 21 yıl sonra da şimdi Amerikalılar püskürtüldü; geride 31.376 zayiat (ölü ve ağır yaralı) bırakarak Afganistan'dan ayrılıyorlar.

Mevlana üzerinden Afganistan'a ılımlı İslam ihraç etmek fanteziden ibarettir. Birincisi, bu tereciye tere satmak olur. Mevlana Rumi olmadan önce Belhi'dir. Yani adamlar Mevlana'yı bizden değil Mesnevi'den; birinci elden öğrenebilirler. Bugünkü Afganistan topraklarında doğmuştur. İranlılar bile iki sevmedikleri lakap olan Rumi ile Belhi arasında tercih durumunda kalsalar Belhi'yi tercih ederler yani Mevlana'yı Afganistan'a mal ederlerdi. Eğer ılımlılık kurtarsa idi Şeyh Sadi, Mevlana ve büyük şairler ve arifler İran'ı düştüğü çukurdan kurtarırlardı. Kurtulmak için sadece arifler yetmez insanın kendi iradesi daha fazla belirleyicidir. İranlı yazar Homa Katouzian'ın yazdığı gibi Sadi gibi büyük arifler İran'da bazen itibar suikastına uğradıkları gibi bazen de iade-i itibar ile ödüllendiriliyorlar. Terzi gibi İran da bu gibi manevi hazinelerle malik olsa da kendi söküğünü dikemiyor. Taliban'ın sertliği sanıldığı gibi dini anlayışlarından değil kabile geleneklerinden ileri geliyor. Yoksa Hanefi mezhebi akla kapı açan ve hürriyet alanına geniş tutan bir mezhep. Lakin o coğrafyada Ebu Hanife'nin anlaşılması Hindistan'daki veya Bosna'daki gibi olmuyor. Mesele dini değil. O coğrafya dindarıyla dinsiziyle sert karakterli insanlar üretiyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra ülkemizi ilk tanıyan ülke ve Kral dönemin Afgan Kralı Emanullah Han olmuştur o da tersinden yani seküler zeminden bir Taliban'dır. Emanullah Han da Japonya, Rusya hatta Türkiye gibi inkilapları veya reformları berberden başlatmak istemiştir. Kadınların burkasını çıkarmaya ve erkeklerin sakallarını toplu bir törenle tıraş ettirmeye kalkışmıştır. Necati Doğru kendi Taliban'ına yani Emanullah Han'a sahip çıkıyor ve öteki Taliban'ı da dışlamaya kalkışıyor.

Afganistan'da sadece silahlar değil aynı zamanda yalanlar da konuşuyor. Bu ülke yalanlar savaşına sahne oluyor. Taliban iktidarda iken haşhaş ekimi yapıyor veya ülke afyon kaçakçılığı merkezini haline geldi diye ABD Taliban'ı o noktadan vuruyordu. Halbuki, 1998 yılında veya sonrasında BM raporu Taliban döneminde haşhaş ve afyon üretiminin yüzde 80 azaldığını ortaya koymuştur. Bugün ise Eric Margolis'e bakacak olursanız ülke afyon, morfin ve eroin üretiminde Kolombiya ile yarışıyor. Bu ABD'nin göz yumması sayesinde oluyor. Geçmişte uyuşturucu kaçakçılığını İngiltere organize ediyordu. ABD yerini alınca bu görevini de devraldı. Çin Hindi olarak bilinen bölge uyuşturucu ticaretinde başı çekerken sonra yerini Latin Amerika ve Kolombiya almıştır. Eşref Abdulgani döneminde ise Afganistan başa geçmiştir. CIA Reagan'ın izniyle, Nikaragua'daki solcu Sandinista hareketini önlemek için, Kontralara kokain kaçakçılığı ve ticareti izni vermiş, hatta rotalarını bile çizmiştir. ABD'ye uyuşturucu sızdırmalarına göz yummuştur. Amerikan halkını Kontrolar vasıtasıyla zehirlemiştir.

'Bir Ömür Böyle Geçti' adlı hatıratında Dr. Nureddin Boyacılar da Mısır'da yaygın olan uyuşturucu kullanımının İngilizlerin eseri olduğunu ifade etmiştir. 1882 ile 1956 arasında Mısırlıları uyuşturucuya müptela etmişlerdir. Taliban uyuşturucu baronlarıyla savaşıyor ABD de Taliban ile savaşıyordu. Küresel anlamda uyuşturucunun baş karteli ABD'dir.

Eric Margolis'in yazdığı gibi Afganistan'da sadece silahlar değil aynı zamanda yalanlar da çarpışıyor. 1998 yılı ve sonrasında Afganistan yalanların savaşına veya psikolojik savaşa sahne olmuştur. Irak'ta kitle imha silahları Afganistan'da uyuşturucudan bahsediyorlardı. 11 Eylül olaylarına bir tek Afganlı katılmasa da sorumluluk Taliban'a yıkıldı, atıldı. Sovyet döneminde bir milyon Afganlı çatışmalarda veya çatışmaların tesiriyle öldü. ABD işgali döneminde ise bu sayının 100 bin ile 1milyon arasında seyrettiği varsayılıyor. ABD bu ülkede SSCB ile aynı tarzı izledi. Atadığı kukla Eşref Abdulgani idaresinin Sovyet dönemindeki Necuibullah yönetimi ve tarzından ne farkı var?

Kısaca, Afganistan'ı ve Afganlıları yargılamak için önce anlamak lazım. Başka bir ifade ile: Vur ama önce dinle!

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.