Arama

Mustafa Özcan
Ocak 16, 2021
Medeni vahşetten, medeni soykırıma!

1980'li yıllarda yazar ve düşünür Hüsnü Aktaş, ' Medeni Vahşet' adıyla bir eser kaleme almıştı. Kitabın başlığındaki medeni ifadesiyle vahşetin bir araya gelmesi garip bir kombinasyon oluşturmakta idi. Gerçekten de dünyaya medeniyet 'taşıyan' ve beyaz adamın yükü olarak milletleri medenileştirme misyonunu üzerine alan ülke ve milletlerin fiiliyatta vahşeti temsil ettikleri görülmektedir. 1991 yılından itibaren ve ardından da 11 Eylül rejimi altında ABD'nin öldürdüğü Müslümanların sayısının haddi hesabı yoktur. Artık bunlar istatistiki bilgi haline gelmiştir. Petrol çıkarları ve İsrail namına Müslümanlara zulüm üzerine zulüm yapmıştır. Kızılderili katliamlarını geçelim sadece 1950 sonrasına odaklanalım. Hiroşima ve Nagazaki'de öldürülen Japon sayısı 350 bindir. 1950 ile 1973 yılları arasında İkinci Ad konumundaki ABD'nin öldürdüğü Çinli, Koreli, Vietnamlı ve Kamboçyalı sayısı 10 milyonu geçmiştir. Bu selefi İngilizlerin Hindistan'da Babür İmparatorluğunu yıkarken (1857) öldürdükleri çoğunluğu Müslüman olan kitlelerin sayısına eşittir. Kore Savaşında Amerikalılar Kuzey Kore halkından ve askerinden 2 milyon kişiyi öldürmüşlerdir. Aynı savaşta Çinlilerden ise 3 milyon kişiyi öldürdüler. Vietnam Savaşında 4 milyon Vietnamlı öldürülmüştür. 1991 ile 2003 yılları ve ardından Amerikalıların öldürdükleri Iraklı sayısı 2 milyon olarak kayıtlara geçmiştir. Kısaca Kissinger ve zihniyeti Stalin'in mezalimine ve katliamlarına aratmamış ve eş değer vahşet üretmişlerdir. Bunların hepsi medeni vahşettir. ABD'nin Latin Amerika ülkelerindeki mezalimini de sayarsak bu ülkenin vahşetine satır başlarıyla değinmiş oluruz. Fitneler üzerinden ve çıkardığı savaşlarda ölenleri ise bu sayıya katmıyoruz. 8 yıl süren İran Irak Savaşı ve Suriye'de halkı yüreklendirip sonradan yüzüstü bırakmasıyla yani kalleşliğiyle yaptığı gibi.

Fitneler ve estirdiği askeri darbeler ve çıkardığı savaşlar ise saymakla bitmez. Demek ki medeniyet adı altında büyük bir vahşet hatta soykırım irtikap edilmektedir. Merhum Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşı'nda medeniyeti bu yönüyle de tanımlar.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

Hüsnü Aktaş da bunu nesir konusu yapmış ve meseleyi hadiseler zemininde incelemiş ve ortaya böylece Medeni Vahşet adlı eser çıkmıştır. Batılılar herkese yukarıdan bakar medeniyet dersi verirler insan hakları konusunda telkin altında tutarlar ama milyonlarca insanı da gözlerini kırpmadan öldürmekten kaçınmazlar. Sadece insan haklarının ticaretini yaparlar. İnsan hakları adına mazlum milletleri istismar ederler. Ama sonuçta Sisi ile Beşşar gibilerinin kılına dokunmazlar! Katmerli mezalim! Geçmişte böyle olduğu gibi günümüzde de böyledir. Nitekim Araplar ma eşbehelleylete bi'l bariha demişlerdir. Bugün ne kadar da düne benziyor! Adeta günler ve haftalar ve aylar ve yıllar birbirini kovalasa da milletlerin seciyesinde ve huyunda bir değişiklik olmuyor. Alışkanlıklar sürgit devam ediyor.

Maalesef değişen ve mağdur olan sadece Müslümanlar. Batı, soykırımıyla alakalı olarak herkesten ve bilhassa Yahudilerden özür diliyor ama Müslümanların kanı müstebah yani helal olduğundan kimse onları kale almıyor ve uyguladıkları soykırımlardan dolayı özür dilemeyi aklından geçirmiyor. Vicdan azabı duymuyor. Müslümanlar da meselenin takipçisi olmuyorlar. İspanya 1492 için Yahudilerden özür dilediği halde Müslüman soykırımı hakkında özür dilemekten ısrarla kaçınmıştır. Tunus'taki Osmanlı Araştırmaları Merkezi'nin başkanı olan Abdulcelil Temimi vaktiyle İspanya Kralı Juan Carlos'a neden Müslümanlardan da Yahudiler gibi özür dilemediğini sormuştur. Bu çağrılara kulak kabartmamış ve cevap bile vermeye tenezzül etmemiştir. Araplara ve Müslümanlara sözde dost görünen İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Ángel Moratinos Cuyaubé ise Kral adına veya hesabına Abdulcelil Temimi'ye bir cevapname göndermiş ve ona şöyle hitap etmiştir: Sen kim oluyorsun da kral ile muhatap oluyorsun? Bu dille konuşuyorsun? Sonuçta yolsuzluklar nedeniyle Juan Carlos da ülkesini terk etmek ve kendisi gibilerine kucak açan BAE'ye sığınmak zorunda kalmıştır. Neden bir batılı ülkeye hatta İsrail'e gitmedi de BAE'ye gitti? Düşünmeye değer değil mi? BAE onun gibilerle birlikte kaçak liderleri ağırlama üssü haline gelmiştir.

Fransız hükümetleri de Nazilerle işbirliği yapan Vichy hükümeti sırasında yaşananlarla ilgili Yahudilerden defalarca özür dilemiştir. Müslümanlara gelince 'sömürgecilik medarı iftiharımızdır' diye kanun çıkarmışlardır. Sıra Cezayirlilere gelince 'tarihi hafızayı sıfırlayalım' diyorlar. Cezayir ve soykırıma uğraşan bütün milletler Fransa ve İspanya gibi ülkelerden hiç olmazsa tazminat almalıdır.

İlginçtir, soykırıma uğrayan Cezayirli Müslümanlar Fransa'dan tazminat alamazken Yahudiler Cezayir'den tazminat istiyor, almaya çalışıyorlar. Fransız işgalcilerle birlikte terki diyar eden ve Fransa'ya yerleşen kimi Yahudiler arkada bıraktıkları metrukat için tazminat talep ediyorlar. Halbuki onlar da işbirlikçidir ve işgal işbirlikçisi Harkilere mülhak sayılırlar.

Hüsnü Aktaş'ın Medeni Vahşet kitabını hatırlatırcasına İsrail'i tanıma ve ilişkileri normalleştirme furyası karşısında Fas Başbakanı Sadettin Osmanı vaktiyle 1996 yılında Furkan adlı dergiye bir makale yazmış ve başlığını şöyle atmıştır: Et tatbii ibadetün hadariyye

İsrail ile normalleşme medeni soykırımdır!

Peki! Şimdi ne oldu da bu kervana kendileri de katıldı? Değişen ne? Şimdi bu medeni soykırım ortaklığının altına imza attılar. Demek ki köprünün altından çok sular akmış ve zaman ilkeleri değil de ilkeler zamana uymuştur.

Makalenin yayınlandığı 1996 senesinde fiili olarak devlet düzeyine gelmeyen Filistin'i saymazsak İsrail'i tanıyan sadece iki Arap ülkesi vardı. 1979 yılı itibarıyla Mısır İsrail'i tanımıştı. Ardından 1994 yılında da Ürdün sıraya girmiştir.

2020 yılı tanıma furyasına sahne olmuş ve Fas ile birlikte İsrail'i tanıyan Arap ülkelerinin sayısı 6'ya yükselmiştir. Filistin'i de sayarsak bu sayı 7'yi buluyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Sudan kafileye yeni katılan ülkeler arasında bulunuyorlar. Ama en şaşırtıcısı Fas'ta işbaşında olan İslami bir hükümetin kendisini ve mazisini inkar edercesine bu kervana katılmasıdır! Fas'ın başında Emirü'l Mümimin sıfatıyla anılan 6'ncı Muhammed bulunuyor. Başbakanlık makamında ise 'fakih' sıfatıyla anılan sadettin Osmanı çöreklenmiş bulunuyor. Perde gerisinde ülkeyi gerçek manada yöneten ise Yahudi siyasetçi André Azoulay olmalıdır.

Tunus Parlamento Başkanı ve Nahda lideri Raşid Gannuşi Fas'taki İslamcı partinin İsrail'i tanıması işlemine katılmasını teessüfle karşıladıklarını Tunus olarak İsrail karşısındaki pozisyonlarının değişmediğini ve sabit olduğunu söylemiştir. İsrail'i tanıma protokolüne imza atan Fas Başbakanı Sadettin Osmani gelen tepkiler üzerine Filistin davası karşısında duruşlarını değiştirmediklerini söylemiştir. Fas'ın İsrail'i tanıması karşılığında Trump hükümeti de Batı Sahrasının Fas'ın hükümranlığı altında olduğunu kabul etmiştir.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN