Arama

1442 - Aşura

1442 - Aşura

dünyasının geleceği karamsar görünüyor. 'Aylar bize hep Muharrem oldu' diye destan şairi Akif'in mısraları var. 100 yıl önce böyle feryat ediyor. Makus talih100 yıldır yakamızı bırakmıyor. Yine zamanın patinaj yaptığı noktadayız. 100 yıldır kötü talihimiz değişmedi. 1441 hicri yılını da devrettik. Geçen yıldan da umutluyduk lakin o da umutları yeni yıla devretti. 20 Ağustos tarihiyle birlikte yeni hicri yıla girdik.1441 yılının devrettiği 1442 yılının başlangıcı Ağustos'a yani zaferler ayına denk geldi. İnşaallah tefeül yani iyimserlik nedenidir. 1442 hicri yılının onuncu gününü yani Aşura gününü de idrak ettik. Aşura-Muharrem denildiği gibi janus aylardan birisini teşkil eder. Musa Aleyhisselam bu gün Firavun ve çevresine galebe çaldı ve Beni 'i sahil-i selamete çıkardı. Aşura gününün ikinci yüzü veya kanlı yüzü de Hazreti Hüseyin'in Kerbela'da şehadetine tekabül ediyor. Dolayısıyla Aşura'nın değişik veçheleri, yüzleri var.

Aşura gününde İslam ümmetinin vaziyeti 'da esaret altında yaşayan Beni İsrail'e çok benziyor. Bizim de bugün bir Musa'ya ve asasına ihtiyacımız var. Hazreti Yusuf ve Yakup döneminde Kenan diyarından Mısır'a vasıl olan, giren Beni İsrail çok geçmeden ( 200-250 yıllık süreç) ayrımcılığa maruz kalıyor ve Mısır diyarında mustazaf hale geliyor. Allah Musa Aleyhisselamı önce kederi olsun diye onu Firavunun kucağına, sarayına gönderiyor. Sonra da Beni İsrail'i Mısır'dan çıkarma (huruç) emrini, görevini tevdi ediyor. Böylece Hazreti Musa ve Beni İsrail ile Firavun düzeni arasında çekişme ve çalkantılı bir dönem başlıyor. Firavun söz vermesine rağmen çark ediyor, Beni İsrail'in çıkışına müsaade etmiyor. Onları bırakmıyor, koy vermiyor! Musa ve İsrail Oğulları Firavunun yasaklamasına rağmen Kızıldeniz'e doğru yola revan oluyorlar, yürüyüşe geçiyorlar. Önlerinde deniz arkalarında ise Firavun ordusu var. Beni İsrail bunun üzerine Hazreti Musa'ya serzenişte bulunuyor. İki topluluk birbirini görünce, Mûsâ'nın kavmi, gayri ihtiyari ve korkuyla "İşte yakalandık!" diyorlar. Amiyane tabirle enselendiklerini hissediyorlar. Onların Musa gibi yakinleri yok! Musa Aleyhisselam ise emindir ve Allah bana yol gösterecektir diyor ve ardından önlerindeki deniz ikiye ayrılıyor. Ayrılan yoldan karşıya geçiyorlar. Firavun ise ders almıyor ve öfkesine yenik bir biçimde (mevtur) Beni İsrail'in peşine düşüyor ve deniz kapaklanıyor ve böylece dalgaların arasında boğularak can veriyorlar. Son nefesinde Firavun Musa'nın rabbine inansa da artık iş işten geçmiştir ve imanı çaresizin imanıdır. Yani ihtiyari değil ızdiraridir.

Beni İsrail bu gergin ortamlarda sık sık Hazreti Musa'ya 'Sen gelmeden de geldikten sonra da bize sıkıntı verdin' diye serzenişte bulunuyorlar. Ağır bir imtihan. Sebepler zinciri tükendikten sonra Hazreti Musa kavmini denize doğru sürüyor ve deniz yarılıyor ve tarihin en büyük mucizelerinden birisi yaşanıyor. Beni İsrail açılan menfezden karşıya doğru yürüyor. Hazreti Musa hem ateşle hem de suyla imtihan oluyor. Çocuklukta Firavunun sarayında ateşten dolayı eli yanıyor ve dilinde pelteklik oluşuyor. Medyen'de de uzaktan ateş görüyor ve ona doğru gidiyor. İkinci imtihanı ise suyla. Annesi teyzesiyle birlikte onu beşik içinde Nil'e bırakıyorlar ve Firavun sarayı tarafından keşfediliyor. Suyla ikinci imtihanı ise Kızıldeniz'in yarılmasıyla birlikte oluyor. Kur'an Musa Aleyhisselam için ' onu fitnelerden geçirdik.' Diyor.

Sonunda Firavun ve askerleri Kızıldeniz'de boğuluyor ve Hazreti Musa ile birlikte kavmi sahili selamete çıkıyorlar. Sonra onun bıraktığı misyon ardılları tarafından tamamlanıyor ve Arz-ı Mev'uid'a ulaşıyorlar.

Bugün de İslam dünyasının durumu dünya içinde aynen beni İsrail'in Mısır'daki durumuna benziyor. Onlar arzın bir kısmında yani Mısır'da Müslümanlar ise arzın tamamında mustazaf/güçsüz konumundalar. Dünyanın paryası durumundalar. İsrail sonunda Ortadoğu'nun merkezine yerleşti ve merkez ülkesi haline geldi. Yahudi Siyonistlerle birlikte, İncilci yani Hristiyan Siyonistlerin yanında bir de Saib Ureykat'ın deyimiyle Arap Siyonistler türedi. Müslümanlar kendi içlerinde Samiri benzeri ihanetlerle yüzleşirken dışarıdan da çanak durumunda olan İslam dünyasının üzerine yalayıcılar üşüştü. İslam düşmanları üzerlerine çöreklendiler ve onu çepeçevre kuşattılar. İslam dünyası küresel bir kuşatma altında, dolayısıyla yarma harekatıyla karşı karşıya bulunuyor. Göz açtırmıyorlar. İslam dünyası da kendi fetretini yaşıyor. Ufukta bir Musa'sı da yok.

Bununla birlikte hadislerde belirtildiği gibi Batılıların hamle gücüne karşılık İslam aleminin de yeniden ayağa kalkma ve doğrulma, hamle gücü var. Tarih birçok kez buna sahne olmuştur. 13'üncü yüzyıl ümmetin kırılma yüzyılıdır. Moğollar İslam alemini boydan boya tarumar etmişler ve üzerine çullanmışlardır. Tek direniş hattı Mısır kalmıştır. Mısır Moğolların önüne dikilmiş ve makus talihi yenmiştir. Yüzyıl sonra yani tarihler 14 ve 15'inci yüzyılı gösterdiğinde Müslümanlar yeniden ayağa kalkmışlardır. Yüzyıl önce bir daha Müslümanlar ayağa kalkamaz diyenler yüzyıl sonra 'Müslümanları kim durduracak, tutacak?' demeye başlamışlardır. İslam'ın iç dinamikleri kestirilemez, hesap edilemez. Bu nedenle Batılılar İslam aleminin gölgesinden ve can çekişmesinden bile korkuyorlar. Devin yeniden uyanmasından endişe ediyorlar.

Sebebi basit: İslam'ın iç dinamiklerinde hamle gücü var. Kapaklandığı yerden yeniden ayağa kalkabilir. İslam'ın kendi içinde yeniden dirilme potansiyeli bulunuyor. Nitekim bu anlamda şöyle söylenmiştir:

Takdir-i Hüda kuvve-i pazu ile dönmez,

Bir şem'a ki Mevla yaka, üflemekle sönmez!

Hem siyasi, hem askeri hem de fikri düzeyde tecdide yani yenilenmeye ve dirilmeye açıktır. Yeniden dirilmesi emekleme veya bebeklik şeklinde olmayıp bilakis devin uyanışı şeklinde gelişir. Şişeden bir cin ve dev olarak çıkar. Müslüman birden eğlence yerinden ve meyhaneden kesilerek camiye yönelebilir. Rakstan ve müzik dinlemekten vazgeçerek camiye koşabilir. Bir anda açıklıktan tesettüre bürünebilir. Dolayısıyla Batılıların korkularının gerçek nedenleri yok değil.

Abdullah Nehari isimli Faslı hoca kıyamet öncesi süreçte yani ahir zaman diliminde Müslümanların zaferinin ani ve ansızın gelişeceğini, geleceğini, kopacağını ve tsunami dalgaları gibi ortalığı kaplayacağını ifade etmektedir. Zuhuratın ansızın olacağını ve zaferin de gecikmeyeceğini ifade etmektedir. Ansızın gelen dalgalarla yüzeye çıkacak olan İslam gücü dünyanın düzenini ıslah edecek ve dünyayı sulha sükuna erdirecektir. Dünyanın makus talihi bu suretle düzene girecektir. 1442 bu yolda inşaallah bir milat ve başlangıç olur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN