Mehmet Emin Ay
12 Ekim 2026
Mehmet Emin Ay
İyiliği, can taşıyan her varlığa ulaştıran vakıflar…
Tüm Yazıları

İyiliği, can taşıyan her varlığa ulaştıran vakıflar…

Mukaddes ve muazzez kitabımız Kur'an-ı Kerim'in, Allah yolunda harcanan, verilen ya da vakfedilen para, mal veya mülkün sevabının, dünya ve ahirette karşılığının ne kadar değerli ve yüce olduğundan bahseden nice ayetleri vardır. Bunlardan, önceki yazılarımızda bahsettik… Yine Sevgili Peygamberimizin, (sav) bu uğurda mallarını harcayanlar ve vakfedenlere dair müjdeli hadislerini de zaman zaman aynı yazılar içinde zikrettik...

Bugün, geçen haftaki yazımızda kaldığımız yerden; Osmanlı Vakıfları'ndan konuya devam etmek arzusundayız… Bir hadis-i şerifle başlamak istiyoruz sözlerimize… Peygamber Efendimiz (sav) ağaç dikmenin faziletinden bahsederken, müminlere bu davranışın ne kadar bereketli sonuçları olduğuna şu ifadeleriyle dikkat çekmektedir:

"Bir müslüman, bir ağaç diktiğinde, onun meyvesinden insan, vahşi hayvan veya bir kuş yerse, bu onun için kıyamete kadar devam edecek bir sadaka olur."

Diyebiliriz ki, İslam Medeniyeti tarihinde, müslümanların, "can taşıyan" her varlığa iyilik düşünmesinde sadece bu hadis-i şerif bile yeterli olacaktı. Nitekim öyle de olmuştur. Özellikle şanlı ecdadımız Osmanlıların, Resul-i Ekrem (sav) Efendimizin bu ve benzeri hadis-i şeriflerine özenle sarılıp, iyiliği can taşıyan her varlığa ulaştırmanın çabasında olduklarını ve bunu büyük bir zarafet ve nezaketle yaptıklarını görüyoruz.

Bu anlayışla onlar, 600 küsur yıllık hükümranlıkları döneminde kurdukları vakıflarla insanların hayranlığını celbeden nice hayır müesseseleri kurmuşlardır. Denilebilir ki, o çağda ortaya konulan bu irade ve gerçekleştirilen hayır hizmetleri, yaşadıkları çağın çok ilerisinde olan müstesna bir bakış açısına ve uygulamalara sahiptir. Söz gelimi, o dönemlerde başka milletlerin gereken ilgiyi göstermedikleri akıl hastaları, Osmanlı Devleti'nin hüküm sürdüğü topraklarda, saygı duyulan ve kendilerinden, "muhterem âcizler" diye bahsedilen kimselerdir. Kurulan dârüşşifa, tımarhane gibi kuruluşlarda tedavi ve terapileri büyük bir hassasiyetle yapılan bu kişileri av etleriyle beslemek, güzel kokulu çiçeklerden ve özel olarak seçilen muhtelif makamlarla musikiden destek alarak iyileşmelerini sağlamaya çalışmak, elbette ki, hayranlık duyulacak bir şefkat ve merhamet ifadesidir.

Can taşıyan her varlığa iyilik ulaştıran vakıflar…

Osmanlı döneminde kurulduğu tespit edilebilmiş 26.300 vakfın varlığı, şanlı ecdadımızın vakıf kurma hususundaki hassasiyetinin ve arzusunun ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyarken, bu vakıfların yöneldikleri hizmet alanları da bir o kadar hayranlık uyandırmaktadır. Yukarıda zikrettiğimiz örneğin benzerleriyle konuya devam etmek istiyoruz. Zira aktaracaklarımız, ecdadımızın vakıf anlayışının ve iyiliği can taşıyan her varlığa ulaştırma arzusunun manidar misalleri olacaktır.

Dârüşşafaka ve Dârülaceze vakıfları

Dârüşşafaka, 30 Mart 1863 tarihinde Sultan Abdülaziz'in fermanıyla kurulmuştur. Aslında "Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslamiye" adıyla bir dernek olarak kurulan bu kurumun amacı, anne babasından herhangi biri veya her ikisi hayatta olmayan, maddi imkanları yetersiz çocuklara beşinci sınıftan itibaren liseden mezun oluncaya kadar tam burslu ve yatılı eğitim imkanı sunmak; ve bu süreçte onların barınma, beslenme, kıyafet ve sağlık gibi tüm ihtiyaçlarını karşılamaktır. Tüm bu faaliyetler, Dârüşşafaka'nın kendi bünyesindeki vakıf ve bu vakfa yapılan bağışlarla karşılanmıştır. Eğitim tarihimizde pek çok şöhret sahibi kişinin de bu kurumun çatısı altında barındığı ve eğitim imkanına kavuşarak yetiştiği bilinmektedir.

Dârülaceze ise din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin, bakıma muhtaç, yaşlı ve evsiz insanlara kucak açan tarihi bir sosyal yardım kurumudur. 1895 yılında, Sultan II. Abdülhamid'in fermanıyla Okmeydanı'nda kurulan ve günümüzde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı olan bu kurum, 1991 yılında kurulan Darülaceze Vakfı'yla desteklenmektedir. Amacı sokakta kalmış, geçimini sağlayamayacak durumda olan ve bakıma muhtaç yaşlıları, engellileri ve kimsesiz çocukları da barındırmak ve korumaktır. Kurum, sakinlerine barınma, beslenme, sağlık, giyim ve rehabilitasyon hizmeti vermektedir. İstanbul/Şişli'deki merkez yerleşkesinde cami, kilise ve havranın bulunması, insanlara iyiliği ve şefkati evrensel bir anlayışla sunmanın en manidar örneklerinden biridir.

Yine burada yeri gelmişken bir başka örneği de zikretmemiz gerekmektedir. Bulaşıcı bir hastalık olan cüzzam, bu hastalığa müptela olan kimselerin karantinaya alınarak tedavi edilmesini gerekli kılmaktadır. 1451'de kurulan Edirne ve 1514'te kurulan İstanbul-Karacaahmed cüzzam hastaneleri yanında, toplumdan izole edilmesi icab eden bu hastalara büyük bir hassasiyetle hizmet sunan Osmanlı ecdadımız, bu durumda olanların başvurabildiği "Miskinler Tekkesi" adı verilen müesseseler de kurmuş ve onların bakımlarını ve tedavilerini engin bir şefkat ve merhametle yerine getirmek için vakıflar tesis etmiştir.

Bu hususta bir diğer örneğimiz de yaşlı ve kimsesi olmayan hanımları korumak için kurulan vakıflardır. Bu vakıflar, yaşlı hanımların onur ve haysiyetlerini zedelememek için onlara doğrudan yardım yapmak yerine kendilerine yıkanmış, temizlenmiş ve taranmış yün temin etmektedir. Yaşlı hanımlar tarafından bu yünler eğirilip ip haline getirilir, vakıflar ise bu ipleri hatırı sayılır bir meblağ karşılığında yaşlı hanımlardan geri alırdı.

Bunlar gibi nice örneklerle merhamet ve şefkati sevgiyle yoğurarak hayrı ve iyiliği toplumun her kesimine ulaştırmaya çalışan Osmanlılar, sadece çaresizlerin, fakirlerin, dulların, yetimlerin izzet ve haysiyetlerini korumakla kalmamıştır. Söz gelimi, evlerde hizmetçilik yaparak geçimini sağlayan kimselerin gönlüne de dokunmuştur. Onların kazayla kırdıkları veya zarar verdikleri tabak-çanak ve diğer eşyalardan dolayı sorumlu tutularak gönülleri incitilmesin diye, zarar gören eşyaların bedelini ödeyen bir vakfın kurulmuş olması da son derece anlamlıdır.

Su sebilleri ve çeşmeler

Osmanlı Devleti'nin hüküm sürdüğü topraklarda, yol kenarlarında yolcuların susuzluklarını gidermek için çeşmeler yaptırılmış, şehirlerde ise sebiller inşâ edilmiştir. Bu amaçla kurulan vakıflar, tıpkı resmi dairelerde olduğu gibi, aylık maaşlı memurlar istihdam etmiş ve onları, "isteyenlere su vermekle" görevli kılmışlardır. Yine bazı hayırseverler, bitkilerin de su ihtiyacını karşılamak için vakıflar kurmuşlardır. Fransız seyyah Comte de Bonneval'in bu konudaki tespiti ve takdiri şu cümlede kendini göstermektedir: "Osmanlı ülkesinde verimsiz ağaçların sıcaktan kurumasına meydan vermemek üzere, her gün sulanmaları için işçilere para vakfedecek kadar çılgın Türkler bile görmek mümkündür."

Kuş evleri ve Gurebâhâne-i Laklakân

Konuyla ilgili olarak son örneğimiz, hayvanların yaşama, barınma ve tedavi gibi hususlarda onlara şefkat ve merhametle hizmet veren vakıflardır. Binaların saçak altlarına, kuşların barınmaları için zarif "kuş evleri" yapan ve özellikle vakti gelip de göç edemeyen yaralı leylekler için tedavi hizmeti verecek vakıflar kurmuşlardır. Bu vakıflardan biri, 19. yüzyılda Osmanlı Devleti döneminde Bursa'da tarihi Irgandı Köprüsü'nün batı ayağında kurulan "Gurebâhâne-i Laklakân" adlı tedavi merkezinin masraflarını karşılamayı kendine vazife bilmekteydi. Gurebâhâne-i Laklakân, kanadı kırık veya göç edemeyen leylekler ile diğer göçmen kuşların yeme, içme, barınma ve veterinerlik hizmetleriyle ilgilenmekteydi. Bu özelliğiyle o, sakat ve yaşlı leyleklerin tedavi edilip bakıldığı dünyanın ilk hayvan hastanesi ve düşkün leylekler evidir.

Bütün bu aktarılan tarihi hakikatler sonucunda şunu ifade ederek sözlerimizi tamamlamak istiyoruz: Osmanlı Devleti döneminde yaşayan şanlı ecdadımız, Allah'ın rızası için O'nun yarattığı varlıkların hepsine şefkatle davranan ve iyilikleri can taşıyan her varlığa ulaştırma çabasında olan, bu özelliğiyle onlar, tarihte "iz bırakan" kimselerdir… Allah'ın rahmeti onların üzerine olsun…

Gelecek yazıda buluşmak dileğiyle…

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Mehmet Emin Ay

Mehmet Emin Ay Diğer Yazıları