Mehmet Emin Ay
28 Eylül 2026
Mehmet Emin Ay
Dayanışmanın En Güzel Örnekleri: Osmanlı Vakıfları
Tüm Yazıları

Dayanışmanın En Güzel Örnekleri: Osmanlı Vakıfları

Bir önceki yazımızda, temelleri Asr-ı Saadet'te Hz. Peygamber ve ashabı tarafından atılan vakıf müessesesinin, özellikle Emeviler, Abbasiler ve Selçuklular döneminde neşvünema bulduğunu ifade etmiştik. Ama onun bir çınar gibi dallanıp budaklanmasının Osmanlılar döneminde olduğunu söylemeliyiz. Bu konuda şanlı ecdadımızın geride bıraktıkları medeniyetin, bir "Vakıf Medeniyeti" olarak anılmasını sağlayan çabaları ve gayretleri söz konusudur. Onlar, bir taraftan hayır ve hasenat adına büyük bir aşk ve şevkle mesai harcarken diğer taraftan riya ve gösterişten sakınma gayreti içindeydiler. Kültürümüzde "Sadaka Taşı" olarak şöhret bulan ve konuya dair ilgi duyan herkeste hayranlık uyandıran bu uygulama son derece etkileyici bir örnektir. Zira ihtiyaç sahiplerini, alırken duyacakları mahcubiyetten; veren kişileri de verirken riya ve gösterişten âzâde kılan bu uygulama, Osmanlılar döneminin medeniyet tarihine bıraktığı güzel bir izdir. Şimdi geliniz, üç kıtada 623 yıl hüküm süren, 20.000.000 kilometrekareye kadar ulaşan uçsuz bucaksız topraklarında bugünün 50'den fazla ülkesini 36 Padişah, 219 Sadrazam ve 129 Şeyhülislam'ın idaresinde bir arada yöneten; aynı zamanda bu yapının içinde birbirinden farklı dillere, din ve kültüre sahip milletleri birbirleriyle kaynaştırıp asırlar boyu hoşgörüyle idare etmeyi başaran Osmanlı Devleti'nde vakıfların kuruluşundan ve işleyişinden söz edelim. Zira vakıf müessesesi, en muhteşem örnekleriyle Osmanlı Medeniyeti'nin bağrında kök salmış, dallanıp budaklanmış ve hala hayatımızın içinde yaşıyor olmakla da konuya ilgi duyan herkesin hayranlığını kazanmıştır diyebiliriz.

Osmanlı Devleti'nde kurulan vakıfların özellikleri

Osmanlılarda devlet yönetiminde, "vatandaşın canını, malını korumak, asayişi sağlamak, sınırları muhafaza etmek, devlet düzenini ne bahasına olursa olsun her şeyden üstün tutmak", temel esastır ve devlet, bu düzeni ilgilendiren her türlü yüksek menfaati sağlamakla mükelleftir.

Ordunun, seferlerde belirlenmiş güzergahında yollar açmak, köprüler kurmak, barınacağı kaleler ve kışlalar inşa etmek; kullanacağı silahları üretmek amacıyla imalathaneler kurmak da yine devletin üstlendiği hususlardı.

Yukarıda sayılan hususlar dışında kalan ve hem bireysel hem de toplumsal olarak hayatın vazgeçilmez gerekleri arasında düşünülebilecek inanç ve ibadet, eğitim-öğretim, ruh ve beden sağlığı gibi alanlardaki ihtiyacın karşılanmasını ise devlet değil şahıslar üstlenmişti. Yine bunlar dışında insanın sosyal bir varlık olarak mutlaka muhatap olacağı ticari hayat ve güvenli seyahat etme ihtiyacına cevap verecek müesseseler de yine şahıslar tarafından kurulmaktaydı. İşte bütün bunlar, tek tek şahısların ya da bir araya gelerek topluca kurdukları vakıfların sayesinde toplumun ihtiyacına cevap vermekteydi.

Doğrusu, binlerce cami ve mescid, mektep ve medrese, imarethane ve dârüşşifa, bedestenler, hanlar ve hamamlar; nihayet uçsuz bucaksız topraklarda kurulan kervansaraylar… Bunların hepsinin, devletin değil, şahısların eliyle kurulmuş, yüzyıllarca başarıyla yönetilmiş ve günümüze kadar gelmiş olması Osmanlıların bir "Vakıf Medeniyeti" olarak anılmasını sağlamıştır. Burada "vakıflara bu özelliği sağlayan şey nedir?" sorusuna cevabı kolaylıkla verebiliriz. Zira her bir vakıf, Hz. Peygamber (sav)'in "Kişi öldüğü zaman artık amelleri yazılmaz olur. Ancak bunun üç istisnası vardır. Bunlar sadaka-i câriye…" hadis-i şerifindeki, insanlara ve insanlığa iyiliği ve faydası dokunacak hayır hasenat yapmak amacıyla kurulmuş ve sadece Allah'ın rızasına talip olunmuştur…

Vakfa ruhunu kazandıran bu anlayış, onun yüzyıllarca yaşıyor olmasında en büyük rolü oynamıştır diyebiliriz. Ancak ecdadımız, kurdukları vakıfların insanlığın ve canlıların hizmetinde uzun yıllar hizmet verebilmesi için hem onun fiziki şartlar itibariyle sağlam yapılar olmasını temin etmişler hem de mali bakımdan geliri olan müesseseler halinde teşekkül etmesini sağlamışlardır. Böylece bu güzel ve temiz niyetle inşa edilen camiler, mektep ve medreseler, imarethaneler, dârüşşifalar, bedestenler, hanlar, hamamlar ve kervansaraylar yüzyıllarca dimdik ayakta duran eserler olmuşlardır. Aynı şekilde bu eserlerin, hizmetlerine devam etmesi, bir bakıma iyiliğinin ve faydasının sürekli "câri" olması için evlerin, dükkanların ve gelir getiren her şeyin, bu müesseselerin giderlerine harcanacak kaynak olarak tahsis edilmesi, vakıfların yüzyıllara sâri hizmetini mümkün kılmıştır. Sonuçta, Osmanlı devletinin hüküm sürdüğü dönemde dünyaya gelen bir kişinin yaşantısında vakıfların nasıl bir müstesna yeri olduğu Merhum Ord. Prof. Ahmet Esat ARSEBÜK tarafından şu ifadelerinde ortaya konulmuştur: "Vakıflar sayesinde bir adam, vakıf evde doğar, vakıf beşikte uyur, vakıf mallardan yer içer, vakıf kitaplardan okur, vakıf bir okulda hocalık eder, vakıf idaresinden ücretini alır, öldüğü zaman vakıf bir tabuta konur ve vakıf bir mezarlığa gömülürdü." Diyebiliriz ki, yüzyıllar boyunca fertler arasında yardımlaşma ve dayanışma yoluyla karşılıklı sevgi bağının kurulmasına vesile olan vakıflar, ayı zamanda Osmanlılarda devlet nizamının kurulmasında da devam etmesinde de önemli rol oynamıştır.

Bu ruh ve anlayışla teşekkül eden ve çok geniş bir yelpazede insana, insanlığa ve can taşıyan her varlığa hizmeti sadece Allah'ın rızası için yapma gayesiyle dikkat çeken vakıfların isimlerini ve maksatlarını bir diğer ifadeyle Vakıf Medeniyetinin ihtişamlı örneği Osmanlı vakıflarını bundan sonraki yazımızda ele almak arzusundayız. Esenlikler dileğiyle…

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Mehmet Emin Ay

Mehmet Emin Ay Diğer Yazıları