Ahmed Yesevî Hazretlerini, tasavvuf tarihinde farklı kılan özellikleri
"Pîr-i Türkistân" başta olmak üzere, farklı ülkelerde ismiyle beraber Hazret, Sultan, Hâce, Hoca ve Koca Ahmed gibi vasıflarla zikredilen büyük veli ve mutasavvıf Ahmed Yesevî Hazretlerinin doğum yeri, genel kabule göre Batı Türkistan'daki Çimkent şehrinin Sayram kasabasıdır.
Ahmed Yesevî'nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Nakşibendiyye yolunun ulularından Şeyh Yûsuf el-Hemedânî'ye (v.1140) intisab tarihine istinaden, onun XI. yüzyılın ikinci yarısında dünyaya geldiği düşünülmektedir.
Menkıbe kitaplarındaki bilgilere göre yedi yaşında Arslan Baba'ya intisab ederek terbiye ve irşadına mazhar olmuştur. Ahmed Yesevî, Arslan Baba'nın vefatından bir süre sonra, zamanın önemli dinî eğitim-öğretim merkezlerinden biri olan Buhara'ya gitmiştir. Bu şehirde devrin önde gelen âlimlerinden dersler almış ve tasavvuf tarihinin önemli bir siması olan Şeyh Yûsuf el-Hemedânî'ye intisab ederek onun irşad ve terbiyesi halkasına dahil olmuştur. Şeyhinin vefatından sonraki yıllarda onun bıraktığı makama geçen Yesevî Hazretleri bir müddet sonra, daha önceden mürşidinden aldığı emir doğrultusunda üzerine, yürüttüğü vazifesini ve sahibi olduğu makamı, Şeyh Abdülhâliḳ-ı Gucdüvânî'ye teslim ederek memleketi olan Yesi'ye dönmüş ve vefat tarihi olan 1166 yılına kadar burada irşad vazifesine devam etmiştir.
Ahmed Yesevî Hazretleri altmış üç yaşına geldiğinde tekkesinin avlusunda bir çilehâne hazırlatmış ve vefatına kadar burada ibadet ve riyâzetle meşgul olmuştur. Çilehânede ne kadar kaldığı belli değildir, fakat ölünceye kadar buradan çıkmadığı ve burada vefat ettiği bilinmektedir. Bilinen bir başka hakikat de şudur ki, bu büyük İslam âlimi ve mutasavvıfı, zâhidâne yaşantısıyla, hâliyle ve kaliyle, insanlar üzerinde büyük bir tesir oluşturmuş ve sadece Orta Asya'daki Türk topluluklarını değil, Anadolu ve Balkanlar başta olmak üzere, dünyanın farklı bölgelerindeki nice müslümanları etkileyecek bir manevi tasarrufa sahip olmuştur. Gönlünde taşıdığı Allah ve Resulullah aşkını, insan sevgisini, mahlûkata şefkatini… konu alan hakikatleri ve hikmetleri dile getirdiği şiirleriyle, asırlardır insanoğlunun manevi terbiyesinde yol göstermiş ve rehberlik etmiştir. Hala bu etkisinin devam ettiğini de söyleyebiliriz…
Allah Teâlâ'nın, Yûnus suresinin 62-64. ayetlerinde, "Bilesiniz ki, Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler. Onlar ki, iman etmişler ve takvâya ermişlerdir. Onlara hem bu dünya hayatında hem de âhirette müjdeler olsun! Allah'ın sözlerinde değişme olmaz; İşte en büyük kazanç budur" buyurduğu üzere, Evliyâullah yani Allah Dostları, bu dünyada da ahirette de Allah Teâlâ'nın yüce katından gelen nice müjdelere mazhar olacaklardır; Ahmed Yesevî Hazretleri de onlardan biridir…
Bu ayetlerin Kur'an Yolu Tefsiri'nde yer alan açıklamalarını aşağıda özetleyerek sizlerle paylaşmamızın, Ahmed Yesevî Hazretlerini anlamamıza yardımcı olacağını düşünüyoruz.
"Dostlar" diye tercüme edilen 62. âyetteki "evliyâ" kelimesi, "birine yakın olan, birini himayesinde bulunduran, koruyucu, dost, yardımcı" gibi mânalara gelen velî kelimesinin çoğuludur. Kur'an-ı Kerîm'de velî kelimesi, tekil veya çoğul olarak kırk sekiz âyette, Allah'ın, kendisine inanıp buyruğunca yaşayan kullarına sevgisini, himaye ve yardımını, bu anlamda Allah ile insan arasındaki sevgi bağını ifade etmek üzere kullanılmıştır. Allah ile kendileri arasında böyle bir sevgi bağı gerçekleşmiş ve bu mazhariyete ulaşmış olanlar, kültürümüzde "Allah dostları" diye anıldığından 62. âyetteki "evliyâullah" deyimi bu şekilde çevrilmiştir.
Ardından gelen 63. âyette ise Allah dostlarının özelliği, kısaca iman ve takvâ kelimeleriyle özetlenmektedir. Şu halde Allah'a iman eden ve takvâ (günah işlemekten sakınma, Allah'a saygı) bilinciyle yaşayan her müslüman, Allah dostudur. Müfessirlerin kaydettiği bir hadiste evliyâullah, "görünüşleriyle Allah'ı hatırlatanlar" (tutum ve davranışlarıyla Allah'ın iradesine uygun bir yaşayışı yansıtanlar) şeklinde tanıtılmıştır. Zemahşerî de, "Evliyâullah, Allah'a yakınlıklarını itaatleriyle gösterir, Allah da onlara yakınlığını lütuflarıyla gösterir" ifadesini kullanır. Bu müfessire göre "Onlar ki, iman edip günah işlemekten sakınmışlardır" ifadesi, evliyâullahın Allah'a yaklaşmasını; "Onlara hem bu dünyada hem de âhirette müjdeler vardır" ifadesi de Allah'ın evliyâullaha yaklaşmasını dile getirmektedir. 64. âyetteki "Allah'ın sözlerinde değişme olmaz" ifadesi, bu âyetlerde Allah dostlarına verilen müjdelerle bağlantılı olarak açıklanmıştır. Buna göre Cenâb-ı Hakk'ın, bu kullarına verdiği müjdeler, O'nun birer vaadidir ve O mutlaka vaadini yerine getirecektir.
64. âyetteki dünya hayatıyla ilgili müjdeyi "hayırlı (sâlih) rüya", âhiret hayatıyla ilgili müjdeyi ise "cennet" olarak açıklayanlar olmuştur. Ancak müfessir Râzî'nin de belirttiği gibi, müjde kelimesi "insanın yüzünü güldürecek şekilde sevindiren haber" anlamına geldiğine göre insanı bu şekilde mutlu edecek olan her şey bu âyetin kapsamına girer. Allah dostlarının gerek dünya hayatında gerekse âhirette kendileri için müjde değeri taşıyan bütün iyi ve güzel şeyleri elde etmesi âyette "İşte en büyük kazanç" şeklinde nitelenmiştir." (Bkz. Kur'an Yolu Tefsiri, ilgili ayetler)
Hayatta iken kendisine intisab eden on binlerce insan, yetiştirdiği yüzlerce halife ve "Horasan Erenleri" olarak bilinen, Anadolu'nun İslam ile tanışmasında büyük rol oynayan sayısız dervişin irşadına vesile olan Yesevî Hazretleri, -o gün olduğu gibi bugün de- gerek yaşadığı nezih hayatı ve gerekse bıraktığı eserlerle günümüz insanına birtakım mesajlar veriyorsa eğer, şüphesiz bu, onun dünya ve ahirette müjdelere nâil olduğunun/olacağının işaretleridir…
Yazımızın sonunda Ahmed Yesevî Hazretlerini yaşadığı dönemde ve sonraki asırlarda, onu çağdaşı mutasavvıflardan ve diğer alimlerden farklı kılan birtakım özellikleri kısaca arz ederek sözlerimizi tamamlamak isteriz.
Ahmed Yesevî Hazretlerini, Tasavvuf Tarihinde farklı kılan özellikleri…
Pîr-i Türkistân Hoca Ahmed Yesevî, Buhâra'da, şeyhi Yusuf el-Hemedânî Hazretlerinden devr aldığı şeyhlik makamını terk ederek memleketi Yesi'ye dönmeyi ve burada yürüteceği irşad hizmetlerine kendini vakfetmeyi tercih ederek, makam-mevki tâlibi olmadığını ortaya koyan gani gönüllü bir âlim ve bir mürşid-i kâmildir…
Kurduğu dergâhında, ilim-amel ve irşadı bir arada yürüten bir "âlim-müderris-mürşid" olarak, sonraki asırlarda özellikle Anadolu medreselerine örneklik teşkil etmiştir.
Tahtadan kaşıklar yontarak satan ve kendi elinin emeğini yiyen, böylece helal kazanç hususunda da insanlara örnek olan bir şahsiyettir.
Altmış üç yaşına geldiğinde Peygamberimize olan muhabbeti ve hürmetinden dolayı yerin üstünde yaşamayı kendisi için uygun görmeyerek bundan sonraki hayatını toprağın altında bir çilehanede geçirmeyi tercih eden ve son nefesini burada veren bir Peygamber sevdalısıdır…
Sanat kaygısından uzak, gayet açık ve anlaşılır ifadelerle söylediği hikmet dolu beyitlerle yaşadığı dönemde ve sonraki çağlarda insanlara İslam dininin inanç ve ibadet esaslarını anlatmaya muvaffak kılınan bir Allah dostudur vesselam…
Onun, yukarıda özetlemeye çalıştığımız bu özellikleri birer birer ele alındığında, Ahmed Yesevî Hazretlerini de Yesevîlik yolunu da daha iyi tanıma imkanı bulacak, böylece günümüzdeki bazı uygulamaların (camilerdeki tesbihat gibi) aslında Ahmed Yesevî'nin tatbik ve tavsiyeleri olduğunun farkına varacağız.
Bu amaçla çıkacağımız yolculukta birlikte olmak dileğiyle…
Mehmet Emin Ay
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.