Mehmet Emin Ay
14.01.2026
Mehmet Emin Ay
Kâbe’de okunan ilk hutbede verilen mesajlar
Tüm Yazıları

Kâbe’de okunan ilk hutbede verilen mesajlar

Mekke fethedilmiş, Kâbe putlardan arındırılmış, maddi ve manevi temizliğe kavuşmuştu artık... İlk günkü tavafında Resul-i Ekrem'in (sav) sekiz yıl sonra kavuştuğu Kâbe'ye hitabı ve bu esnada söylediği sözler son derece manidârdı. Bu sözler, bir yandan Kâbe'ye hasret duygularını, ona kavuşmanın heyecanını ve sevincini yansıtırken, aynı zamanda bir müminin, Allah katındaki yüce mertebesini; sahip olduğu imanın, Allah katındaki değerini ifade ediyordu:

"Ey Kâbe! Ne güzelsin! Kokun da ne güzel!.. Ne kadar yücesin!.. Şânın da ne kadar yüce!.. Fakat, canımı kudretiyle elinde tutan Rabbime yemin ederim ki, bir müminin malı, kanı ve şerefi, Allah katında senden de yücedir!"

Bu sözler, o gün Ashab-ı Kiram tarafından duyuldu ve hemen kulaktan kulağa yayıldı. Bu söz, duyanlar tarafından sonraki nesillere aktarıldı. Tarihçiler ve hadis âlimleri tarafından eserlerine alındı, yazıldı ve yayıldı tüm İslam âlemine… Bu sözler bir müminin sahip olduğu imanın, onu ne denli yücelttiğine ve Allah katında değerli kıldığına delil oldu. Bu sözler, müminin gönlüne girmenin, gönül kazanmanın, gönüller yapmanın ne denli önemli olduğunun delili oldu…Aynı zamanda gönül kırmanın ve gönül incitmenin de kaçınılması gereken bir husus olduğunu öğretti tüm insanlığa…

Kâbe'deki ilk hutbe ve verilen mesajlar

Ertesi gün insanlar Kâbe'ye gelmişler ve Mescid-i Harâm'ı doldurmuş, haklarında verilecek hükmü beklemeye başlamışlardı. Resûl-i Ekrem, o anda orada bulunanlarla beraber sonradan gelecek nesilleri ve tüm insanlığı muhatap alan şu sözlerle başladı hutbesine:

"Allah'tan başka ilâh yoktur. Yalnız O vardır. O'nun hiçbir benzeri ve ortağı da yoktur. Allah, vaadini yerine getirmiş, kuluna yardım etmiş ve bütün düşmanları bozguna uğratmıştır. Kâbe'ye hizmet ve hacılara su dağıtma işi dışındaki bütün eski âdetler, bütün mal ve kan dâvâları, bugün şu iki ayağımın altındadır.

Ey Kureyşliler!

Allah, sizden câhiliye dönemindeki gurûru, babalarınızla, atalarınızla ve soyunuzla övünerek kibirlenmeyi giderdi. Biliniz ki, bütün insanlar Âdem'den, Âdem de topraktan yaratılmıştır."

Peygamberimiz bu sözlerden sonra şu ayeti okudu. «Ey insanlar! Doğrusu, Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi (kibre kapılıp da övünmeniz için değil) birbirinizle tanışasınız diye milletlere ve kabîlelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, muhakkak ki O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz ki Allah, bilendir, her şeyden haberdardır.» (Hucurât, 13)

Ardından Mekke halkına şöyle seslendi: "Ey Kureyş topluluğu! Şimdi benim, sizin hakkınızda ne yapacağımı düşünüyorsunuz?" Kureyşliler, "Biz Sen'in hayır ve iyilik yapacağını umarak; «Hayır yapacaksın!» deriz. Sen, kerem ve iyilik sâhibi bir kardeşsin! Kerem ve iyilik sâhibi bir kardeşin oğlusun!.." dediler. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi: "Ben de kardeşim Yûsuf'un, kardeşlerine dediğini söyleyeceğim" diyerek şu ayeti okudu:

«…Size bugün, hiçbir başa kakma ve ayıplama yok! Allah sizi affetsin! Şüphesiz O, merhametlilerin en merhametlisidir.» (Yûsuf, 92) Ardından şöyle buyurdu:

"Şimdi gidebilirsiniz, hepiniz serbestsiniz!"

Bu bakış açısı ve söylenen sözler neticesinde, bir zamanlar kendilerine nice işkenceleri reva gören, canlarına kıyan ve mallarına el koyan kimseler, affedilmiş ve serbest bırakılmıştı. Zira Peygamberimizin en büyük arzusu bütün insanların Müslüman olmalarıydı. Mekkelilerden intikâm alabilecek durumda olmasına rağmen bunu yapmayıp genel bir af îlân etmesi, Onun rahmet ve şefkat Peygamberi oluşunun bir başka göstergesiydi…

Mekke semâlarında yankılanan ilk ezân

Mekkeliler affedilmiş olmanın sevincini yaşarken, öğle namazının vakti girmişti. Resûlullah (sav) Efendimiz, Hazret-i Bilâl'e ezân okumasını emretti. Bir zamanlar köle olarak akıl almaz işkenceleri hatırlayarak ve lütfettiği büyük nimeti düşünerek Allah'a şükür duygularıyla Kâbe-i Muazzama'nın üstüne çıktı. Yanık sesiyle okuduğu ezân, Mekke vadisini çevreleyen dağlarda ve semâda yankılandı. Yeryüzü ve sema ile birlikte, bütün müminler bu sadâya şahitlik ettiler ve gönüllerinde ebedî bir hâtıra olarak sakladılar.

Mekkelilerin Biatleri

Öğle namazını edâ ettikten sonra Peygamberimiz (sav) Safâ Tepesi'ne çıktı. Mekkeliler, Allah'a imanlarını ikrar ile birlikte Son Nebi'ye, Allah Teâlâ'nın emrettiği ve yasakladığı hususlara riayet edeceklerine dair "söz verme" anlamına gelen "bey'at" (veya biat) işlemini gerçekleştirmek üzere huzuruna geldiler. Önce erkekler "Müslümanlık ve cihâd" üzere Hazret-i Peygamber'e bey'at ettiler, ardından kadınlar…. Mümtehine suresinin 12. Ayetinde bildirildiği hususlarda Peygamberimiz onların da biatlerini aldı. Ancak kadınların biat ederken, bunu erkekler gibi musafaha yaparak gerçekleştireceklerini düşünmeleri üzerine, "Sizin biatiniz sözledir" buyurdu ve onlarla musafaha etmedi.

Mekke'deki son günler ve eşsiz bir vefâ örneği

Mekke'de geçirilen son günlerdi… On beş gün kaldıkları Mekke'den dönüş hazırlıklarına başlamışlardı. Ancak Medine yerlileri olan Ensâr'dan bazı kişiler, şehrin fethine nâil olan Resul-i Ekrem'in, artık doğup büyüdüğü bu mukaddes beldede yaşayacağını ve Medine'ye dönmeyeceğini düşünerek endişe etmeye başladılar. O sırada Safâ Tepesi'nde duâ etmekteyken Ensâr'ın bu tedirginliğini hisseden Peygamberimiz, dualarını bitirdikten sonra onların yanına geldi ve ne konuştuklarını sordu. Onlar da bu konudaki endişelerini dile getirdiler. Resûl-i Ekrem (sav) vefâkarlığın zirvesine yakışan şu sözleri söyledi:

"–Ey Ensâr! Öyle bir şey yapmaktan Allâh'a sığınırım. Ben sizin memleketinize hicret ettim. Hayâtım sizin hayâtınız; ölümüm de sizin yanınızdadır."

Mekke'nin fethinden sonra, bu şehirde kalıp yerleşmesi kadar tabii bir şey olamazdı. Ama Peygamberimiz (sav) yine o eşsiz vefasıyla, kendisine kucak açan Medinelileri sevindirmiş ve her zaman onlarla birlikte olacağını ifade etmişti.

Attâb b. Esid'i Mekke valisi; gönlünü kazanıp ezan okuma vazifesi verdiği genç sahabi, Ebu Mahzure'yi müezzin olarak; Kâbe'nin görevlilerini yine aynı görevleri kendilerine vererek görevlendiren Peygamberimiz (sav) sadece Mekke şehrini değil, insanların gönüllerini de fethederek ve Beytullah'a yeniden izzet ve şeref elbisesini giydirerek ayrılmıştı bu mukaddes şehirden; müminler tarafından "Baba ocağı" olarak kabul edilen mübarek beldeden…

Varlıklar adedince salât ve selâm Ona, ailesine ve ashabının üzerine olsun…

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Mehmet Emin Ay

Mehmet Emin Ay Diğer Yazıları