“Zalimlere meyletmeyin!..”
Yaşadığımız ülkede, bir taraftan, geçen hafta idrak ettiğimiz "Üç Aylar" mevsiminin ilk gününü ve ilk mübarek gecesi olan Leyle-i Regâib'i yaşarken, bir taraftan da yeni bir milâdî yılın arefesinde, kutlama merasimleri adına yapılan faaliyetlere ve hazırlıklara şahit olmaktayız...
Yine, idrak ettiğimiz mübarek gecede, ülkemiz sathında camilerin dolup taştığına şahit olurken, öte yandan "Yılbaşı Kutlaması" adı altında işlenen günahlara/haramlara rezervasyon yaptırmakta, biletler almakta "bir sakınca görmeyen" koca bir kitlenin var olduğunun da farkına varmaktayız…
Bu "sakınca görmeyen" tutum ve tavrımızla, yıllardır Filistinli mazlumlara yaptıkları soykırımda, zalim terör devletine açık ya da örtülü şekilde "destek" verenlerin ürünlerini büyük bir toplum kitlesi olarak hâlâ satın almaya ve tüketmeye devam etmekteyiz… Ne halde olduğumuzun, nerelere savrulduğumuzun ve nereye gidiyor olduğumuzun farkında bile değiliz. Doğrusu, böylesine önemli bir konuda kendimize sorular sormak ve cevap aramak şöyle dursun, bir durum tespiti yapmaya dair bir "niyetlenme" işlemine bile başlamaktan âciz bir hale geldik!.. Sanki, bir ayette ifade edildiği gibi "biz de dalanlarla birlikte dalıp gittik" (Müddessir, 45) ve kaybolduk dünyanın türlü girdaplarında…
Bazı sivil toplum kuruluşları, bu akşam düzenleyecekleri buluşmalara/toplantılara "Muhasebe Gecesi" başlığını vermişler. Evet bu isimli gecelere, bu günlere, bu buluşmalara çok ihtiyacımız olan zamanlardan geçiyoruz vesselâm… Bugünkü yazımız da işte bu amaçla; yapacağımız sorgulama ve muhasebe işlemine katkıda bulunması maksadıyla yazılmıştır...
"Zalimlere meyletmeyin!.." ayeti bize neler söyler?..
Kur'an-ı Kerim bir hikmetler hazinesidir aynı zamanda… Ayetler, başlı başına birer mucize kaynağı olduğu gibi, kelimelerin bile nice hikmet pırıltılarıyla dikkat çektiği görülür. Hûd suresindeki 113. Ayet, işte bu anlamda bize önemli bir hususta rehberlik ediyor. İndirildiği zaman diliminde doğrudan Hz. Peygamber (sav) Efendimizi ve Ashâb-ı Kiram'ı muhatap alırken, aynı zamanda bu hitap kıyamete kadar gelecek İslam ümmetini de kapsıyor… Dolayısıyla bu çağı yaşayan müslümanlar olarak bizler doğrudan muhataplarıyız bu ayetin… Peki müslümanların sakındırıldığı şey nedir ve bundan sakınılmazsa sonuç ne olacaktır? Geliniz ilgili ayete bakarak öğrenmeye çalışalım.
"Sakın zalimlere meyl etmeyin. Yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız olamaz. Sonra, hem hiç kimseden yardım da görmezsiniz." (Hûd, 113)
Ayet-i kerimedeki, "rükûn" kelimesi, müslüman olan bir kimsenin zalimlere karşı yapmaması gereken bir fiil; takınmaması gereken bir tavır; sahip olmaması gereken bir anlayış olduğunu büyük bir hikmetle ortaya koymaktadır. Peki, Kur'an-ı Kerim'in veciz üslubu içinde ayette yerini alan bu kelime, hangi anlamları taşımaktadır? Tefsirlere baktığımızda bu kelimenin şu anlamları taşıdığını görmekteyiz: "Az da olsa meyletmek/Sığınmak/Birlikte olmak/Sempati duymak/İlgi göstermek."
Bu ayet, müslümanın, zalimlerle iletişiminin ve ilişkisinin nasıl olması gerektiğini açık bir şekilde ortaya koyarken; çağlar öncesinden çağlar sonrasına ışık tutacak bir şekilde, zalimler şekil ve suret değiştirse de onları tanıyarak ve bilerek, onlarla beraber olmak bir yana, hiçbir şekilde onlara meyletmenin, sempati/ilgi duymanın söz konusu olamayacağını bildirmektedir.
Zulüm bazen Allah'a ortak koşmaktır ve bu en büyük zulüm olarak kabul edilmektedir (bkz. Lokman, 13). Şirkin "büyük bir zulüm" olmasının sebebi, Allah'tan başkasına tapan insanın, Allah'a kulluk vazifesini, Allah'tan başkasına yöneltmek suretiyle haktan sapması veya değersiz varlığa/varlıklara kulluk ederek insanlık onuruna karşı haksızlık etmesi şeklinde izah edilir (bkz. Zulüm mad. DİA).
Zulüm, aynı zamanda "Allah'ın emrini çiğneme ve hükmünü ihlâl etmek", "gönderilen peygamberi ve ona inananları aşağılayıp davetini reddetmek" anlamlarına gelmektedir. Yine "başkalarına haksız yere saldırmak, insanları ülkelerinden zorla çıkarmak", "haksızlıkla yetimlerin mallarını yemek" ve "meşrû sınırlar dışına çıkarak başkalarının mallarına el koymak" da zulüm kapsamında değerlendirilmiştir.
Tüm bu anlamları yanında, "kişinin kendisine yaptığı kötülükler" de zulüm olarak değerlendirildiğinde zulmün geniş kapsamlı bir kavram olduğu görülecektir. İşte bu sebeple, yukarıda zikredilen fiilleri işleyenlerin söz ve davranışlarına rıza gösterip müdâhane (yağcılık) etmek, onlarla birlikte ve beraber olmaktan hoşlanmak, bu zalimlerin sahip oldukları fâni ihtişam ve debdebelerine hayranlık duymak, kılık kıyafetlerinde onlarınkine benzemek de "zalimlere meyletmek" kapsamında değerlendirilmektedir (bkz. Rûhu'l-Beyan Tefsiri, Hûd suresi 113. Ayet).
Zalimlere "en ufak/en küçük/en basit şekilde meyletmek" anlamındaki "rükûn" fiilinin sonucunun, "Allah'ın yardımından mahrumiyet ve cehennem azabına müstahak olmak" şeklinde çok büyük bir cezaya sebep olması, meselenin ehemmiyetini ortaya koymaktadır. Zira bu küçük meyil, başa büyük işler açmaktadır. En azından kişinin, farkında bile olmadan düşeceği durum, zalime/zalimlere "benzemeye çalışmak" şeklinde tecelli etmektedir. Belki de bu yüzden, Resul-i Ekrem (sav) ümmetini şu ifadeleriyle uyarmaktadır: "Men teşebbehe bi kavmin fehüve minhum/Kim bir kavme benzemeye çalışırsa onlardandır." Hadis-i şerifte geçen "Teşebbüh" kavramı ise "özenti duyarak benzemeye çalışmak, bunun gayreti ve çabası içinde olmak" anlamını taşımaktadır. Velhâsıl, konu, dinî açıdan son derece dikkatle yoğunlaşıp düşünmeyi ve son derece hassas davranmayı gerektirecek kadar önemlidir…
Mübarek Receb-i Şerif'in mana ikliminde, "tefekkür ve muhasebe" vesilesi olacak bir gece geçirmeniz niyazıyla sağlıcakla kalınız…
Mehmet Emin Ay
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.