Ahlakımızın Aksayan Ayakları – 1: Yalancılık
Yalan; olmayanı olmuş, olanı olmamış gibi gösteren sözdür. Bir başka deyişle gerçeğe aykırı her söz yalandır. Ama detaylara inildikçe bir sözü yalan diye nitelemenin bu kadar kolay olmadığı görülür. Bazı durumlarda gerçeği söyleyen de yalancı sayılırken, diğer bazı durumlarda da gerçeğe aykırı konuşmanın kişiyi yalancı yapmayacağı belirtilmiştir. Bu açıdan kişiyi yalancı yapıp yapmayan şey, niyetidir. Nitekim bilmeden yanlış konuşma yalan değil, hata olarak değerlendirilmiş; öte yandan bir kimsenin sözü aslında gerçeği ifade etse bile o kişi yalan söylediğini düşünüyorsa yalancı sayılmıştır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de (Münâfikūn, 63/1) münafıkların Hz. Peygamber'e söyledikleri, "Şahitlik ederiz ki sen gerçekten Allah'ın elçisisin." sözleri, "Allah biliyor ki sen O'nun elçisisin." ifadesiyle doğrulanmış; "Fakat Allah da münafıkların yalancılar olduğuna şahitlik eder." ifadesiyle bu şehadet sözlerini inanarak söylemedikleri için münafıkların yalancı olduğu bildirilmiştir.
Kur'an'da yalan ve yalanlama konusu ağırlıklı olarak inkârcıların; Allah'ın dini, peygamberi ve kitapları, kıyamet, ahiret, uhrevi yargılama ve adalet, cehennem ve azap, Allah'ın nimetleri, hakikat ve doğruluk gibi genelde imana ilişkin konulardaki yalanlayıcı, reddedici tutumlarıyla, bunun kendileri için doğuracağı zararlar çerçevesinde ele alınmıştır. Bu sayılan konularda yalanlayıcı bir tutumun içine girmek, bütün hayatın baştan sona yanlış kurulmasına yol açan vahim bir hatadır. İnsanın kendini ziyan etmesiyle sonuçlanır. Telafisi yoktur.
Yalan zihinlerin aldatılması, yalanı yaymak da insanların birbirine kışkırtılması demektir. Peygamberimiz, "Her duyduğunu söylemesi kişiye yalan olarak yeter!" (Ebû Dâvûd, Edeb, 80) buyurarak yalan söylemek bir tarafa, doğruluğundan emin olmadığı bir sözü yaymanın bile yalan kategorisine gireceğini söylemiştir. Yalanı yaymak, giderek yalanla doğrunun birbirinden ayırt edilemez hale gelmesi ve zihinlerin bozulması demektir. Sürekli yalana maruz kalan, artık doğru düşünemez hale gelir. Hakikati olduğu gibi algılayamaz ve bu bozuk algıdan doğan davranışlar hepten yanlış olur. Hayat baştan aşağı tersine döner. Yalanla iş yapmak ve buna muhatap olmak, böyle zincirleme bir felakete yol açar. Peygamberimiz günahların çoğunun yalanla iç içe olduğunu söylemiş (Müslim, "Birr", 103-105; İbn Mâce, "Mukaddime", 4, 5), bir kardeşini yalan söyleyerek kandırmanın ona ihanet etmek olduğunu bildirmiş (Ebû Dâvûd, "Edeb", 71) ve hemen bütün hadis kaynaklarıyla ahlak ve tasavvuf kitaplarında zikredilen bir hadisinde de yalanın insanı nereye kadar götürdüğünü haber vermiştir: "Sizi yalan söylemekten menederim; çünkü yalan söylemek günaha, günah da cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye nihayet Allah katında kezzâb diye yazılır." (Buhârî, "Edeb", 69; Müslim, "Birr", 102-105). Yine sıkça tekrar edilen başka bir hadiste yalan, münafıklığın üç alametinden biri olarak gösterilmiştir (Buhârî, "Îmân", 24; "Şehâdât", 28; "Mezâlim", 17; Müslim, "Îmân", 106-108). Diğerleri; sözünden dönmek ve emanete hıyanet etmektir.
İslam âlimleri yalancılık konusunu işlerken felsefi ve psikolojik çözümlemeler yapmışlar ve yalanın, bizi diğer tüm canlılardan ayıran konuşma yetimizi zehirlediği için insanı insanlıktan çıkardığı konusunda aynı fikirde olmuşlardır. "Bir yalancı ancak alçak ruhlu olduğu için yalan söyler." diyerek yalanla korkaklık ve korkaklıkla alçaklık arasındaki ilişkiye dikkatlerimizi çekmişlerdir. Onlara göre korkaklık ruhu alçaltır. Korktuğu için yalan söyleyen kişi, artık ruhsal yücelikten uzak kalmıştır. Bu noktada peygamberlerin ortak vasıflarının başında, hepsinin tüm hayatları boyunca doğrulukla bilinen insanlar olduğunu hatırlamamızda yarar var. Doğruluk vasfını kaybeden kişi saygınlığını, inandırıcılığını ve güvenilirliğini; yani şerefini üzerine kuracağı tüm asılları kaybetmiştir.
Âlimlerimiz, insanları yanıltmak için bilinçli olarak yalancılık yapmakla; kibir ve başkalarını yönetme tutkusu gibi etkenlerle söylenen yalanlara da dikkat çekmişler, en çirkin yalan sözün ise ne dünyaya ne ahirete dair bir fayda içermeyip öylesine söylenenler olduğunu belirtmişlerdir. İnsanlara en büyük zararı veren yalan ise mahkemelerde şahitlik yaparken söylenen yalandır. Dinimizde yalancı şahitlik büyük günahlar arasında sayılmış ve ciddi hukuki yaptırımlar uygulanmıştır.
Hadislerde, bir kötülüğü önlemek için -başka çare yoksa- yalan söylemenin caiz olduğu durumlardan da söz edilir (Buhârî, "Sulh", 2; Müslim, "Birr", 101). Hz. Peygamber şu üç maksat dışında yalan söylemenin helal kabul edilmediğini bildirmiştir: Aralarında geçimsizlik bulunan karı kocayı barıştırmak, savaş sırasında düşmanı şaşırtmak, insanlar arasındaki husumeti önlemek (Müslim, "Birr", 101; Tirmizî, "Birr", 26).
Fatma Bayram
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.