Kul Hakkına Saldırı - 3: Gasp
Gasp denildiğinde akla çoğu zaman zorla alınan bir mal gelir. Oysa gasp, insanın yalnızca sahip olduklarının değil; zamanının, onurunun, iradesinin ve sınırlarının da elinden alınmasıdır. İslam ahlâkı, bu görünmeyen ihlalleri "kul hakkı" ve "zulüm" başlığı altında ele alır. Modern hukukta da hak gaspı, sadece başkasına ait bir malı, sahibinin veya yetkilisinin izni olmaksızın zor kullanarak almakla sınırlı değildir. Hak gaspı, maddi, manevi, bilgi temelli veya başka herhangi bir kazanç şeklinde olabilir. Hatta günümüzde dijital dünyada insanların dikkatini belli bir mecrada biraz daha uzun süre tutabilmek için çalışan mühendisler ordusunun çabalarını ve bu durumun sonuçlarını anlatan Johann Hari kitabının ismini "Çalınan Dikkat" olarak seçmekle gaspın nerelere kadar uzandığına dikkatlerimizi çekmiştir.
İslam ahlâkında gasp sadece bir mülkiyet ihlali değildir. Gasp, haddin aşılmasıdır. Başkasına ait olan bir alanın, bir hakkın ya da bir sınırın zorla ihlal edilmesidir. Bu yüzden Kur'ân'da gasp, doğrudan "zulüm" kavramı içinde değerlendirilir. Zulüm; kaba kuvvetle yapılan bir saldırı kadar sessizce sürdürülen hak ihlallerini de kapsar. İnsan, bazen hakkı elinden alınırken bağırmaz çünkü yapılan şey "normal", "gerekli" ya da "iyi niyetli" gösterilmiştir. Üstelik gasp sadece mal üzerinden gerçekleşmez; emeğin, itibarın, söz hakkının ve zamanın gasbı da aynı ahlâkî çerçeveye dahildir.
Resûlullah (s.a.v.), gasbı affı en zor günahlardan biri olarak tanımlar. Çünkü bu tür günahların telafisi, Allah'tan çok hak sahibine bağlıdır:
"Kimin üzerinde kardeşinin hakkı varsa, altın ve gümüşün bulunmadığı gün gelmeden önce helalleşsin." (Buhârî, Mezâlim, 10)
Gasb Rızanın Ortadan Kalktığı Yerdir
Kur'ân'a göre birbirimizin hakları konusunda ahlâkî meşruiyetin temel ölçüsü rızadır: "Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin; ancak karşılıklı rızânıza dayanan ticaret böyle değildir ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir." (Nisâ, 4/29)
Bu ayet yalnızca ticareti değil, insan ilişkilerinin tamamını ilgilendirir. Rızanın olmadığı yerde, görünürde gönüllülük olsa bile, ahlâkî bir sorun vardır. Korkuyla susturulan, suçlulukla yönlendirilen ya da minnet duygusuyla mecbur bırakılan insanın iradesi gasbedilmiştir. Şimdi kısaca bu geniş çerçevenin içine girebilecek alt başlıkları ele alalım:
1. Zaman ve Emek Gasbı
Modern hayatın en yaygın gasp türlerinden biri, zaman ve emek gasbıdır. Resûlullah (s.a.v.) emeğin karşılığını geciktirmeyi bile zulüm sayar: "İşçinin ücretini, teri kurumadan veriniz." (İbn Mâce, Rühûn, 4)
Bu ilke, emeğin yok sayılmasını da kapsar. Kadının, çalışanın, bakım verenin, hizmet edenin zamanı; çoğu zaman "zaten yapması gereken" gibi görülür. Oysa karşılığı verilmeyen her emek, sessiz bir kul hakkıdır.
2. Onur ve İtibar Gasbı
Dinimiz insan onurunu dokunulmaz kabul eder. "Andolsun, biz Âdemoğlunu üstün ve şerefli kıldık." (İsrâ, 17/70) Bu nedenle bir insanın itibarını zedelemek, onu küçük düşürmek, sürekli eleştiriyle değersizleştirmek; malına el uzatmak kadar ağır bir ihlâldir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur:"Müslümanın Müslümana kanı, malı ve onuru haramdır." (Müslim, Birr, 32)
Onur gaspı çoğu zaman fark edilmez; çünkü sessizdir ve çoğu zaman "hak edilmiş" bir sonuç gibi sunulur. Oysa gasp, yalnızca maddi bir imkanın alınması değil; insanın boyutlarının eksiltilmesidir. Zamanından, sesinden, onurundan, karar hakkından eksiltilen insan, farkında olmadan kendi alanını kaybeder. Korkutma, utandırma, minnet altında bırakma, suçlu hissettirme veya başka bir yolla bir insanın elinden maddi manevi her hangi bir hakkını almak apaçık bir gasptır. Bu, mirastan üzerine düşen hakkı terk etmesi için yapılabileceği gibi, iş yerlerinde yapılan mobbing şeklinde veya sosyal rekabet alanında bir başkasının onurunu gasb edecek iftira ve karalamalarla da olabilir.
3. İyilik Kılıfına Bürünen Gasp
En tehlikeli gasp türlerinden biri, din, ahlâk ya da iyilik iddiasıyla yapılanlardır. Bunu yapanlar propaganda yöntemleriyle aklımızla da oynarlar. Kur'an'da bu durum kısaca şöyle özetlenir: "Onlara 'Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın' denildiğinde, 'Biz sadece ıslah edicileriz' derler." (Bakara, 2/11)
Bir insanın hayatına "senin iyiliğin için" diyerek müdahale etmek, rızasını yok saymak; zulmün en örtük halidir. Çünkü burada gasp, meşruiyet kılıfına sokulmuştur. Bu açıdan bakıldığında mazluma da ciddi bir sorumluluk düşmektedir. Zira Efendimizin bildirdiğine göre zalimin zulmüne engel olmak (bugünkü tabirle sınır koymak) zalimi o saldırganlıktan kurtarmak suretiyle yapılan ona da yardım eder. (Buhârî, Mezâlim, 4) İslam ahlâkında çok övülen sabır, zulme rıza anlamına gelmez. Aksine zulümle mücadele ederken başımıza gelebilecek zorluklara direnme anlamında son derece onurlu ve aktif bir ahlaki duruştur.
En Büyük Gasb: Hırsızlık
İslam dininin dokunulmaz haklar arasında saydığı "mal"a karşı saldırganca bir tecavüz olan hırsızlık bütün insan toplumlarında yüz kızartıcı suçlar arasında sayılmıştır. Toplumlar ve medeniyetler hırsızlığın suç olduğunda hemfikirdir. Bu konuda aralarındaki farklılık suçu önleyecek tedbirlerin seçimi, suçun oluşma şartları ve suça uygulanacak müeyyideler hakkındadır.
Hırsızlığın altında yatan sebepler olaydan olaya kişiden kişiye değişebilir olmakla beraber en temelde bu dünyada her şeyden herkese yetecek kadar olmadığı düşüncesi yani kıtlık bilinci ve isteklerine ulaşmak için, çalışmanın yeterli olmayacağı fikri, yani güvensizlik bulunmaktadır.
Gayret ve çabasının sonucunda elde edebildiğine razı olan kanaatkâr insanların ulaştığı rıza mertebesinde hırsızlık bir ihtimal olarak dahi düşünülmez. Bu nedenle hırsızlığın engellenmesi için alınacak önlemlerin başında fertlerde Allah'a ve kendine güven, bolluk bilinci, kanaat ve rıza duygusu yanında uhrevi sorumluluk inancı oluşturmak gelir. Peygamberimizin hırsızlıktan sakındıran sözleri hep bu amaca yönelik, eğitsel değeri yüksek ifadelerdir. Bunlardan birinde "...Kim bir karış (bile olsa) toprak çalarsa, kıyamet günü o yer, yedi kat hâlinde onun boynuna dolanır." (Tirmizî, Diyât, 21) buyurarak davranışının sonucunu gözünde canlandırma yöntemiyle toplumunu eğitir. Aynı zamanda "Kim malını savunurken öldürülürse, o şehittir." (Nesâî, Muhârebe, 22; M361 Müslim, Îmân, 226) buyurarak hırsızlık eylemine muhatap olanları da mallarını korumaya teşvik eder ve hırsızlığın önlenmesini sadece hırsızın vicdanına bırakmaz.
Hırsızlık olayı aksi iddia edilemeyecek kesinlikle ispat edildiği zaman ise ceza konusunda asla müsamahakâr davranmamayı, suçu işleyenin toplumsal konumuna bakmaksızın cezalandırılmasını söyler ve kendisi de öyle davranır. Bu konudaki unutulmaz sözleri şöyledir: "Ey insanlar! Sizden önceki milletler ancak şu sebepten dolayı sapmışlardır: Onlar ileri gelenlerden biri hırsızlık yaptığında ceza vermezler, güçsüz biri hırsızlık yaptığında ise ona ceza uygularlardı. Allah"a yemin ediyorum ki, eğer Muhammed"in kızı Fâtıma çalmış olsaydı, muhakkak onun elini de keserdim!" (Buhari, Hudud,12)
Hırsızlık suçuna ceza uygulamak amaç değil belki son çaredir. Önemli olan hırsızlığı besleyen ve artıran sosyal dengesizliği, iktisadî ve manevi sıkıntıları, ihtirası, eğitimsizliği, ahlâkî çöküntüyü ortadan kaldırmak, insanları ellerindekiyle yetinmekten alıkoyan lüks ve israfı teşvik eden iletişim kanallarını azaltmaktır. Şartlar iyileştirildikten ve gerekli tedbirler alındıktan sonra işlenen hırsızlık suçunun cezalandırılması da adaletin gereği ve İslâm'ın toplum düzenini ve hakların korunmasını sağlamadaki kararlılığının bir parçasıdır.
Fatma Bayram
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.