Din ve Ahlak

En çetin konulardan birisi din ile ahlakın sınırlarını tespittir. Üstelik sadece ahlakın tamamen belirsizleştiği günümüzde değil; geçmişten beri ahlak ile dinin sınırlarını tespit edebilmek, ahlakın kaynağını ve dinle ilişkisini açıklayabilmek ciddi bir sorun olagelmiştir. Yazıda din ve ahlak tabirini kullandığımıza göre, en azından ikisinin aynı şey olmadığını kabul ediyoruz. Bu ayrımı bütün dinler için söylemek zorunda olmayabiliriz, fakat İslam bahis mevzuu olduğunda din ve ahlak tabirini özenle kullanmakta fayda vardır.

Bazı dinlerin bir din mi veya felsefe mi olduğu konusu, aslında onların sadece bir ahlak olup olmadığı anlamına gelir. Günümüzde dinler üzerindeki bilginin kıtlığı böyle tartışmalara girebilmeyi güçleştirmiş olsa bile, yerinde bir tartışma olduğu bellidir. Vakıa bazı dinler; bir din olmanın iktiza ettiği tarzda ve derinlikte Tanrı'dan, ölüm ve ölüm sonrasından söz ederken ahlakı ve insan dünyasıyla ilgili bütün meseleleri doğrudan Tanrı üzerinden açıklarlar. Buna mukabil René Guénon'un kullandığı anlamla "Doğu" dinlerinde teolojik konuşmalara başlangıçta pek yer verilmez. Bunlar daha çok bir bütün olarak evrendeki yanılsamalar, zihnin arındırılması, üzüntülerin ve kederin aşılmasıyla nefsin yetkinleşmesiyle ilgili konulara odaklanır.

Buda'ya nispet edilen "Ben size Tanrı'dan söz etmiyorum, ahlakınızı düzeltin diyorum" veya "Kutsal olanın adını anmak için ağzınızı temizleyin" gibi sözler, ahlakı önceleyen dinlerin ortak özelliğine işaret eder. Böyle dinler o kadar ahlaktan ve nefsi arındırmaktan söz ederler ki dışarıdan bakanlar bu dinleri "ateist" dinler olarak değerlendirmeye temayül ederler. Batılı araştırmacılar Doğu dinleriyle karşılaştıklarında bu hükmü vermişler, bu dinlerde Tanrı fikrinin bulunmadığını düşünerek bunları salt felsefe veya ahlak olarak kabul etmişlerdir. Bu hüküm, hâlâ birçok mahfilde geçerliliğini koruyan erken bir hüküm olarak kalmıştır. Bir Tanrı fikrinden yoksun olunca -veya olduğu düşünülünce- böyle dinler kolaylıkla öteki dinler tarafından taklit edilebilir, yöntemleri başka dinlerin müntesipleri tarafından takip edilebilir bir durumdadır. Doğu dinlerine dayalı birtakım riyazet yöntemlerinin farklı insanlarca takip edilebilmesi, hatta tasavvufun bile geçmişte bu dinlerdeki yöntemlerin bir kısmını temellük edebilmesinin nedeni, bu ahlak üzerine kurulu olma hâlidir.

Bununla beraber söz konusu dinlerde teolojinin olmayışı nihai bir hüküm olarak kabul edilemez. Bu dinlerde teolojik yön henüz gözükmemiş, işin başında fark edilmemiş bir durumdur. Bir benzetme ve karşılaştırma sadedinde; felsefi bilimlerde metafiziğin okunması bir sürecin sonunda gerçekleştiği gibi, aynı şekilde bu dinlerde de Tanrı fikri belirli bir hazırlığın ardından ortaya çıkacak, Tanrı bu dinlerde ertelenmiş bir konu olarak bulunacaktır. Bu itibarla en azından Müslüman düşünürlerin yeryüzünde bütün dinlerde bir Tanrı fikri bulunduğunu düşünmelerinin nedeni budur.

Belki de dışarıdan bakanlar bu dinlerdeki teolojiyi iki nedenle hiç göremeyeceklerdir: Birincisi bu tehir meselesi, ikincisi ise ahlak yoluyla teolojiye hazırlanmanın ardından Tanrı'nın konuşulma tarzının kendine mahsus mahiyetidir; en azından bu mahiyet Guénon'un tabiriyle "Batıdaki" dinlerin aşina olduğu kavramlar ve tartışma tarzıyla yapılmayacaktır. Bu nedenle birçok insan için biz de bu dinlerdeki Tanrı fikrinden kuşkulu kalmaya devam ederek, "Bunlar ahlak ve felsefelerdir." demeye devam edeceğiz. Bunun yerine bilgelerin yazdıkları kitaplar, özellikle ahlak metinlerindeki üslup, metnin ötesindeki Tanrı veya Kutsal Varlık fikri hakkında bize bir işarette bulunabilir. Bu dinlerdeki ahlaki metinler; metafizikçinin doğa bilimlerini kurması gibi, mutlak bilgiye ulaşmış insanların Kutsal Varlık bilgisini ima edecek şekilde yazılmış olmalıdır. Çünkü ahlak ancak böyle insanlar tarafından yazıldığında Kutsal'a ulaştırabilir; doğa bilimleri ancak metafizikçi tarafından tashih edildiğinde metafiziğe götürebilir. Şimdilik René Guénon gibi tradisyonel (Prof. Dr. Mustafa Tahralı Hoca'nın tabiriyle sahih din anlamında "tradisyon") ekolün bu konudaki şahitliklerine inanmak gerekir. Hiçbir gerçek din Tanrı'dan yoksun olmaz; fakat teoloji veya Tanrı'dan söz etmek şimdilik -ahlak yetkinleşinceye kadar- tehir edilmiş bir konu olabilir.

Vakıa Tanrı hakkında konuşmamak veya en azından dinî bahisleri ahlak ve yasalar üzerine odaklayarak teolojiyi azaltmak/ertelemek, Müslüman filozoflar tarafından da tespit edilmiş ciddi bir konudur. Hz. Peygamber'in "Allah'ın zatı üzerinde düşünmeyin" anlamındaki hadis-i şerifinin işaret ettiği anlamı hatırlatırcasına "Tanrı'dan ve niteliklerinden sıkça söz etmek insanların dikkatini dağıtır." der İbn Sina ve ekler: "Sıradan insanların işleri vardır, dikkatlerini o işlere vermeleri gerekir. Böyle insanlara Tanrı'dan ve O'nun var oluş tarzından söz etmek, anlaşılmayacağı bir yana, kafalarının karışmasına ve ifsada yol açar." Bu yaklaşım, gerçekte bütün Müslüman düşünürler tarafından doğrudan veya dolaylı bir şekilde benimsenmiş; insanların dikkatlerini teolojik konulardan daha çok, "zihin karıştırmayan" bir şekilde Tanrı ile ilişkilerini tesis etmeye yöneltmişlerdir. Hiç kuşkusuz Doğu dinlerinde insanları şaşırtacak kadar ertelenmiş teoloji vardır. Bu nedenle söz konusu dinler daha çok ahlak, felsefe, hayat ve insan hakkındaki bir tefekkür gibi kalırlar.

İslam ise -Guénon'cu anlamda- bir Batılı dindir ve bu nedenle de teolojisi baskın bir dindir. Belki İslam, Hristiyanlık gibi büsbütün teolojik bir din sayılamaz veya Yahudilik kadar yasa fikri üzerine kurulu değildir. Lakin Müslümanlar dinin her merhalesinde Tanrı, Tanrı'nın varlığı, tevhidi, O'nun isimleri ve nitelikleri gibi birçok konuyu tartışırlar, ahlaki bir hazırlanma sürecine gerek duymaksızın böyle konuları konuşurlar. Çünkü onlar için din, işin başında veya sonunda Tanrı hakkında tefekkürdür.

Bu itibarla Müslümanlık; itikat, amel ve ahlak olmak üzere üç kısımda tasnif edilen bir dindir. Bu nedenle de İslam'da bu alanlardan son iki tanesi, yani ameli hayat ile ahlakın itikatla ilişkisi başlı başına bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. İslam düşünce tarihinin en verimli tartışmaları bu alanların tespiti ve ilişkilerinin belirlenmesiyle ilgili tartışmalar olmuşken günümüzde ise mesele başka bir noktaya varmıştır. Bilhassa modern dünyanın da icbarıyla artık ahlak bütün konuların ötesine geçmiş görünüyor, din üzerinde düşünen birçok insan için din neredeyse ahlak hâline gelmiştir. Bu yazı dizisine başlamamızın temel nedeni de budur: Gerçekte din ahlakın neyi olur veya ahlak dinin neresinde bulunur?

Ekrem Demirli

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Ekrem Demirli

Ekrem Demirli Diğer Yazıları