Ekrem Demirli
20.04.2026
Ekrem Demirli
Hevâya Övgü: Din Arzu Gücünün Muharrikidir
20.04.2026
Tüm Yazıları

Hevâya Övgü: Din Arzu Gücünün Muharrikidir

'Arzu gücü çirkini Yusuf kadar güzel gösterir.'

Mevlana Celaleddin Rumi

İnsanın bütün eylemlerini yönlendiren bir gücü vardır ki buna hevâ (arzu gücü) veya daha bilinen adıyla şehvet diyoruz. Şehvet İslam kaynaklarında 'yemek şehveti', cinsel şehveti gibi birtakım bölümlere ayrılmış olsa bile nefs teorilerinde bu bölünmenin ötesinde tek bir güç olduğu kabul edilir. Bu gücü anlatmak üzere kullanılan kavramların arasında ince ayrımlar bulunsa bile hepsi istemek, arzulamak, daha üst bir kavram olmak üzere ise 'sevmek' anlamında birleşir. Sevmek insan davranışlarını yönlendiren ana saik olarak kabul edildiğinde, insan 'severek' hareket eden, sevgiyle yönlendirilen varlık olarak kabul edilmiş demektir. Özellikle metafizikçi düşünürlerin sevgi ve aşk üzerinden bütün alemin hareketini yorumladıklarını dikkate aldığımızda ise insanın sevgiyle hareket etmesiyle alemdeki her bir işin sevgiyle meydana gelmesi birbirini ikmal eden tek bir kaynağa döner: O da alemin-insanın sevgiyle var edilmiş olmasıdır. Büyük metafizikçi Konevî bu ana ilkeyi 'sevgi hareketi' veya sevgi yönelmesi diye kavramsallaştırarak düşüncesinin ana konusu yaptığında kendisine kadar gelen büyük mirasın en önemli kavramını bulmuş oldu: Tanrı alemi sevgiyle yarattığı gibi insan veya alemdeki her hareket de sevgiyle ortaya çıkmıştır. Bu sevginin insandaki adlarının başında ise hevâ veya şehvet gelmektedir. O zaman hevâ veya şehvet gücü dediğimiz şey ilk büyük sevginin insandaki tecellisinden başka bir şey olmayacaktır.

Kadim sevginin insandaki yansıması olan hevâ veya şehvet için birçok tabir kullanılmıştır dedik. Bu tabirlerin bir kısmı eleştirilere konu olmuş, daha doğrusu zaman içinde 'olumsuz' bir içerikle özdeşleştirilmiş, dinin veya yüksek ahlak nazariyelerinin eleştirilerine konu olmuşken 'sevmek' insan eylemlerini yöneten kurucu ilke olarak revaç bulmuştur. Halbuki sevmek veya aşk, insandaki hevâ ve şehvet gücünün derecesi, bunlar ise insan davranışlarını yönlendiren genellikle de bilinçle ilişkili olan irade, talep ve düşüncenin gerekleridir. O zaman buradaki kavram kargaşasının işin özünde değil lafızlar düzeyinde olduğunu dikkate almak gerekir.

Dini düşünceler ve ahlak nazariyeleri heva gücü hakkında çelişkili görüşler ileri sürmüştür, öyle ki bazen hevâ gücü karşısındaki tutumlarına göre ahlak nazariyeleri kadar dini gelenekler de tasnif edilebilir. Hemen hepsinde hakim olan yaklaşım en azından 'lafız' anlamıyla hevâ gücüne yönelik ciddi bir eleştirinin ve kuşkunun ortaya çıkmış olmasıdır. Bilhassa hevâ yani insan eylemlerini yöneten arzu gücünün 'sınır ve otorite tanımaz' cüretini dikkate aldığımızda, teorisyenlerin farklı tutumlar geliştireceklerini anlayışla karşılamak gerekir. İnsan ilk yaratılışından söz eden rivayetlerde Adem'in kuralı ihlal etmesi hevânın neticesi ise o zaman insan kemalini hedef edinen teoriler hevâyı yolda bir rakip ve düşman olarak görecek, insanı yolda yürütmenin en önemli aracını hevâyı baskılamak kabul edeceklerdir. Binaenaleyh insanda kural tanımaz, her istediğini elde etmek isteyen böyle bir gücün varlığı terbiyeyi gerekli gören disiplinler için ciddi bir mesele olarak ortaya çıkmıştır. İnsan terbiyesinden söz etmek, hevâyı terbiye etmek, bazı durumlarda ise onu baskılamak ve etkisizleştirmek anlamına gelmiştir. Özellikle dini veya felsefi mistik geleneklerde hevâ karşıtlığı öyle bir noktaya varır ki terbiyenin bütün rakibi hevâ gibi kabul edilir. Bazı düşünürler ve sufiler için kelime-i tevhitteki 'ilahların reddi (La-ilahe)' ifadesi hevânın insan üzerindeki otoritesinin reddi anlamında yorumlandığında, hevâ karşıtlığı en ileri noktasına varmış demektir.

Hevâ karşıtlığının en önemli neticesi heva gücüyle cinsellik arasındaki ilişkide ortaya çıkacaktır. Bazı müslüman düşünürler, S. Freud'dan asırlar önce, insandaki arzu gücünün en önemli yönünün cinsellik ve şehvet olduğunu ileri sürmüşken bazıları iktidar elde etmek ve beğenilmek arzusu olduğunu söylemişlerdir. Hangisi söylenirse söylensin meselenin bu kısmı erkek için kadın veya kadın için erkek meselesinin hevâ gücü hakkındaki teori ışığında ele alınacak olmasıdır. Öyle görünüyor ki literatürde konunun işlenişine bakıldığında, cinsellik gücü anlamındaki hevâ bütün öteki ilgilerden daha öne çıkmaktadır ve Freud'un söylediği üzere arzu gücü burada libido ile özdeşleşmektedir. Hal böyle olunca hevâ hakkındaki teori ve yaklaşıma göre, bir kadın endişesi (veya kadın için erkek), cinsellik eleştirisi, cinsellik ile hakiki erdemler arasında çelişki görmek yaygınlaşmıştır. Hali hazırda da geçerli olmak üzere hevâ hakkında doğru bir tasavvura varmaksızın bütün bu bahislerde bir neticeye varmak mümkün olmayacaktır. O zaman erkek veya kadın için geçerli olmak üzere, doğru ve sahih bir insan telakkisi öncelikle hevâ gücünün belirgin hale getirilmesine bağlıdır. Günümüzde erkek ve kadın ilişkilerini belirleyen din değildir, dünyanın büyük kısmında bu ilişkiler, hatta arzu gücü hakkındaki kanaatler dinden bağımsız olarak ele alınıyor. Lakin modern dünyanın dogmatik alışkanlığı burada yine hortlamaktadır: Modern dünya 'öteki' olmaksızın kendini anlatmak istemez, mutlaka ötekiyle korkutarak kendisini eleştiri dışında tutar. Hal böyle olunca hümanist anlayışların ortaya çıkmasıyla birlikte dinin hevâ gücünü, insanın isteklerini baskıladığını iddia ederek bir din karşıtlığını bünyesinde barındırır. Birçok müslüman da hali hazırda din ile hevâ gücü, din ile insanın gelişimi arasındaki ilişkiyi, daha öze olarak da erkeğin gelişiminde Havva'nın (kadın) rolünü bilmemektedir.

Ekrem Demirli

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Ekrem Demirli

Ekrem Demirli Diğer Yazıları