İyi Günde Kötü Günde - Engin Uzun ve Neşe Uzun Çifti: Allah Hepinizi ve Hepimizi Sevsin

Yayınlanma Tarihi: 08.05.2026 19:29

Ömür bize Allah Teala tarafından bahşedilmiş bir lütuf, ilahi bir hediye. Müslümanlar olarak ömrümüzü nerede ve kimlerle geçirdiğimiz bu açıdan çok çok önemli. İyi Günde Kötü Günde ismini verdiğimiz yeni programımızda bu sorunun cevabına odaklanıyoruz: Ömrümüzü kiminle geçiriyoruz? Engin ve Neşe Uzun çifti 22 yıllık evliliklerinde yaşadıklarını, çıktıkları yokuşları, indikleri ovaları, zorlu anları ve buldukları çözümleri anlattılar...

Uzun ve mutlu bir evliliğin sırrı nedir? Zorlukların üstesinden sevgiyle nasıl gelinir? Engin ve Neşe çifti, 22 yıllık hayat arkadaşlıklarını, tanışma hikâyelerini ve zorlu hastalık sürecinde omuz omuza vererek nasıl ayakta kaldıklarını "İyi Günde Kötü Günde"nin ilk bölümünde anlatıyor.

Özge Özkul: Engin Bey, Neşe Hanım, hoş geldiniz. Öncelikle ikinizin tanışma hikayesiyle başlamak istiyorum. Nasıl bir andı o ilk karşılaşma?

Engin Uzun: Şöyle biraz öncesinden başlayayım. Rahmetli annem evlenmem konusunda çok ısrar ediyordu. Neredeyse her hafta sonu biriyle görüşüyorum ama olmuyor, "Anne ben beğenmedim" demek de ayıp geliyor. En sonunda dayanamayıp "Anne yeter, bırak peşimi, ben evlenmek istemiyorum" dedim. Aradan iki üç hafta geçti. Neşe o dönem bir araba servisinde çalışıyordu. Onu uzaktan gördüm ve "Ne kadar güzelmiş" dedim. Orada çalışan Atilla adında bir arkadaşım vardı, durumu ona açtım. Atilla bana, "Senin şu an hayatın karışık, seküler bir yaşamın var, bu kız sana gelmez, çok düzgün biri" dedi. Ben de "Vallahi evleneceğim" diye ısrar ettim. Bir iki haftalık uğraştan sonra onu bir kahve içmeye ikna ettim.

Neşe Uzun: Orada enteresan bir kader çizgisi var. Ben normalde müşteri hizmetlerindeydim ama o gün hasta olan bir arkadaşımın yerine başka bir şubeye geçmiştim. Eğer o gün oraya geçmeseydim Engin'le hiç karşılaşmayacaktık.

EU: Buluşmaya giderken arkadaşım Atilla'yı tembihledim; "Eğer arıza çıkarsa seni arayacağım, beni kurtar" dedim. Oturduk, 10 dakika geçti, ben Atilla'yı arıyorum ki bahaneyle yanından kaçayım. Atilla çaktırmadan telefonu açmıyor. Fakat o arada muhabbet bir anda İslami bir sohbete dönüştü. Seküler olmama rağmen çok ilgimi çekti. Bu sefer Atilla beni aramaya başladı, ben telefonları kapatıyorum. Bir AVM'de buluşmuştuk ve tam dört saat sohbet ettik. Arabaya bindiğimde Atilla'ya, "Ben bu kızla evlenirim" dedim. Gerçekten de tanıştıktan tam 100 gün sonra evlendik. Ama her şeyin usulüne uygun olmasını istedim. Önce annem gidip gördü, beğendi. Gençlerimize en büyük tavsiyem budur: Anne baba onayı çok önemlidir. O onayı alırlarsa evlilik gerçekten bereketli oluyor ve Allah o yuvaya bir sıcaklık veriyor.

Zıtlıkların İçindeki Uyum ve "Emanet" Bilinci

ÖÖ: 22 yıllık uzun bir evlilik süreci... İş hayatı, üzüntüler, sevinçler derken bu sürecin üstesinden nasıl geldiniz?

EU: Aslına bakarsanız bazen gelemedik. Uçurumun kenarına kadar gittiğimiz zor günlerimiz oldu. Biz eşimle normal şartlarda taban tabana zıt insanlarız, hiçbir şeyimiz birbirine benzemez. Ancak o zıtlığın içinde bir denge bulduk. Bir film seyrettiğimizde ikimizin de dikkatini çeken detaylar bambaşkadır, aslında lezzet de tam burada ortaya çıkıyor. Ben yapım gereği çok çabuk parlar, bağırırım; Neşe ise sadece susar.

NU: Karşı taraf kızgınken onu daha çok sinirlendirmeye ne gerek var? Susuyorum, çünkü sinirinin gelip geçici olduğunu biliyorum. Karakter meselesi tabii.

EU: Hastalığımdan bir iki sene önce yaşadığım bir aydınlanma anı var. Arabayla giderken bir anda kendi kendime konuşmaya başladım: "Sen bu kızı aldığında nesi vardı? Aldın, evlendin, üç tane çocuk yaptın. Sen işin gereği yılın 200 günü dünyayı geziyorsun, sonra da eve gelip 'Sofrada niye peçete yok, tuzu eksik' diye arıza çıkarıyorsun. Kendine gel, bu kız sana Allah'ın emaneti!" O gün bende büyük bir değişim başladı. Eşlerimiz bize gerçekten Allah'ın emaneti. Peygamber Efendimiz (s.a.v), "Eşinizin mutlaka sevecek bir yönü vardır, onu bulun" diyor. Ben de zıt olmamıza rağmen o yönü buldum.