Arama

ve bir zulmün hikayesi

Yayınlanma Tarihi: 23.06.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 18.07.2018 17:43
Türkçe ezan ve bir zulmün hikayesi

Türkiye’de cami minarelerinden tam 18 yıl yerine ‘Tanrı uludur’ ile başlayan bir tercüme okutuldu. 29 Ocak 1932’de minaresinde ilk ’ı okuyan ’ın, elindeki kağıda bakarak bu tercümeyi seslendirmesi Türkçe Ezan’ı henüz ezberleyemediğinin de kanıtıydı. 18 Temmuz 1932’de de Diyanet Reisliği tüm müftülüklere ezan ve kametleri Türkçe okuma talimatı veriyordu. 1941’e kadar yasal düzenleme dahi bulunmadığı halde, ezanı okuyan onlarca imam ve müezzine ceza verildi. 2 Haziran 1941’den sonra ise çıkarılan yasa tatbik edildi. Hapisler, işkenceler, sürgünler... Ta ki 16 Haziran 1950’ye dek.

Bir Ayı idi. 20 Ocak 1932 tarihinde , Aydın Milletvekili Dr. ile Antep Milletvekili 'nin bulunduğu bir mecliste, Okur'a Cuma günü Yerebatan Camii'nde Türkçe okuyacağını söyler. Reşit Galip ve Kılıç Ali'yi de bu hadiseyi gazetelere bildirmek ve bizzat Türkçe Kur'an-ı Kerim merasimine nezaret etmek üzere görevlendirir.

22 Ocak 1932 tarihinde Yerebatan Camii'ne gelen Hafız Yaşar, Reşit Galip ve Kılıç Ali'nin ikazları üzerine kürsüye çıkar, "Müşfik ve Rahim olan Allah'ın ismiyle" diye başlayarak, Yasin Suresi'nin Türkçesi'ni rast makamıyla okur. Meclis Başkanı Kazım Özalp'in geldiği 29 Ocak 1932 tarihi ise, Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle, Sultanahmet Camii'nde toplu olarak gerçekleştirilecek Türkçe Kur'an-ı Kerim okuma günüdür. Bütün gazeteler baş sayfalarında bu habere yer ayırmışlardır. Ve nihayet Cuma Namazı eda edildikten sonra, sekiz hafız Kur'an-ı Kerim'in çeşitli surelerini Türkçe olarak okurlar.

Bu günün akşamında, Hafız Yaşar'ı huzuruna çağıran Mustafa Kemal Atatürk, aynı merasimin 'nde yapılması talimatını verir. Şu anda müze olan Ayasofya Camii'nde, Türkçe Kur'an-ı Kerim'in yanı sıra bir ilke daha imza atılacak, 'in de bu akşam okunması istenecektir. Bunun için, okunacak olan Türkçe Tekbir de hazırlanır...

"Tanrı uludur, Tanrı uludur, Tanrıdan başka tanrı yoktur... Tanrı uludur, Tanrı uludur! Hamd O'na mahsustur..." 3 Şubat 1932 tarihinde yani Kadir Gecesi'nde Ayasofya Camii'nde gerçekleştirilen program Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle radyodan da canlı olarak yayınlanır.

KAYNAK'TAN FRAKLA HUTBE

Sıra 'ye geldiğinde ise tarihler, 4 Şubat 1932'yi, yani Ramazan Ayı'nın son cuma gününü göstermektedir. İstanbul Süleymaniye Camii'nde okunacak Türkçe Hutbe'yi okumak için Hafız seçilmiştir.

Ramazan'ın son cuma günü olması hasebiyle Süleymaniye Camii hınca hınç doludur. Mustafa Kemal Atatürk, Sadettin Kaynak'a, "Haydi bakalım, Türkçe Hutbe'yi de Süleymaniye Camii'nde mukabele ile oku! Amma okuyacağını evvela tertib et, bir göreyim" der. Hafız Sadettin Kaynak, minbere çıkmadan önce de Mustafa Kemal Atatürk'e, "Sarık saracak mıyım" diye sorduğunda şu karşılığı alır:

"Kat'iyyen sarık istemem. Sarığı bırak, işte bu gece giymiş olduğun elbise ile başı açık ve fraklı olarak git. Fakat hava soğuktur palto giyebilirsin." Hafız Sadettin Kaynak fraklı, başı açık olarak çıktığı minberde, Mustafa Kemal Atatürk tarafından da onaylanan o meşhur hutbesini okumaya başlar.

KAĞITTAN EZAN DENEMESİ

Halk, Türkçe Kur'an-ı Kerim ve Tekbir'in şaşkınlığını henüz atamadan tarafından 29 Ocak 1932'de 'nde okunan 'la bir kez daha şoke olur. Bu aynı zamanda, 18 yılı aşkın sürecek olan ilk Türkçe 'dır. Başı açık kravatlı bir şekilde minaresine çıkan Hafız Rıfat'ın, elinde bulunan kağıda bakarak yeni ezanı okuması Türkçe Ezanı ezberlemediğinin kanıtı gibidir. Türkçe Ezan okunması için tespit edilen belli başlı il ve ilçeler ise, Adana, Amasya, Ankara, Balıkesir, Çeşme, Edremit, Kayseri, Konya, Kuşadası, İzmir, İzmit, Manisa, Rize, Şebinkarahisar, Trabzon, Van, Yozgat ve Zonguldak'tır. Ancak çok geçmeden Türkçe Ezan'a beklenen tepkiler gelmeye başlar. En dikkat çekici tepki Bursa'da meydana gelir. ezanın Türkçe okunmasına tepki gösteren yüzlerce Bursalı Ulu Camii önünde protesto yürüyüşü yapar.

Olayların büyümesi üzerine İzmir'e gidecek olan Mustafa Kemal Atatürk karar değiştirip Bursa'ya hareket eder ve yaptığı ilk açıklamada, eylem yapanların 'irticacı' olduğunu ve dini siyasete alet etmek istediklerini söyler. Açıklamasını daha da sertleştiren Mustafa Kemal Atatürk, henüz hazırlanmış bir kanun bulunmamasına rağmen, Türkçe Ezan'a tepki gösterenlerin cezalandırılacaklarını açıklar. Öyle ki, Ezan okuyanların idam edilebileceğinden bile söz edilmeye başlanır. Gazetelerse, evkaf idaresinin Türkçe Ezan işini sıkı takibe aldığını, Türkçe Ezan okumayan müezzinlerin görevine son verileceğini yazar. Türkçe Ezan için 18 Temmuz 1932 tarihinde bir genelge yayınlanır. Diyanet İşleri Başkanı imzasını taşıyan genelgeyi, salat-ü selamların Türkçeleştirilmesi emri izler.

Tekbir ve salaları Türkçeleştirip 6 Mart 1933'te müftülüklere tamim gönderen Diyanet İşleri Reisliği, dört yıl sonra; 1937 yılına gelindiğinde, cenaze salalarının da tamamen kaldırılmasını emreder. Türkçe Ezan, Türkçe Tekbir, Türkçe Hutbe ve Türkçe Kur'an-ı Kerim gibi girişimlere itiraz etmeyen dahası altında imzası bulunan isim ise, 1 Nisan 1924 - 5 Mart 1941 tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Rıfat Börekçi'dir. Onun ardından 14 Ocak 1942 tarihinde bu göreve getirilen Şerafettin Yaltkaya da benzer bir portre çizer.

DİNİ HAYAT TAMAMEN DEĞİŞTİ

Bu arada bazı kesimler de, Bursa'da yaşanan olayları, Menemen'den sonra yapılan en büyük irticai hareket olarak yorumlamakta, bir an önce inkılapların uygulanması için baskıların artırılmasını talep etmektedir. Bursa'da Türkçe Ezan dayatmasını protesto edenlerden 200'ü aşkın kişi Çorum'a gönderilerek orada yargılanır ve birçoğu hapis ya da kürek cezasına çarptırılır. Sert tedbirler sonunda 1932 Ramazan Ayı'ndan itibaren, Türkiye'de dini hayat köklü bir şekilde değişir. Artık ülkenin bütün camilerinde ezanlar, salalar, tekbir ve dualar Türkçe olarak okunmaya başlanır. Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden üç yıl sonra, 2 Haziran 1941 tarihinde Türkçe Ezan uygulaması için yasa dahi çıkarılır. Ceza yasasının 526'ncı Maddesi'ne yapılan bir ilaveyle, ezan ve kameti Arapça okuyanlara üç aya kadar hapis veya on liradan 200 liraya kadar para cezası getirilir.

BAŞI AÇIK VE FRAKLA

29 Ocak 1932 tarihinde Fatih Camii minaresine çıkan Hafız Rıfat, başı açık ve kravatlı olarak elinde yazdığı ilk Türkçe Ezan'ı okumuştu. 5 Şubat 1932 tarihinde de Süleymaniye Camii'nde ilk Türkçe hutbeyi okuyacak olan Hafız Sadettin Kaynak, düzenlediği hutbeyi Gazi'ye onaylattıktan sonra yine O'nun isteği ile minbere başı açık ve frakla çıkmıştı. Rejim yanlısı gazeteler ise bu adımı manşetinden duyurmuştu.

ÖNCE PROPAGANDA

Türkçe Ezan, Türkçe Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Tekbir gibi adımlar bir gün önceden gazetelere bildiriliyordu. Bunun için Reşit Galip görevlendirilmiş, gazeteler de reformasyon girişimlerine geniş yer ayırıyordu.

YASAK KALKMIŞTIR

(DP) ile iktidara geleli bir ay olmuştur. Başbakanlık, 16 Haziran 1950'de Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü'ne yazı göndererek, yasağının Meclis tarafından kaldırıldığını, değişikliğin Cumhurbaşkanı tarafından da onandığını, bunun gazetelere servis edilmesi gerektiğini belirtiyor.

MÜEZZİNE SORUŞTURMA

1932'den 1941'e kadar kanunsuz olarak Arapça Ezan ve okuyanlara verilen cezalar 2 Haziran 1941'den itibaren ise 526 sayılı yasa ile düzenlenmişti. Bu kapsamda 27 Haziran 1945'te Konya'da akşam ezanını Arapça okuyan Müezzin Mehmet İyibildiren hakkında soruşturma açıldığı, diğer müezzinlere de sıkı uyarı yapılması gerektiği belirtiliyor.

PROTESTO İÇİN HAKİKİ EZANI OKURDUM

Mihri Belli -Yazar: "Ezan Türkçeleştirildiğinde iyi çevrilmediği için olsa gerek alay konusu olmuştu. Millet itiraz edemediği için Türkçe Ezanı alaya alıyordu. O zaman Edirne'de idik. Türkçe Ezan'ı protesto için ezan başlayınca ben de evimizin karşısındaki ağaca çıkar Arapça ezan okurdum. Şapkayı da giymemiştim, utandığımdan ötürü, yeni kıyafetle sokağa çıkmak işime gelmedi, fakat babam ilk giyenlerdendi. Kuvay-ı Milliye'ciydi. Militan laikti Mustafa Kemal gibi. Bir defasında aynanın karşısında giyince, kendimi gavur gibi hissetmiştim."

GERÇEK EZANI İÇİMİZDEN OKURDUK

Enver Baytan (Vaiz): "Ezan serbest bırakılınca çok sevindi millet. Diyebilirim ki Müslüman Türk tarihinde Adnan Menderes gibi sevilen bir başbakan ben şahsen görmedim. Bunun yegane sebebi, 'Allah' diyemezken siyasiler 'Allah' dedi ve ezanı aslına çevirdi. Çok önemli alimlerden Ali Haydar efendi, -ki Adnan Menderes onun talebesinin talebesi olamaz.- "On Ali Haydar bir Menderes" demiş aşkından. O kadar takdir etmiş Menderes'i.

Kolay değil. Hocalarımız bize tembih ederlerdi, minareden mecbur olduğu için "Tanrı uludur, Tanrı uludur" diye okusanız da gerçek ezanınızı içinizden okuyun" diye. Bir defasında Gönen'in bir köyünde bir vatandaş minareye çıkmış bildiğimiz ezanı 'Allahü Ekber, Allahü Ekber' diye okumuştu. Hemen jandarmalar baskın yaptı. Bu şekilde sıkı tutulmuştu."

Star

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN