Arama

Renkleri görmeden tuvalde şaheserler yaratan ressamlar

Renkleri görmeden tuvalde şaheserler yaratan ressamlar

migrenden, ile Vincent katarakttan, Galile şaşı olduğundan, kimisi de miyopluktan, astigmattan şikâyetçiydi. Eserleri bugün servet değerinde olan bu dehaları, sıradan insanlardan ayıran sadece yetenekleri miydi?


Sanatçılar, en iyi anatomi öğrencileri... Leonardo Da Vinci'nin Vitruvius Adamı, Albrecht Durer'in Dua Eden Eller veya Michelangelo'nun çok sayıda anatomi taslakları gibi detay içeren klasikler akla gelen ilk örneklerdendir. Aslında pek çok resim ustasının anatomik detayları çok iyidir ki, bundan yola çıkarak bazı doktorlar "tuval teşhisi" olarak bilinen hobiyle uğraşırlar ve resimlerdeki modellerin sıkıntı veren medikal durumlarını tanımlarlar.

SANAT DEDEKTİFLİĞİ

Bir bakıma eğlenceli detektiflik işi gibi görünen bu uğraş, aynı zamanda ciddi bir amaca hizmet ediyor. Harvard ve Yale'in de dâhil olduğu bazı tıp okulları, doktorların detaylar karşında dikkatlerini geliştirmelerine yardımcı olması için ünlü resimlerde teşhis edilen hastalıklar üzerinden öğrencilerine kurs düzenliyor. X-ray, MR görüntüleme ve diğer araçların dünyasında, tuvalden hastalık teşhisi, öğrencileri tam önlerinde duranın ne olduğuna dikkat etmeleri konusunda zorluyor.

Bunun yanında bizim ülkemizde de bu sanat dedektifliğini yapan hekimlerimiz mevcut. Bunlardan birisi, resim sanatı ve hastalıkları ilişkisini inceleyen Prof. Dr. Pınar Aydın. Eserlerine bakarak ressamların göz sağlığıyla ilgili fikir sahibi olabiliyor. Bir röportajında "Bir konferans için İsrail'e davet edilmiştim. Orada yaşlı bir palyaço resmi gördüm. Sağ gözü içe kayıktı. 6 numaralı sinirinde felç olduğu teşhisini koydum. Sonra resmin bulunduğu müzeye mektup yazdım resmi yapılan palyaçonun kanserden öldüğünü söylediler. Teşhisim doğrulanmış oldu. Ardından resimlere daha çok bu gözle bakmaya başladım." diyerek konuya nasıl yöneldiğini belirtti.

ESER KADAR SANATÇI DA TESPİT KONUSU

Ressamlar sadece resimdeki modelin ızdırabını ya da hastalığını yakalayıp resme aksettirmiyor. Ressamın resim yapmasının yöntemi, aynı zamanda sanatçının rahatsızlığını ortaya çıkarabiliyor. Örneğin, Susana Martinez-Conde ve Stephen L. Macknik'in Scientific Amerikan'a verdikleri röportaja göre, oftalmolog Michael Marmor, Degas'ın resimlerindeki bozulan detaylara dayanarak ressamın görme merkezi bozukluğunu tanımladı. Benzer olarak nörologların Rembrandt van Rijn'e ait 36 otoportresi üzerinde yaptıkları incelemede ressamın gözlerinin anormal bir şekilde aralıklı olmasının muhtemel olduğu sonucuna vardılar. Aslında bu stereovizyon yoksunluğu 3D dünyayı 2D tuvale aktarması konusunda Rembrandt için bir avantaja dönüşmüş olabilir.

GÖRMEK BİR RESSAM İÇİN NE DEMEK?

Görme duyusu, resim yaratırken sanatçının güçlü araçlarından birisidir. Bir sahnenin haritasını çıkarmak, sanatçının hareketlerini tuval üzerinde yönlendirmek, işin rengi ve şekli hakkında gözlerden alınan geri bildirim son derece önemlidir. Ancak, bir ressamın görsel algısını değiştiren hastalıklar ya da bozukluklar yaşanması da olası. Empresyonizm akımının öncülerinde miyopluk olduğunu ve gözlüğün kullanılmadığı zamanlarda bulanık görüş mesafesi, geniş, aceleci tarzlarını açıklayabileceğini iddia ediliyor.

Bu tarz bozukluklara ve bu bozuklukların eserlerdeki etkilerine deliller sunmak; genellikle spekülatiftir. Klinik kayıtların eksikliğinden kaynaklı da tanı koyabilmek zordur. Öte yandan spekülasyonları doğrulamak da son derece zor, çünkü sanatçı kendi dünyasını yansıtmakta son derece özgür davranır.

EN BÜYÜK SORUN KATARAKT

Resmi yapılanlarda en çok şaşılık, ressamlarda ise katarakt var. Ressamlarda neden çok katarakt oluyor diye araştırma yok. Ama belki açık havada çalışmaktan dolayı çok ultraviyole aldıkları için olabilir.

Osmanlı padişahlarının portrelerinde hep rötuş yapılmış,hiçbir problem görülmüyor.

Ama İtalyan Medici Ailesi'nin portreleri incelendiğinde onların aile boyu yüksek miyop olduğu görüldü. Gözleri büyük, öne doğru çıkık ve kısarak bakıyorlar.

James Joyce'un gözünde iltihaplanma olmuş, sayısız ameliyat geçirmiş ve sonunda da gözünü kaybetmiş. Hastalığın aşamalarını portrelerinden takip edebiliyorsunuz.

Galile'nin de şaşı olduğunu portrelerinden biliyoruz.

Görme kaybı ve göz bozukluğu olan ressamlardan birkaçını sizler için derledik.

El Greco

Astigmatlık, korneanın, her yönde aynı eğiklikte (daire şeklinde) olmamasından kaynaklanan bir göz kusurudur. Basitçe gözün bir küre şeklinde değil de yumurta şeklinde olmasıdır. Bu göz kusurunda göze gelen ışınlar bir odakta, yani belli bir noktada kesişemezler. Buna bağlı olarak da bir görüntüde belirli bir uyum içerisinde bulunan çizgiler ve dış hatlar da diğerlerine kıyasla odakta daha az toplanacaktır. Nihayetinde de retinada (görme tabakasında) bulanık bir görüntü oluşur.

İspanyol rönesansının mimar, ve heykeltraşı (1541-1614), resimlerinde bazı figürleri dikey olarak uzatmasıyla bilinir. Göz doktoru German Beritens, bu uzatmaların astigmatlıktan kaynaklandığını ileri sürmüştü.

Beritens, astigmatizm teorisini, El Greco benzeri dikey uzamalar üreten özel bir lensi kullanarak konuklarına göstermeyi denedi. Fakat Beritens'in teorisinde bazı problemler bulunuyordu. Ortak bir itiraz, herhangi bir dikey uzamanın, El Greco'nun hem konu edindiği şeye hem de tuvale ilişkin görüşünü de etkilemesi gerektiğidir. Bu da, astigmatlık etkisinin büyük oranda ortadan kalkmış olması gerektiği anlamına gelir. Muhtemelen daha sorunlu olan, düzeltilmemiş astigmatizmin, görüntü boyutunda bir değişiklikten ziyade, esas olarak bulanık görüşe neden olmasıdır.

Claude Monet

Katarakt, göz bebeğinin arkasında bulunan ve görmeyi sağlayan doğal göz merceğinin saydamlığını kaybederek matlaşmasıdır ve gözlükle düzeltilemeyen bir göz kusurdur. Başka bir deyişle görüşün, buğulanmış bir camın arkasından bakıyormuşçasına bozulmasıdır. Kataraktı bulunan insanlar genellikle renk ayrımını yapmakta güçlük çekerler ve daha ciddi vakalarda, mavi ışık neredeyse tamamen engellenir.

, 1912 yılında kendisine katarakt tanısı konulmuş ve ameliyat olması önerilmiş ünlü bir ressam. Ne var ki; Monet uzunca bir süre boyunca ameliyat olmayı kabul etmez. Takip eden on yıl boyunca, tıbbi kayıtlarında belgelendiği üzere kritik detayları görme yeteneği giderek azalır. Bu durumdan, Monet'in renk algısı da etkileinr.

1914 yılında, kırmızıları, mat ve bulanık göründüğünü söyler ve 1918 yılı itibariyle de boya tüplerinin etiketindeki renkleri ayırt etme yetisi son derece azalır.

Kataraktlarının görsel etkisi, aynı sahnenin iki resminde kendisini gösteriyor: Bahçesindeki nilüfer göletinin üzerindeki Japon yaya köprüsü. İlk resim, Monet'e katarakt teşhisi konulmadan 10 yıl önce yapılmış ve neredeyse ince renk ayrımlarından bütün detaylara kadar kendisini gösteriyor.

Ancak ikinci resim ise, nihayet ameliyat olmaya karar verdiği zamandan bir yıl önce yaptığı aynı sahnenin resim. Resimde, renklerin koyu ve bulanık olması, mavinin neredeyse hiç bulunmayışı ve detay seviyesinde dramatik bir azalma olduğu bariz.

Yazar Marc Elder'a yazdığı 1922 tarihli bir mektupta Monet, görme bozukluğunun resimlerinin bozulmasına neden olduğunu ve sağlığının iyi olmasına rağmen körlüğünün kendisini işten vazgeçmeye zorlandığını belirtiyor.

Monet'in korkularından birisi de, ameliyatın kendisinin renk algısını değiştirebileceği yönündeydi ve ameliyat sonrasında da sıklıkla etrafın fazlasıyla sarı ya da bazen fazlasıyla mavi göründüğü şikâyetinde bulundu. 2 yıl sonra renk algısı tamamen normale döndü.

Clifton Pugh

Göz hastalıklarına ek olarak, renk algısı kalıtsal eksikliklerden kaynaklı da değişebilir. Yaklaşık olarak erkeklerin %8'i ve kadınların %5'i anormal bir renk görüşüyle dünyaya gelmektedir ve bu durum bazen "renk körlüğü" olarak isimlendirilir.

En yaygın görülen formlarının birisinde, insanlar, renkleri; mavi ve sarının çeşitli seviyeleri biçiminde görüyor. Kırmızı veya yeşil tonlarındaki çeşitliliği ayırt etmede güçlükler yaşanabildiğinden, olgunlaşmamış bir meyveyi olgunlaşmış olandan ayırt etmede sorunlar yaşanır.

Anormal renk görüşüne sahip ünlü bir ressamın bulunmadığı düşünülüyordu ancak incelikli araştırmalar bu iddiaya karşı çıkıyor.

Avustralyalı sanatçı 'un biyografisinde anormal renk görüşüne sahip olduğu belgelendi. Renk görüşü bozukluklarının kalıtsal doğası nedeniyle, araştırmacılar, Pugh'un neredeyse tamamen kırmızı-yeşil renk körlüğüne sahip olduğu iddiasını desteklemek için hayatta kalan aile üyelerinin renk görüşünü test ettiler.

Fakat Pugh'un resimlerinde kullanılan renklere dair yapılan bir analiz, kendisindeki bir renk görüşü eksikliğine dair işaretler ortaya koymuyor. Bu da geçmişteki çalışmalarla tutarlı olarak, bir sanatçının çalışmasına bakarak kendisinde renk görüşü eksikliği bulunduğu tanısı koymanın güvenilir olmadığını ortaya koyuyor.

VAN GOGH VE KATARAKT

'un ağır depresyon veya şizofreni hastası olduğu da öne sürülen tezlerden. Ancak tablolarına bakıldığında görmenin bulandığı, özellikle mavi rengin azaldığı, sarının ise arttığı gözleniyor.

Bu belirtiler özellikle yaşlılık kataraktında var. Diyabetik kataraktta ise loş ortamda normale yakın görmeye karşın, ışıklı ortamda azalan ve ışıkların etrafında haleler görmeyle karakterize görme yakınması belirgin. Loş ortamda normale yakın görmeye karşın, ışıklı cisimlere bakarken ortaya çıkan görme bozukluğu dikkat çekici. Yaşamının ileri yıllarında gelişen kataraktına bağlı olarak, Van Gogh, tıpkı Yıldızlı Gece resminde olduğu gibi yıldızları haleli olarak resmetmiştir. Ayrıca birçok resmindeki sarı hakimiyeti de dikkat çekiyor.

MİGREN BİR DÂHİ HASTALIĞI

Eskiden, migrenin sadece dâhilerde rastlanan bir hastalık olduğuna inanılırdı. Geçtiğimiz yıllarda Londra'da yapılan Baş ağrıları Dünyası Konferansı'nın konularından biri ise Picasso'ydu.

Ünlü ressam migrenden (genellikle şiddetli baş ağrılarının başlangıcını işaret eden görme anormalliklerinden) mustaripti. Migrenin sonuçlarından biri, görme anormalliklerinin zaman içerisinde artmasıdır.

Picasso'nun eserlerinden bazıları, krizleri sırasında yaşadıklarını resmeden migren hastalarının yaptıkları resimlerle inanılmaz benzerlikler gösteriyor. 'nun kadın yüzü resimlerinde görülen düşey yarıklar ve kayık yüz parçaları migren hastalarının gördüğü biçimlere fark edilir derecede benziyor.

Keith Salmon

, diyabetik retinopati tanısı konmuş görme engelli bir ressam. Teşhis konduğunda ve körleştiğinde, bu yalnızca sanatsal vizyonunu ve resim yapma arzusunu artırdı.

John Bramblitt

Epilepsi komplikasyonlarından dolayı yaklaşık 10 yıl kadar önce görme yetisini kaybeden Bramblitt, sanatını icra etmeyi sürdürdü ve Teksas eyaletindeki engelli hakları için ilham verici bir figür haline geldi.

Sargy Mann

30'lu yaşların ortasında, İngiliz ressam 'in, gözlerinin her ikisinde de var olan katarakt sebebiyle körleşmeye başladığı görülüyordu. Mann bu talihsizliğe karşın yılmadı ve yaşamına yetenekli bir ressam olarak devam etti.

Jeff Hanson

Optik sinir tümörü, Hanson'un 2005 yılında ciddi ölçüde görme kaybı yaşamasına sebep oldu. Ama o yine de güçlü renk paleti ve impasto boyama tekniğiyle resim yapma aşkından vazgeçmedi.

Rachel Gadsden

İngiliz ressam , 20 yıldan fazla zamandır görsel sanatçı olarak çalışıyor ve Güney Afrikalı sanatçı/aktivist Nondumiso Hlwele ile birlikte kurduğu 'Sınırsız Küresel Simya' da dâhil olmak üzere birçok engellilik ve sosyal yardım kuruluşu ile işbirliği yapıyor.

GÖREN DEĞİL DE GÖRÜNEN OLMAK

Cape Town'da yaşayan sanatçı Philip Barlow, gözleri miyop olan insanların dünyayı görmekte yaşadıkları sorunu canlı bir biçimde bizlere resmetmiş. İlk bakışta Barlow'un tabloları odaklanmadan çekilmiş fotoğraflara benziyor. Ama bu hiperrealistik yağlı boya tabloları görme bozukluğu olmayan insanlara, miyop olan insanların gözlüklerini çıkardıklarında dünyayı nasıl gördüklerini görme imkânı sağlıyor.

1.

2.

3.

(Derlenmiştir.)

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN