Arama

Hipnotik bir dili

Hipnotik bir sinema dili

Usta sinemacı Terrence Malick’in Cannes Festivali’nden Altın Palmiye ödülüyle döndüğü beşinci filmi The Tree of Life, yönetmenin belki de en kişisel çalışması. İncil öğretilerinden beslenen, doğumu, ölümü, hayatı, kısacası varoluşumuzu sorgulayan ve bunu da üç farklı zaman dilimine uzanıp, etkileyici bir diliyle beyazperdeye taşıyan Malick, öteki dünya ile ilgili bir başyapıta imzasını atmıştır.

İlk bakışta bir aileyi merkez alan ve insana dair birçok değeri, ailenin içerisinde bulunduğu durumlara göre son derece simgesel ve imgesel şekilde sorgulayan, bazen o değerlere kafa tutan, bazen o değerleri anlayışla karşılayıp kucaklayan, hem biyolojik hem psikolojik hem de işlev bilimsel yönleri olan bir belgesel var karşımızda.

Biraz daha derine indiğimizde çocuk olmak ile yetişkin olmak arasındaki o uzun ve ince çizgide yalpalayarak ilerleyen, masumiyetin kayboluşuna ya da başka bir deyişle doğuştan gelen suçluluğun hatırlanışına doğru bir yol alan ve kendini devasa bir yüzleşmenin kollarına çaresizce bırakan bir hikâye.

İki imgeyle buluşturuyor bizi: Doğa ve inayet, yani ihsan. İlki başına buyruktur, istediğini yapar ve yaptırır. Acımasız ve kendinden emindir. Diğeri ise istediği gibi hareket etmeye çalışmaz. Kabullenir ve susar. Bu imgelerden biri babayla özdeşleşirken diğeri ise anneyi betimliyor Terrence Malick'in son filmi The Tree of Life'ta.

1960'lı yıllardan günümüze, günümüzden dünyanın var oluşuna tüm zaman kavramını ele alan The Tree of Life, Amerika Birleşik Devletleri'nde üç çocuklu bir aileyi ele alarak yönelmeyi ve yıkılmayı anlatıyor. Baba karakteri (Brad Pitt), yukarıda da belirtildiği gibi acımasız, kendi yanlışlarını çocuklarından uzak tutmaya çalışırken o çocukları yenileriyle baş başa bırakan, kendinden emin ve sevgi ile arasındaki bağı çözememiş bir birey. Tam tersine anne (Jessica Chastain) ise masumiyetin ve altta kalmışlığın simgesi. Güç dengesinin bu kadar taraflı olduğu bir ortamda yetişen 3 erkek çocuğun yaşamın gerçekleri ile tanışması da uzun sürmüyor. Ama film, en büyük çocuğa (Hunter McCracken/Sean Penn) odaklanıyor.

ASTROLOJİK BİR GÖRSEL ŞÖLEN

Hiç hız kaybetmeden daha da derine inince, evrende dünyanın, dünyada insanın zuhur etmesinin öyküsüne yoğunlaşan ve filmin neden-sonuç ilişkilerine destek olan küçük ölçekli, astrolojik bir görsel şölen var. Bütün bunların neticesinde ve etkisinde, karşınızda siz derine indikçe sizi yüzeye yaklaştıran katmanlı bir öyküsel yapı var. Sizi zorladığını hissettiren; hâlbuki meseleyi izleyen için çok daha basit ve düzenli bir hale getiren, "bilinç akışı"nı teknik bir yöntem haline getiren; ancak Kubrick'in 2001'inin yanına koyulabilecek, filmin paha biçilemezliğine paha biçilemezlik ekleyen, kusursuz bir kurgu mevcut.

Filmin ilk yarım saatini seyirciyi filmin geri kalanına hazır hale getirmek için kullanan Terrence Malick, o noktadan sonra karakterlerinden birine odaklanıp onun dünya ile etkileşimi üzerine kuruyor öyküsünü. Hatta onun içerisinden geçtiği dönemleri, az önce de bahsetmeye çalıştığım düzenli kurgusuyla "Motherhood" ve "Fatherhood" isimleri altında son derece basit fakat daha önce hiçbir filmde karşılaşmadığımız şekilde etkili bir biçimde sıralıyor. Bunu bazen sürrealist, bazen de gerçekçi nosyonlar ekleyerek yapıyor yönetmen.

Fakat ne olursa olsun, nasıl bir yan hikâye gelişirse gelişsin, film her zaman yaşama bağlı ve odaklı kalıyor bir şekilde. Tıpkı adından da anlaşıldığı üzere, bir dallanıp budaklanma üzerine bir inşa edilen bir film. Bir çocuğun, almaya zorlandığı ya da isteyerek alıp taşıdığı darbelerle her geçen gün biraz daha suç yüklenmesini ve "yetişmesini" izliyoruz.

ETKİLEYİCİ BİR SİNEMATOGRAFİ VE GÖRÜNTÜ YÖNETMENLİĞİ

Doğayı bir belgeselci gerçekçiliği ve doğallığıyla sunuşu, karakterlerinin sıklıkla iç sesleriyle dertlerini anlatışı ve genellikle de karakterleriyle aramıza bir mesafe koyması gibi artık kemikleşmiş özellikleriyle tanıdığımız Malick, The Tree of Life ile yeni bir sürece girdi diyebiliriz. Hayatından da izler taşıyan bu filmle, yönetmenin oldukça kişisel bir eser ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. The Tree of Life'da, şiiirsel tonu, hipnotize edici bir anlatı, dumura uğratan bir kurgu anlayışı ve müzik kullanımıyla bir araya getirip yönetmenlik sanatının en kusursuz icraatlarından birini sunuyor Malick. Simgesel anlatının olanaklarını zorlayarak, artık seyircisinden çok daha fazlasını istiyor yönetmen.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN