Arama

Türk - İslam geleneğinde aşurenin önemi

Yayınlanma Tarihi: 18.08.2021 19:45 Güncelleme Tarihi: 22.08.2021 11:28
Türk - İslam geleneğinde aşurenin önemi
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Bugün “10 Muharrem” yani “Kerbela olaylarının” yıl dönümü ve Aşure (Aşura) günü… Savaşmanın haram sayıldığı dört aydan biri olan Muharrem'in 10. günü "Aşura" olarak kabul edilir. Rabbimizin rahmetine mazhar olmuş müstesna bir zaman dilimi olan Muharrem ayının hem kültürümüzde hem de tarihimizde çok önemli bir yeri vardır. Birlik ve beraberliğin, paylaşma ve dayanışmanın hat safada olduğu günleri yaşamamıza vesile; ilahi feyzin, bereketin, huzur ve güvenin başlangıcıdır. Sizler için bu mübarek günde, Türk - İslam geleneği açısından aşurenin önemine dair bilgileri derledik.

📌 Aşure ve Kerbela, dünyanın hangi bölgesinde yaşarsa yaşasın, bütün Müslümanlar için önemli ortak noktalar ve duygular ifade eder.

"Doğrusu Allah'a göre ayların sayısı, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına uygun olarak on ikidir; bunlardan dördü haram aylardır. İşte doğru olan hesap budur. O aylarda kendinize zulmetmeyin, müşrikler sizinle topyekün savaştıkları gibi siz de onlarla topyekün savaşın. Bilin ki Allah buyruklarına karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir." Tevbe Suresi, 36. ayet

(x) İshak Danış'ın sesinden Tevbe Suresi...
(x)Bünyamin Topçuoğlu'nun sesinden Tevbe Suresi...

➡Savaşmanın haram sayıldığı dört aydan biri olan Muharrem'in (Bakara 2/191,194, 217; Maide 5/2,97; Tevbe 9/5,36) 10. günü "Aşura" olarak kabul edilir.

Peygamber (sav) Efendimiz; Veda Haccı sırasında Mina'da irad ettiği hutbesinde şöyle buyurmaktadır: "İşte zaman hakikaten Allah Teala'nın gökleri ve yeri yarattığı günkü durumu gibi bir devreye girdi: Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır ki, üçü birbirinin ardında Zilkade, Zilhicce, Muharrem, biri de Cumada ile Şaban arasındaki Recep ayıdır." (Buhari, Bed'ul-halk,2; Müslim, Kasame,29; Ebu Davut, Menasik,67)

📌AŞURE GÜNÜ NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Aşurenin (aşura) menşei hakkında "Hz. İbrâhim'den beri önemli görülüp oruç tutulan bir gündür." görüşü hâkimdir. Bu görüş, Hz. Âişe ile Abdullah b. Ömer'in rivayetlerine dayanır. Hz. Âişe'nin aşure gününde Kâbe örtülerinin değiştirildiğini anlatan diğer bir rivayeti de bu görüşü desteklemektedir. (Müsned, VI, 244)

Hz. Âişe'nin rivayeti şöyledir: "Âşûrâ Kureyş'in Câhiliye devrinde oruç tuttuğu bir gündü. Resûlullah da buna riayet ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretmişti. Fakat ramazan orucu farz kılınınca kendisi âşûrâ gününde oruç tutmayı bırakmış, bundan sonra müslümanlardan dileyen bu günde oruç tutmuş, dileyen tutmamıştır." (Buhârî, "Ṣavm", 69; Müsned, VI, 29-30)

Abdullah b. Ömer'in rivaveti ise şöyledir: "Âşûrâ Câhiliye devri insanlarının oruç tuttuğu bir gündü. Fakat ramazan orucu farz kılınınca Resûlullah'a âşûrâ konusu sorulmuş, o da, 'Âşûrâ Allah'ın günlerinden bir gündür, dileyen bu günde oruç tutsun, dileyen tutmasın' buyurmuştur." (Müsned, II, 57, 143)

📌AŞURE GÜNÜ ORUCU HAKKINDA

Aşura orucunu Hz. Peygamber ramazan orucu farz kılınıncaya kadar bir veya iki sefer tutmuş (bi'setten önce) ve Müslümanlara da tutmalarını emretmiştir. Ramazan orucunun farz kılınmasıyla bu orucu isteğe bırakmıştır. Yahudileri taklit etmemek ve hurafelerin İslam bünyesine girmesine engel olmak için müminleri uyarmış ve sadece aşure günü değil, muharrem ayının dokuz, on veya on ve on birinci günlerinde oruç tutmalarını tavsiye etmiştir.

Abdullah b. Ömer'in bu konudaki rivayeti şöyledir: "Aşure Cahiliye devri insanlarının oruç tuttuğu bir gündü. Fakat ramazan orucu farz kılınınca Resulullah'a (sav) aşure orucu konusu sorulmuş, o da; aşure Allah'ın günlerinden bir gündür, dileyen bu günde oruç tutsun, dileyen oruç tutmasın" buyurmuştur. Müsned,ll.57,143

**

Hz. Ali Efendimizin anlattığına göre bir adam Hz. Ali (r.a.)'a sorar; Ramazan ayından sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz?

Hz. Ali (r.a.) şu cevabı verir: "Ben bu soruyu Resullah'a soran bir adama rastlamamıştım. Nihayet biri sordu. O zaman ben de yanlarında idim. Adam dedi ki;

-Ey Allah'ın Resulü! Ramazan'dan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz? Şu cevabı lütfettiler;

"Ramazan dışında da oruç tutmak istersen Muharrem ayında da tut. Çünkü O şehrullah'tır (Allah'ın ayıdır). O ayda bir gün vardır ki (o gün onuncu gün olan Aşure günüdür) Allah o günde bir kavmin günahlarını affetti. Bir başka kavmin günahlarını da affedecektir." Tirmizi, Savm, 40

**

📌TÜRK - İSLAM GELENEĞİNDE AŞURE

Aşure, malzeme olarak bakıldığında en az 10 gıdanın bir araya getirilerek pişirilmesi münasebetiyle ortaya çıkan ve özellikle aile efradına, komşuya, durumu olmayanlara dağıtılan bir tatlıdır. Kültürümüzde oldukça büyük ve değerli bir yeri vardır. Bu nedenle bolluğa, berekete kapı açması niyazıyla pişirilir. Peygamberimiz (sav), müminlerin aile efradına aşure gününde her zamankinden daha çok ikramda ve ihsanda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:

"Her kim Aşure gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder." Et:Terğib ve't Terhib. 2.116.

VAV TV'de yayınlanan Mürekkep Damlaları programının son bölümünde de aşure konusu konuşuldu. Aynı zamanda Fikriyat yazarlarından olan Prof. Dr. İsmail Güleç aşurenin tanımına dair bir başka bilgiyi şöyle anlattı:

"Aşurenin ne olduğuna dair çok rivayetler var tabi ki ama en bilinenini söyleyeyim. Biri Nuh Peygamberin tufanın son gününe çıktıktan sonra ne var ne yok getirin demesi üzerine, gemidekilerin ne var ne yok getirmeleri sonucu oluşan çorba, yemek. Bir de Hz. Hüseyin'in 10 gün süren muhasaranın sonuna doğru yiyeceklerin bitmesi üzerine herkes çadırında ne var ne yok getirsin deyip, bulgur yarma gibi kimde ne kaldıysa getirerek hepsinin bir araya gelip çorba yapması ve beraber yemeleri şeklinde açıklanıyor. Ve sonradan bu Kerbala'nın sembollerinden biri haline geliyor. yapılışı yere, yöreye, kültüre, meşrebe göre değişiyor."

📌AŞURE "YEMEK" DENİLİP GEÇİLEBİLECEK KADAR BASİT Mİ?

İsmail Güleç'in "yapılışı yere, yöreye, kültüre, meşrebe göre değişen aşure, basitçe "yemek" denilerek geçiştirilebilir mi?" sorusunu Prof. Dr. Ahmet Taşğın şöyle cevapladı:

"Aşiret meselesi de aynı kökten gelir. Aşiretin olmasının sınırı "aşir"le ilgilidir. O son gece herkesin toplanma hali tam bir aşiret halidir. Bu bir araya gelmelerinin 2 tane karşılığı olur. Bir tanesi zahirde bütün orduları helak edebilecek güce erişmek; biri de manada, zamanı ve mekânı kaldıracak bir zaferi elde etmek... Hz. Hüseyin Efendimize bu ikincisinin kapıları açılmıştır. Burada da takdir, Hak Teâla'nın elinde... O teslimiyetin kendisi de burada var. Böylece o lokma piştiğinde, o lokmadan nasiplenenler yeryüzünde, geri kalan 11 ay 20 günde Hüseyin'dir. Dini, mezhebi, imanı, rengi, boyu, kilosu, malı, mülkü, zenginliğini bir kenara bırakarak, o aşurenin etrafında toplanan herkes, Hüseyin gibi yeryüzünde dolaşır ve onur, haysiyet için mücadele eder.

Yeryüzünde topluluk halinde bir millet adıyla, mazlumların yanında olan Türkiye'ye bakın, ikincisi yok, örneği yok. Bu vadinin içinde bu kokudan nasiplenenler, Türk-İslam'dan Balkan'a kadar var olan topluluklar, o aşureden yediler, herkese ikram ettiler ve dediler; "bugün Hüseyin Hakk katına erişti..." Dolayısıyla bunun şükranesi, irfanı, keremi, ikramı budur, aşure bunun için kaynatılıyor.

O yüzdenden de ehl-i beyt muhibbanının, aşikanın bir işaret ve nişan olarak aşureyi muhafaza etmesi, koruması bu manasıyla birlik, beraberlik, kenetlenmedir… Bu bir politika değil, milletimizin ruhunun dinginleştiği, sükûna erdiği hakikatin kendi nefesidir."

(x)"Mürekkep Damlaları" programının tüm bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

📌 OSMANLI'DA AŞURE GÜNLERİ NASIL KARŞILANIYORDU?

Cuma gününde aşure dağıtılırdı

Osmanlı'da aşure günü, çok hareketli geçerdi. Müslümanlar bu özel günde yardımlaşmanın en güzel örneklerini yaşatırdı. Neredeyse bütün evlerden buram buram aşure kokuları gelirdi. Akran olanlar el sıkışır, büyüklerin elleri öpülür ve selamlaşılırdı. Tıpkı bayramlarda olduğu gibi el öpme esnasında harçlıklar verilirdi, bu paralar uğurlu sayıldığı için harcanmaz saklanırdı. Öyle ki halka aşure dağıtmak için vakıflar dahi kurulmuştu.

İstanbul'da ilk aşure sarayda pişer, halk ise ertesi gün pişirirdi. Tanzimat'a kadar bu gelenek sürdü. Sarayda pişen aşureler ilk olarak tören eşliğinde padişaha sunulurdu. Onayından geçtikten sonra devlet ricaline, halka, imarethanelere ve yoksullara dağıtılırdı. Saraya, dairelere ise aşure testilerle gelirdi. Özellikle İkinci Abdülhamid döneminde dağıtılan aşureleri halk sabırsızlıkla beklerdi.

Osmanlı'da aşure sadece Muharrem ayının 10. gününde yapılmazdı. Berat Kandili ve Ramazan ayı gecelerinde, özel anlarda da aşure ikram edilirdi.

Özge Özkul
ozge.ozkul@fikriyat.com.tr

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN