Sultan II. Abdülhamid’in Hayvan Sevgisi
Tarihin en çok konuşulan padişahlarından Sultan II. Abdülhamid'in, devlet meselelerinin yoğunluğundan sıyrılıp nefes aldığı o şefkat dolu dünyasına, yani hayvanlara olan muazzam tutkusuna kapı aralıyoruz. Yıldız Sarayı'nı aslanlardan ceylanlara kadar yüzlerce canlıyla adeta bir yeryüzü cennetine çeviren Sultan'ın bu yönü, onun bilinenden çok daha farklı bir portresini ortaya koyuyor. İşte II. Abdülhamid'in hayvan sevgisi hakkında her şey....
🔎 II. Abdülhamid 1876 yılında Osmanlı tahtına oturmuş ve 33 yıl boyunca imparatorluğun yönetimini üstlenmişti. Sultan, Yıldız Sarayı'na ayrı bir ilgi duyuyordu. Bu sebeple hayatının büyük bir kısmını burada geçirmiş, sarayı büyüleyici bir yaşam alanına dönüştürmüştü.
🔎 Özellikle dış bahçede çeşitli hayvanlara özel mekanlar ayırmış, uzmanlar tarafından bakımlarının en iyi şekilde sağlanmasına vesile olmuştu. Abdülhamid için hayvanlar, bir hobiden çok daha fazlasıydı.
🔎 Bu ilginin sunduğu iş fırsatları, yabancı konuklarda bıraktığı hayret ve hatta hayvanlardan elde edilen ürünlerle kurulan küçük fabrikalar, bunun yalnızca bir hobiden çok daha fazlası olduğunu ispatlamakta.
🔎 Sultan II. Abdülhamid Han'ın hayvanlara olan şefkat ve muhabbetini oldukça geniş bir yelpazede incelemek mümkün. Kanatlılardan vahşi hayvanlara kadar birçok türe Yıldız Sarayı'nda rastlanıyordu. Kuşhane, ceylanhane, arslanhane, koyun ağılı, sülünlük ve geyikhane; Ulu Hakan tarafından inşa ettirilmiş başlıca bakımevleriydi.
🔎 Osmanlı padişahlarından bazılarının hayvan sevgisi özellikle dikkat çekmektedir. Sultan Abdülaziz'in de hayvanlara olan düşkünlüğü kayıtlara geçmişti; o da zamanında hayvancılığa ve hayvan bakımına ciddi yatırımlar yapmıştı. Sultan Abdülhamid, aslında kendisine kalan bu mirası devralmış ve onu en güzel şekilde ihya etmişti. Ancak 1909 yılında tahttan indirilmesiyle birlikte, yıllarca emek vererek oluşturduğu bu özel bahçe ne yazık ki kendi kaderine terk edilmişti.
🔎 Abdülhamid'in hayvan sevgisi onun en öne çıkan ilgi alanlarından biriydi. Onunla ilgili hatıratlarda bu sevgiden sık sık bahsedilir. Dadı Kalfa isimli beyaz papağanı, Pamuk ve Ağa Efendi isimli kedileri ile Cherie adlı köpeği bunlar arasında en çok bilinenleridir. Hatta pek sevdiği atı Ferhan için özel olarak Istabl-ı Amire-i Ferhan isimli bir yer yaptırdığı bilinmektedir.
🔎 Şehzadeliğinden beri kanatlı hayvanlara, bilhassa güvercinlere ve konuşan papağanlara hususi bir muhabbet besleyen Sultan II. Abdülhamid Han, bu iki tür ile bizzat iştigal etmişti. Sarayın birçok bölgesine papağanlıklar yaptırmış, Harem-i Hümayun'da camekânlı bir papağanlık inşa ettirmişti. Yıldız Sarayı'nda kiler ve silahhane olarak kullanılan yerleri de güvercinliğe dönüştürmüştü.
🔎 Fransa'dan saraya davet edilen hayvanat bahçesi uzmanı D. Joumbar bahçe hakkında şu hayret dolu ifadeleri kullanmıştı:
❛ Parkta hiçbir nebatat bahçesinde emsali görülmemiş surette mevcut olan göller ve akarsular üzerlerinde siyah ve beyaz ve sorguçlu kuğular, Mısır kazları ve her cins kazlar, ördekler, yelkovanlar ve sair kuşlar gördüm. Bu hayvanların ve durdukları mevkilerin gönülleri çelen manzarası ilk anda beni hayret ettirdi. Kuşların sağlıkları istenildiği gibidir. Çünkü beslenecekleri birçok şey haricinde hasta olanlar için gerekli kum ve kurt gibi doğal ve kuru gıdaları bulabilecekleri, benim de bazı zaman içinde kaybolduğum geniş bir parka sahiptirler.❜
🔎 Saraydaki hayvanların, bakımevlerinin ve burada istihdam edilen çalışanların giderleri Hazine-i Hassa'ya bağlı Kuşluk-ı Hümayun birimi tarafından karşılanıyordu. Kuşluk-ı Hümayun, Hazine Bakanlığına bağlı olarak faaliyetlerini yürütmekteydi. Bu birimde kuşçubaşı (kuşçu-yu şehriyari), kuşçu, avcı, çobanlar ve idari işlerden sorumlu memurlar çalışıyordu.
🔎 Kuşçubaşı, tüm bu görevlilerden sorumlu olan kişiydi. Kuşçular kanatlılarla, avcılar vahşi hayvanlarla ilgileniyor, çobanlar ise koyun, keçi ve inek gibi hayvanların bakımını üstleniyordu. Bu çalışanlar padişah nezdinde son derece önemliydi. Öyle ki Abdülhamid'in kuşçubaşı olarak atadığı Osman Efendi, yaklaşık 30 yıl boyunca bu hizmette bulunmuştu. Padişah bizzat kuşçubaşı ile doğrudan temas halindeydi ve oluşan her türlü ihtiyaçla birinci elden kendisi ilgileniyordu.