Malazgirt’ten Söğüt’e: Anadolu’nun Tapusu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu
Tarihçi Prof. Dr. Erhan Afyoncu, VAV TV ekranlarında yayınlanan "Osmanlı Tarihinden Sayfalar" programında, Türk tarihinin en kritik dönemeçlerini mercek altına aldı. Türklerin Orta Asya'dan başlayıp Cihan İmparatorluğu'na uzanan yolculuğunu anlattı. 1300'lerde küçük bir beylik olarak kurulan yapının, 16. yüzyılda bir dünya gücü haline geldiğini aktardı. Afyoncu'nun; büyük göç hareketlerinden Malazgirt zaferine, Osman Gazi'nin stratejik dehasından beyliğin devletleşme adımlarına kadar tarihin kırılma noktalarını detaylandırdığı kıymetli programdan derlediğimiz notları sizlerle paylaşıyoruz.
Önceki Resimler için Tıklayınız
◾ Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin soyağacı ve beyliğin başına geçiş süreci hakkında ezber bozan detaylar paylaştı. Yapılan son araştırmaların Osman Gazi'nin soyuna dair tartışmaları bitirdiğini belirten Afyoncu, genç liderin karizmatik kişiliğinin bir cihan devletinin temelini attığını vurguladı.
◾ Osman Gazi'nin dedesinin ismiyle ilgili tartışmalara son noktayı koyan Afyoncu, şu bilgileri verdi: "Yapılan çalışmalarda Osman Gazi'nin babasının Ertuğrul, Ertuğrul Gazi'nin babasının isminin ise Gündüz Alp olduğu kesinleşti. Osmanlılar, Kayı boyunun Karakeçili aşiretine mensuptur. Türklerde aşiretler genelde besledikleri hayvanlara göre Akkeçili, Karakeçili veya günümüzde Mersin'de varlığını sürdüren Sarıkeçililer gibi isimler alırlar. Akkoyunlu ve Karakoyunlu örneklerinde olduğu gibi, bu isimler halkın temel ekonomik kaynağını yansıtır."
◾ Osman Gazi'nin beyliğin başına geçişinin sıradan bir veraset durumu olmadığını belirten Afyoncu, bu sürecin ilginç bir liderlik hikayesi barındırdığını ifade etti: "Osman Gazi, ailenin en küçük oğluydu. Gündüz ve Savcı adında iki ağabeyi vardı. 1281 yılında babası Ertuğrul Gazi vefat ettiğinde; iki ağabeyine ve amcası Dündar Bey'e rağmen beyliğin başına Osman Gazi getirildi. Bu durum, onun henüz o yaşlarda bile ne kadar karizmatik ve farklı bir lider olduğunu kanıtlıyor. Nitekim o farklılık, bir cihan devleti kurması ve bu devlete kendi ismini vermesiyle sonuçlanmıştır."
◾ 1281 yılında yönetimi devralan Osman Gazi'nin babasının barışçıl politikasını stratejik bir savaş politikasına dönüştürdüğünü söyleyen Afyoncu: "Osman Gazi tahta çıktığı andan itibaren babasının politikasını değiştirdi. Diğer beyliklerin gaza faaliyetlerini bırakmasıyla oluşan boşluğu hızla doldurarak fetihlere başladı," dedi.
◾ Osman Gazi'nin kayınpederi Şeyh Edebali'nin koynundan doğan bir ayın Osman Gazi'nin koynuna girmesi ve göbeğinden çıkan bir ağacın dünyayı kaplaması rüyasına değinen Afyoncu, bu motifin önemini şöyle anlattı: "Bu rüya, Caroline Finkel gibi Batılı tarihçiler tarafından da 'Rüyadan Devlete' başlığıyla ele alınmıştır. Aslında bu, Gazneliler ve Selçuklularda da görülen kadim bir hükümdarlık motifidir. Her ne kadar tarihi bir kurgu olma ihtimali yüksek olsa da, beyliğin manevi meşruiyetini simgeler. Ancak belgeler gösteriyor ki, devletin soyu Şeyh Edebali'nin kızı Malhun Hatun'dan değil, Ömer Bey'in kızı olan anneden devam etmiştir."
◾ Osman Gazi'nin liderliğini pekiştirme sürecinde amcası Dündar Bey ile yaşadığı çatışmaya dikkat çeken Afyoncu, Osmanlı tarihindeki ilk iç hesaplaşmayı şu sözlerle aktardı: "Amcası Dündar Bey, Osman Gazi'nin agresif fütuhat politikasına karşı çıkıyordu. Bazı kaynaklara göre tekfurlarla işbirliği yapması üzerine Osman Gazi, otoritesini sorgulayan amcasını bir okla öldürerek ortadan kaldırmıştır. Bu, Osmanlı hanedanında siyasi nedenlerle dökülen ilk kandır ve Osman Gazi'nin liderlik konusundaki kesin tavrını gösterir."
◾ Osmanlı'nın ilk örgütlenme merkezinin 1288'de fethedilen Karacahisar olduğunu belirten Afyoncu, bugün Eskişehir yakınlarındaki bu bölgede Halil İnalcık'ın gayretleriyle başlatılan kazıların önemini vurguladı. Osman Gazi'nin Karacahisar'da ilk kez pazar vergisi (Baç) alması ve Dursun Fakih'i kadı olarak atamasının, çadırdan devlete geçişin ilk bürokratik adımları olduğunu söyledi.
◾ Prof. Dr. Afyoncu, rahmetli Halil İnalcık'ın "Osmanlı 1299'da değil, 1302'de kurulmuştur" tezine katılarak Koyunhisar (Bafeus) Savaşı'nın önemini anlattı: "1302 Koyunhisar Savaşı, Bizans kaynaklarında Osman Gazi'den bahsedilen ilk hadisedir. Osman Gazi, bu zaferle 'benzerleri arasında birinci' olmaktan çıkıp gerçek bir devlet kurucusu karizması kazanmıştır. 1299 tarihi Selçuklu'nun yıkılışına endekslense de, hanedanın rüştünü ispat ettiği asıl tarih 1302'dir."
◾ Bursa ve İznik'i kuşatmasına rağmen buraların fethini göremeyen Osman Gazi'nin 1324'teki vefatı ve bıraktığı eşyalar, beyliğin o dönemdeki yalın yapısını gözler önüne seriyor. Afyoncu, bir cihan imparatorluğu kurucusunun terekesini (mirasını) şöyle sıraladı:
- Bir zırh takımı, bir kılıç ve bir mızrak.
- Bir çift çizme ve Alaşehir dokuması kırmızı sancaklar.
- Bir tuzluk, bir kaşıklık ve misafirleri için beslediği bir koyun sürüsü.
◾ Osman Gazi'nin dış görünüşünün "Kara Yağız", "koç burunlu" ve "çatal sakallı" olarak tasvir edildiğini belirten Afyoncu, "Alplik ve gazilik, Osmanlı'nın kuruluşundaki en temel harçtır. 1300'lerde küçük bir beylik olarak başlayan bu yürüyüş, 16. yüzyılda bir cihan imparatorluğuna dönüşmüş ve izleri 'Osmanlı'nın Hayaleti' olarak bugün hala tüm coğrafyamızda dolaşmaya devam etmektedir," dedi.
◾ Koyunhisar Savaşı'nın Osmanlı tarihi için taşıdığı kritik öneme değinen Erhan Afyoncu, devletin ilk yönetim merkezini açıkladı. Afyoncu, 1288 yılında fethedilen Karacahisar'ın Osmanlı'nın ilk başkenti olduğunu vurguladı. Osman Gazi'nin fethin ardından burayı bir merkez haline getirdiğini ifade eden Afyoncu, devletin ilk örgütlenme adımlarının bu bölgede atıldığını söyledi.
◾ Günümüzde arkeoloji denilince akla sadece antik dönemlerin gelmesini eleştiren Afyoncu, "Türk-İslam Arkeolojisi" adında bir araştırma alanının eksikliğine dikkat çekti. Tarihsel süreçte bazı şehirlerin yok olup ören yerlerine dönüştüğünü hatırlatan ünlü tarihçi, buna en bilinen örnek olarak Efes Antik Kenti'ni gösterdi. Osmanlı dönemi yerleşimlerinin de benzer bir hassasiyetle incelenmesi gerektiğini vurguladı.
◾ Eskişehir'e 7 kilometre uzaklıkta bir tepede yer alan Karacahisar'daki çalışmaları bizzat yerinde incelediğini belirten Afyoncu, kazı sürecine dair şu detayları paylaştı:
"Orada, rahmetli Halil İnalcık'ın gayretleriyle çok önemli bir kazı başladı. Bu tepede beylik dönemine dair somut malzemeler; paralar ve çeşitli buluntular aranıyor. Belki çok daha farklı belgeler de gün yüzüne çıkacak."
◾ Karacahisar'ın sadece askeri bir başarı değil, aynı zamanda idari bir başlangıç noktası olduğunu ifade eden Afyoncu, Osman Gazi'nin devleti burada teşkilatlandırdığını belirtti. Tarihi kaynaklarda ve kitaplarda da geniş yer bulduğu üzere, Osmanlı'nın ilk vergi düzenlemesi olan "Baç" adı verilen verginin pazar yerlerinde toplanmaya başlanması, devletleşme yolundaki ilk kurumsal adımlar olarak Karacahisar'da hayat buldu.
◾ Osmanlı'nın mali bağımsızlığını kazandığı sürece değinen Afyoncu, Osman Gazi'nin başlangıçta vergi alma konusundaki tereddütlerini paylaştı. Osman Gazi'nin, "Pazara mal getirenlerin malını neden alayım?" sorusuna karşılık, bunun bir beylik hükümranlığı simgesi ve devlet olmanın gereği olduğu kendisine anlatıldı. Bunun üzerine, pazarda satış yapanlardan "iki akçe" vergi alınması kararlaştırılarak ilk mali örgütlenme başlatıldı.
◾ Devletin idari bir yapıya bürünmesindeki en önemli adımlardan biri de yargı sisteminin kurulması oldu. Prof. Dr. Afyoncu, Karacahisar'ın merkez yapılmasıyla birlikte Dursun Fakih'in kadı olarak atandığını belirtti. Bu atamayla birlikte Osmanlı, sadece askeri bir güç olmaktan çıkarak; çadırdan şehre, göçebelikten yerleşik devlet düzenine resmen geçmiş oldu.
◾ Programda, fetihlerin ilerlemesiyle başkentin de stratejik olarak kaydırıldığı vurgulandı. Karacahisar'ın ardından Yenişehir ve sonrasında Bilecik'in başkent yapıldığını ifade eden Afyoncu, Bilecik'in tarihsel önemine dikkat çekti. Ancak şehrin Milli Mücadele yıllarında Yunanlılar tarafından yakılması nedeniyle büyük zarar gördüğünü hatırlattı.
◾ Afyoncu, Bilecik ve çevresindeki tarihi dokunun 1900'lü yıllardaki görünümlerine dair en büyük kaynağın Sultan II. Abdülhamid olduğunu ifade etti:
"Sultan Abdülhamid bize muazzam bir miras bıraktı; tüm imparatorluğu fotoğraflattı. Kendisi sahaya gidemediği için bu fotoğraflar üzerinden incelemeler yapardı. Sadece kendi topraklarımızı değil, Amerika'dan Paris'e kadar pek çok yerin resimlerini toplatarak dünyayı takip etmiştir."