Arama

Uğur Derman'ın Fikriyat'taki tüm yazıları

Ömrünü, kültür ve medeniyet serüvenimizin kopuk halkalarını kaybedildikleri yerden çıkarmaya adayan Uğur Derman; Mahir İz, Süheyl Ünver gibi hat sanatına gönül vermiş isimlerin rahle-i tedrisinden geçti. Türk-İslam sanatına yıllardır verdiği emek ile geleneksel hatlarımızı ve sanatkarlarını yaşatma yolundaki kıymetli eserleri, bugünkü kuşağa ulaştı. Ömrü hayatına hazine niteliğinde eserler sığdıran Prof. Uğur Derman, Necip Fazıl Saygı Ödülü'ne layık görüldü. Sizler için Uğur Derman'ın Fikriyat'ta kaleme aldığı ve hat sanatı hakkında önemli bilgiler verdiği yazılarını derledik.

  • 1
  • 25
OSMANLILARIN HARİKA ÖRNEKLER VÜCUDA GETİRDİĞİ SANAT; HÜSN-İ HAT
OSMANLILARIN HARİKA ÖRNEKLER VÜCUDA GETİRDİĞİ SANAT; HÜSN-İ HAT

Kûfî hattı. Harekeler kırmızı noktalarla belirtilirken, harf noktaları kısa çizgilerle gösterilmektedir.

Milletimizin asırlardan beri devam eden san'at ve zenâat faaliyetlerinin bulunduğunu bilirsiniz. Bunların, yüzyıllar öncesinden kalan örneklerinin aynen tekrarıyla "geleneksel" san'at mâmulleri ortaya çıkar. Ancak bu gayret, san'ata bir yenilik katmaz. Mârifet şundadır ki, eskiden hazırlanmış san'at eserlerinden ilhâm alınarak ortaya yeni, yepyeni eserler çıkarılmalıdır. İşte o zaman, bunları "gelenekli" san'at adıyla anmak câiz olur.

Millet olarak, gelenekli san'atlarımız arasında ilk akla gelmesi beklenenler hüsn-i hat, tezhîb, ebrîcilik, kadîm mücellidlik, musavvirlik (minyatür), kat' (kâğıd oygusu) gibi dallardır. Bu san'atlar, eskiden dâimâ yazma kitap sahîfelerinde karşımıza çıktığı için, topluca "kitap san'atları" adıyla da anılmaktadır.

San'a denilen yüce kavram, elbette hiçbir milletin inhisarında değildir. Ancak milletler bir sanata damgalarını vurdukları nispette, onun kendi benlikleriyle ilgili olduğunu iddia edebilir, bunu başka milletlere de kabul ettirebilirler.

Osmanlı Türkleri de böyle bir san'atın sâhibi olmuşlardır. Aslı îtibâriyle Türklere âidiyyeti bulunmayan, ancak dinî bir vecd ve heyecanla benimsenip hârika örnekleri onlar tarafından vücûda getirilen bu san'at, hüsn-i hattır.

Prof. Uğur Derman'ın 'Gelenekli Sanatlara Dair' yazısının devamını okumak için tıklayın.

  • 2
  • 25
HAT SANATINDA KULLANILAN ALET VE MALZEMELER
HAT SANATINDA KULLANILAN ALET VE MALZEMELER

Muhtelif kamış kalemler, cava kalemi ve celî yazılar için tahta (ağaç) kalemler.

Her san'atın icrâsında gereken âletler, sâdece sağlamlığı ve kullanılabilirliği ile dikkat çekerler. Hat san'atı için lüzûmlu âletlerin bâzıları ise bu vasıflarından başka, Osmanlı devrinde ayrı meslek dalları oluşturacak kadar ince el mehâretiyle hazırlandıklarından müzelik kıymet taşımaktadır.

Prof. Uğur Derman'ın makta, kalem gibi hat sanatında kullanılan alet ve malzemeleri anlattığı birinci; mıstar, mürekkep gibi malzemeleri anlattığı ikinci yazısının devamını okumak için tıklayın.

  • 3
  • 25
HAT SAN’ATINDA TÜRKLER
HAT SAN’ATINDA TÜRKLER

a: Ma'kılî hattı.
b: Müselsel hattı ile Besmele (her iki yazı da Ahmed Karahisârî'ye âiddir)

X. yüzyılda Türkler'in İslâm dinini kabulü ve buna bağlı olarak yazılarını değiştirmeleri sonrasında, hat san'atıyla ilgilerini gösterecek ilk eserleri zamanımıza kadar gelememiştir. Ancak şunu hemen belirtelim ki: Türkler'in hüsn-i hatta bu mertebe yatkınlıklarının -kābiliyet dışındaki- esas sebebi, önceden kullandıkları Uygur yazısının da diğer Uzak Doğu yazıları gibi san'at icrâsına müsâid oluşundan dolayıdır.

En eski hat örnekleriyle, Selçuklular'dan îtibâren karşılaşılmaktadır. Anadolu Selçukluları devrinde (1092-1308) kûfînin kitaplarda kullanılmasından hemen hemen vazgeçilmiş, artık aklâm-ı sitte hâkimiyeti başlamıştı. Bu sebeple, kûfî hattına, daha çok kitap başlıklarında ve âbidelerde çiçekli, yapraklı, örgülü olarak tanınan tezyînî şekilleriyle rastlanmaktadır. Yine, âbide yazısı hâlinde, hendesî bir hat cinsi olan satrançlı (murabba'lı) kûfî kullanılmıştır ki, bâzı kaynaklar bunu ma'kılî veya bennâî olarak da isimlendirmektedir.

Prof. Uğur Derman'ın "Hat San'atında Türkler" hakkında yazısının devamını okumak için tıklayın.

  • 4
  • 25
HAT SAN’ATINDA OSMANLILAR
HAT SAN’ATINDA OSMANLILAR

Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen Oğuz Türkleri'nin Kayı aşîreti tarafından 1299'da Ertuğrul Gâzi oğlu Osman Bey'in önderliğinde kurulan Osmanlı Beyliği, önce Anadolu'da, 1360'dan sonra da Rumeli'de genişleyerek sür'atle devlet hüviyetini kazandı. XV. yüzyıl başındaki Tîmur istilâsı, parçalanma tehlikesini getirdi; fakat kısa zamanda toparlanan ve 1453'de İstanbul'u fethedip Orta Çağ'ı kapatan Osmanlılar, Fâtih Sultan Mehmed devrinden başlayarak "cihan devleti" oldu. Ancak ilerdeki asırlar muhtelif sebepler yüzünden duraklamayı ve 1922'ye kadar süren gerilemeyi getirdi.1923'den îtibâren, Osmanlılar tarih sahnesindeki yerini zorlu bir İstiklâl Harbi kazanmış olan yeni Türkiye Cumhuriyeti'ne bıraktı.

İstanbul'un fethinden îtibâren Osmanlı Devleti yalnız askerî ve siyasî bakımdan değil, kültür ve san'at cihetinden de yüceliğe erişmişti. Hat san'atında da Şeyh Hamdullah (1429-1520), önceleri Yâkūt (ö. 1298) üslûbunu en güzel ve mükemmel biçimiyle yürütüyorken, hâmisi ve talebesi Sultan II. Bayezid'in (saltanatı: 1481-1512) teşvik ve tavsiyesi üzerine, Yâkūt'un eserlerini bir estetik kıymetlendirmeye tâbi tuttu ve kendi san'at zevkıni de katarak, bunlardan yeni bir tarz çıkarmayı başardı.

Prof. Uğur Derman'ın "Hat San'atında Osmanlılar" hakkında yazısının devamını okumak için tıklayın.

  • 5
  • 25
HAT SAN'ATI'NIN KULLANILMA SÂHALARI
HAT SAN'ATI'NIN KULLANILMA SÂHALARI

Ahmed Karahisârî'nin (ö.1556) muhakkak, nesih ve sülüs hatlarıyla yazılmış olan bir mushaf sahîfesi.

Matbaanın gelişmesinden önce çok yaygın olan yazma kitaplarda öncülüğü elbette Kur'ân-ı Kerîm (mushaf) alır. Sonra dinî, ilmî, edebî eserler gelir. Şimdi bir mushafın nasıl yazılıp hazırlandığı kısaca anlatılacaktır: Kur'ân yazmakta XVI. asra kadar evvelâ kûfî, daha sonra muhakkak, reyhânî, nesih gibi yazı çeşitleri, yalnız başına yahut da muhakkak-nesih, muhakkak-reyhânî gibi iki veya muhakkak-sülüs-nesih gibi üç hat cinsi karışık nizamda kullanılmış ise de, mushaflar için Osmanlı zevkıne en uygun düşeni nesih hattı olmuştur. Esâsen, Şeyh Hamdullah'dan bu yana, diğer yazı cinsleri gibi nesih de, Osmanlı hattatlarının elinde daha okunaklı hâle gelerek, dört asır boyunca gittikçe tekâmül gösterir.

Prof. Uğur Derman'ın "Hat San'atı'nın Kullanılma Sâhaları-1" yazısının devamını okumak için tıklayın.

Kıt'aların bir araya getirilmesiyle hazırlanan albümlere murakkaa ismi verilir. XVI. yüzyıla kadar, bir zemîne yapıştırılmamış kıt'aların üstten ve alttan birbirine yapıştırılıp tutturulmasıyla oluşan ve tomar (rulo) hâlinde sarıldıktan sonra, buna bağlanmış bir deri mahfazayla korunan; tomar (tūmar) olarak isimlendirilen hat eserleri bulunurdu. Bunlar, XVI. yüzyıldan sonra yerini murakkaalara bırakmıştır.

Prof. Uğur Derman'ın "Hat San'atı'nın Kullanılma Sâhaları-2" yazısının devamını okumak için tıklayın.

Son iki asırda -bilhassa Osmanlılarda- celî yazılarla revac bulan levhacılık, hüsn-i hattın -camlanmış ve çerçevelenmiş şekliyle- mekân dâhilindeki duvarlarda yer almasını sağlamış; bir güzelliği hem okumak, hem de seyretmek imkânını vermiştir. Levhacılıkta müstesna bir mevkıi olan hilyeler ayrıca tanıtılacağı için, burada celî yazılarla hazırlanan levhalar üstünde durulacaktır.

Prof. Uğur Derman'ın "Hat San'atı'nın Kullanılma Sâhaları-3" yazısının devamını okumak için tıklayın.

İslâm anlayışı, putlaştırılabilecek kimselerin tasvirlerinden şiddetle kaçınmıştır. Onun için -bir kaç asılsız minyatür dışında- Hz. Muhammed'in resmini çizmeğe hiç kimse lüzum ve cesaret duymamıştır. Hâlbuki -zamanımızda pek moda olduğu şekilde- hayalî bir resim çizmektense sahih târiflerden hareketle İslâm Peygamberi'ni anlatmak, her inananın gönlünde beliren şekliyle onu tasavvur ederek bağlanmasına imkân vermektedir. Bu ise, putları yıkan bir îman anlayışına elbette daha uygun gelecektir.

Prof. Uğur Derman'ın "Hat San'atı'nın Kullanılma Sâhaları-4" yazısının devamını okumak için tıklayın.

Dîvân-ı Hümâyûn'da yazılıp hazırlandığı esnâda hangi pâdişâh tahtta bulunuyorsa onun tuğrasını taşıyan ferman, berat ve menşurlar, eskiden tomar (rulo) hâlinde, yahut da katlanmış olarak saklanılırken, yakın zamanlardan başlayarak duvarlara asılmağa başlanmıştır. Altın mürekkebi kullanılarak tuğra çekilip de bunun kıyılarının is mürekkebiyle tahrirlenmesi, hattâ tuğranın arasındaki boşlukların tezhiplenmesi de Fatih'le başlamakda ve devam etmektedir. XVII. asrın başlarına kadar tezhip san'atının bütün hünerlerinin icrâ olunduğu, zaman zaman tuğranın gelin duvağı gibi bezemeyle örtüldüğü muhteşem bir devre süregelmektedir.

Prof. Uğur Derman'ın "Hat San'atı'nın Kullanılma Sâhaları-5" yazısının devamını okumak için tıklayın.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN