Üsame bin Zeyd; İslam ordularının genç komutanı
Peygamberimizin "Allah ve Resulünü seven Üsame'yi sevsin!" iltifatına mazhar olan Üsame bin Zeyd, henüz on sekiz yaşında iken sahabenin ileri gelenlerinin bulunduğu orduya komutan tayin edildi. Peygamber Efendimizin terbiyesiyle yetişen Üsame, ömrünün 20 yılının onun yakınında geçirerek ailenin bir ferdi oldu. Peki, Peygamber Efendimiz Üsame bin Zeyd için nasıl dua etti? Hz. Ebu Bekir neden Üsame'den izin istedi?
Önceki Resimler için Tıklayınız
Üsâme b. Zeyd, Hz. Peygamber tarafından görevlendirildiği bir seriyyede düşman safında Müslümanlara karşı savaşan bir kişiyi öldürmek üzere iken muhatabı yüksek sesle kelime-i şehadet getirdi. Fakat Üsâme yine de bu adamı öldürdü.
Medine'ye dönüldükten sonra durum Hz. Peygamber'e iletildiğinde, Üsâme'yi çağırdı. Kendisine niçin böyle davrandığını sordu. Üsâme ise; "Ey Allah'ın Rasûlü! O, gerçekten iman etmemişti, ölümden kurtulmak için böyle söylemişti" dediğinde Allah Rasûlü ona "Kalbini yarıp baktın mı?" cevabını vererek yapılan davranışı onaylamadığını bildirdi.
Bu hadiseden dolayı çok pişmanlık duyan Üsâme bundan sonra kelime-i şehadet getiren hiç kimseyi öldürmeyeceğine dair söz verdi. Üsâme böyle bir hata yaptığı ve Resulullah'ı üzdüğü için kendini affedemeyerek "Keşke daha önce değil de bugün Müslüman olsaydım" dedi.
Hz. Peygamber, vefatına yakın bir dönemde Suriye bölgesine göndermek üzere bir ordu hazırlattı. Üsame; Ebu Bekir, Ömer, Ebu Ubeyde, Sa'd b. Ebî Vakkas ve Saîd b. Zeyd gibi sahabenin önde gelen isimlerinin bulunduğu orduda Peygamber Efendimiz tarafından komutan tayin edildi. Bu arada Üsâme, 18 veya 20 yaşındaydı.
Müslümanlardan bir kısmı, Ebu Bekir, Ömer gibi sahibelerin bulunduğu orduya "Peygamber, ilk muhacirlere bir çocuğu komutan tayin etti!" diyerek onun hakkında konuşmaya ve eleştirmeye başladı.
Bunları duyan Hz. Peygamber mescide gitti; Zeyd bin Hârise'yi Mûte Savaşı için kumandan tayin ettiği günleri hatırlatarak, "Daha önce onun babasını kumandan tayin etmeme de karşı çıkmıştınız. Babası kumandanlığa nasıl lâyıksa oğlu da lâyıktır" diyerek itirazların yersizliğini belirtti (İbn Sa'd, II, 190).
Resûl-i Ekrem'in Mûte Savaşı'nda şehit olanların intikamının alınması için hazırladığı bu ordu onun rahatsızlığı ve vefatı dolayısıyla yola çıkamadı. Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde Üsâme, Hz. Ali ile birlikte onun yıkanıp kefenlenmesiyle ilgilendi. Hz. Peygamber'in bedenini kabre indirenler arasında yer aldı.
Hz. Peygamber'in vefatının ardından halife seçilen Hz. Ebu Bekir'in ilk icraati, Peygamber Efendimizin hazırladığı orduyu sefere yollamak oldu. Fakat ashaptan bazı kimseler Hz. Ömer aracılığıyla Hz. Ebu Bekir'den, Üsâme'nin genç olmasından dolayı, yerinde daha tecrübeli birini tayin etmesini istedi.
Fakat Hz. Ebu Bekir, Üsame'nin Allah Resulü tarafından komutan tayin edildiğini bu yüzden de herhangi bir değişiklik yapmayacağını bildirdi. Öyle ki kararlılığını göstermek adına bizzat orduyu uğurlamaya gitti. Yaya olarak gittiği alanda, Üsame ve diğer komutanlar at üzerindeydi. Halife onların atından inmesine izin vermediği gibi kendisine getirilen ata da binmedi. Böylece askerler, Hz. Ebu Bekir'in kararlılığını gördü.
Hz. Ebu Bekir, aynı zamanda daha önceden alışılmayan bir uygulamaya imza attı. Ordunun komutanı olan Üsame'den, Hz. Ömer'in Medine'de kendisine yardımcı olarak kalması için izin istedi.
Bu durumla Hz. Ebu Bekir komutanları hakkında tereddüt içinde olan askerlere bir mesaj verdi. Hz. Ebu Bekir, Üsâme'yi ve askerlerini uğurlarken İslam fetihlerinin ruhunu yansıtan önemli bir konuşma yaptı. Onlara Allah yolunda kâfirlerle savaşmayı, hainlik etmemeyi, sözünde durmayı, ganimet malına zarar vermemeyi, korkup çekinmemeyi, fesat çıkarmamayı, emirlere karşı gelmemeyi, çocukları, kadınları ve yaşlı insanları öldürmemeyi, meyve ağaçlarını kesmemeyi, yemek ihtiyaçları dışında koyun, sığır ve develeri boğazlamamayı, manastırlara çekilmiş kimselere dokunmamayı emretti ve kendilerine ikram edilen yemekleri Allah'ın ismini anarak yemelerini tavsiye etti.