Sümeyye Erdoğan Bayraktar: "Uluslararası feminist hareketler, Gazze ve Suriye'de kadınların yaşadığı insani drama sessiz kaldı!"
Küresel krizler ve savaşlar, kadının maruz kaldığı adaletsizliği her geçen gün derinleştiriyor. Fiziki şiddetten ekonomik engellere, görünmez kılınan hikâyelerden ideolojik sınırlandırmalara kadar kadınlar pek çok cephede mücadele veriyor. Lacivert Dergi, yeni sayısında KADEM Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Sümeyye Erdoğan Bayraktar'ı konuk ederek kadının toplumdaki konumunu ve hak arayışındaki dönüşümü konuştu.
Sena Subaşı:
Kadın meselesi zaten sürekli gündemdeyken son dönemde küresel ölçekte gündeme gelen kız çocuklarına yönelik büyük istismar ağları tartışmayı daha da büyüttü. Sizce bugün kadınların yaşadığı hak ihlallerinin temelinde ne var?
Sümeyye Erdoğan Bayraktar:
◾ Kadınlar her çağda ve toplumda çeşitli hak ihlallerine maruz kalmıştır. Şekli, konusu, dozu değişse de bu ihlaller birkaç ortak kaynaktan besleniyor gibi görünüyor. Bunlardan en çok öne çıkanı da güç dengeleri. Erkeğin orantısız güce sahip olduğu, erkek ve kadın arasındaki hak ve sorumluluk dengesinde adaletsizlik oluştuğu her durumda, bir şekilde kadın ikincil konuma itiliyor, nesneleştiriliyor, hakları gasp ediliyor ve toplumsal statüsü zayıflıyor. Kendi ülkemizde de dünyada da şiddet, karar mekanizmalarında yer alma, temsil, ekonomik güç gibi sorunlar hâlâ kadınların konumunu ciddi şekilde tehdit ediyor.
◾ Bununla beraber küresel düzeydeki bireyselleşme, haz odaklı yaşam tarzının yaygınlaşması, sekülerleşme ve dijital dünyadaki gelişmelerle birlikte sizin zikrettiğiniz kız çocuklarının ve kadınların cinsel istismarı da büyük bir sorun alanı. Bu sorunlar belki her çağda ve toplumda vardı fakat bugün farklı bir boyut kazandığını söyleyebiliriz. Bunun yanında küresel krizler de kadınlar açısından çok büyük bir risk oluşturuyor. Savaşlar, göç dalgaları ve derinleşen yoksulluk, en çok kadınları ve kız çocuklarını etkiliyor. Örneğin kriz bölgelerinde kız çocuklarının eğitimden kopma oranı ciddi şekilde artıyor, erken evlilikler ve istismar riski yükseliyor.
Sena Subaşı:
Batı'nın belirlediği kadın normlarının farklı coğrafyalarda yaşayan kadınların görünürlüğünü ve haklarını önemsizleştirmesi de bir diğer sorun aslında. Bu durum, kadınların haklarını savunmalarını ve görünür olmalarını nasıl etkiliyor?
Sümeyye Erdoğan Bayraktar:
◾ Esasında Batı, kadın erkek fark etmeksizin tek tip makbul insan modeli empoze etmeye çalışıp durdu. Ancak bugün gelinen noktada, Batılı toplumların bile bunu tam anlamıyla kabul etmediği görülüyor; bu nedenle de zorunlu olarak bir "çeşitlilik" söylemi pazarlanıyor. Ne var ki bu, sınırları çizilmiş bir çeşitlilik. Evet, farklı ırk ve kültürlerden olabilirsin ancak Batı'nın çıkarlarını desteklediğin, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde ona hizmet ettiğin ölçüde makbul sayılırsın.
◾ Konuya kadınlar özelinde baktığımızda da tek bir kadın profilinin dayatıldığını ve bu profilin çoğunlukla Batı'nın çizdiği "makbul kadın" çerçevesine dayandığını görüyoruz. Belirli bir 'modernlik' tanımına uyan kadınların öne çıkarılması, farklı kültürel kodlara sahip milyonlarca kadının görünmez kılınmasına yol açıyor. Bu da küresel ölçekte temsilde ciddi bir dengesizlik oluşturuyor. Böyle bir zeminde kadınların kendi haklarını savunması da zorlaşıyor. Çünkü hak söylemi, herkes için kapsayıcı olmaktan çıkıp belirli bir bakış açısının sınırları içinde şekilleniyor.
Sümeyye Erdoğan Bayraktar:
◾ Oysa kadınların güçlenmesi, ancak kendi değerleriyle, inançlarıyla ve toplumsal gerçeklikleriyle birlikte var olabildikleri bir ortamda mümkün olabilir. Bu nedenle kadın meselesinin ele alınışında kültürel farklılıkları dikkate alan, tek tipçi olmayan ve fırsat eşitliğini esas alan bir yaklaşımın güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Feminist hareket Batı'da kadın hakları açısından çok önemli kazanımlar getirdi. Bunun son döneminde çeşitlilik vurgusu önemli bir yere sahip. Öte yandan, günümüzde belki her ideolojide olduğu gibi feminizm de çeşitli küresel siyasi ajandaları kamufle etmek için sıkça kullanılıyor.
◾ Nitekim uzun yıllar boyunca PKK'lı kadın teröristler "özgürlük savaşçısı" olarak parlatıldı. Doğu toplumlarında başını açmak istediği için baskı gördüğü iddia edilen kadınlar hızlıca kahramanlaştırılabiliyor. Fakat hem dini değerlerine hem de hür iradesine sahip çıkmaya çalışan kadınlar özel sektörden dışlanırken veya Fransa'daki gibi spor müsabakalarından ve veli olarak katıldıkları okul gezilerinden men edilirken haber değeri bile olmuyor. Güya kadın haklarında çok ileride olduğu pazarlanan Batı'nın ikiyüzlülüğü, aslında sadece farklı kültürlerde değil kendi halkları için de geçerli.
Sümeyye Erdoğan Bayraktar:
◾ Epstein skandallarında binlerce kız çocuğu ve kadının iğrenç istismarlara ve hatta cinayetlere kurban gitmesi son dönemlerin en çarpıcı örneği. KADEM olarak kadının görünürlüğünün; inancı, kimliği ve toplumsal aidiyetiyle birlikte ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bir kadının kamusal alanda yer alabilmesi ya da haklarının savunulabilir kabul edilmesi için belli bir kalıba girmeye zorlanmasının, fırsat eşitliği açısından ciddi bir sorun teşkil ettiğini savunuyoruz. Nitekim düzenlediğimiz Kadın ve Adalet Zirvelerinde farklı coğrafyalardan kadınların deneyimlerini aynı zeminde buluşturuyoruz.
◾ Bu zirvelerde özellikle "kültürel kodlar ve kadın" başlığını uluslararası düzeyde tartışmaya açıyoruz. Yine zirvelerimizde gündeme taşıdığımız bir diğer önemli başlık, dijitalleşme ve yapay zekâ oldu. Yapay zekâ algoritmalarının kadınları nasıl temsil ettiği, hangi ön yargıları yeniden ürettiği ve görünürlüğü nasıl şekillendirdiği konularını kapsamlı şekilde ele aldık.
◾ Nitekim görünürlük meselesi artık sadece sosyal hayatta değil, dijital dünyada da adaletli bir şekilde ele alınmalı. Bununla birlikte yürüttüğümüz farkındalık kampanyalarıyla da farklı kadın hikâyelerini görünür kılmaya çalışıyoruz. Bu kampanyalar, toplumda yerleşmiş bazı ön yargıları sorgulatmak ve daha adil bir bakış açısı geliştirmek açısından önemli bir işlev görüyor.
◾ Bu görünürlük meselesinin kendi tarihimizde ne denli ağır sonuçlar doğurabildiğini de bizzat yaşadık. Yakın tarihimizdeki 28 Şubat Süreci, kadınların görünürlüğünün ideolojik tercihlere göre nasıl şekillendirilebildiğini açıkça ortaya koymuştur. KADEM olarak bu sürece ilişkin gerçekleştirdiğimiz çalıştaylarda, kadınların eğitim ve kamusal hayata katılım haklarının bir daha gasp edilememesi için neler yapılması gerektiğini ele aldık.
Sena Subaşı:
Gazze'de ya da Suriye'deki kadınların verdiği mücadele küresel gündemde yer bulmuyor.
Sümeyye Erdoğan Bayraktar:
◾ Burada çok açık bir çifte standartla karşı karşıyayız. Bugün uluslararası gündemi belirleyen, hangi konunun öne çıkacağını tayin eden güçlü küresel aktörler var. Dünyanın neresinde, hangi kadının yaşadığı mağduriyetin küresel bir mesele hâline geleceğine bu aktörler karar veriyor. Dolayısıyla kadın hakları söylemi de bu çerçevenin içinde şekilleniyor. Az önce de ifade ettiğim makbul insan tanımına bakmalıyız burada. İnsanlar, fikirler ve siyasi olaylar, Batı için kullanışlı olduğu kadar gündem olurlar. Gerisi rakamdan ibaret kalabilir. Tam da bu nedenle gündem farkındalığımız çok yüksek olmalı. Birilerinin inatla pompaladığı gündemlere şüpheyle yaklaşmalı, gündemimizi kendimiz belirlemeliyiz.
◾ Uluslararası feminist hareketlerin pek çoğu, Gazze'de ve Suriye'de yıllardır kadınların yaşadığı insani dram karşısında sessiz kaldı. Gazze ve Suriye'deki kadınların dayanışma ve güçlenme mücadelesi, sadece kendi toplumları için değil, evrensel insan hakları perspektifinden de kritik öneme sahip. KADEM, ulusal ve uluslararası çalışmaları ve sosyal medya kampanyalarıyla Gazze, Suriye ve diğer bölgelerdeki kadınların deneyimlerini görünür kılmayı hedefliyor. Bu çalışmalar hem farkındalık yaratıyor hem de bu bölgelerdeki kadın sorunlarının evrensel ilkeler temelinde tartışılmasına imkân sağlıyor.