Ölümünün 68'inci yıl dönümünde Orhan Veli Kanık
1950 yılının Kasım ayının on dördü, Cerrahpaşa Hastanesi… Türk edebiyatının kural tanımaz 'Garip' şairi Orhan Veli Kanık aramızdan ayrıldı. Ölümü ardında sorular bırakırken Orhan Veli de cebinde otuz kuruşla bir şiir bıraktı. Sevdiği bir kadın vardı. Bu dünyadan ayrılırken kalbinde götürdüğü de o kadındı.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Orhan Veli'nin ihmalden değil de alkolden öldüğüne inanmak, kendi kurduğu bu cümledendir belki de…
Orhan Veli, 14 Kasım 1950 Salı günü, Avukat Muzaffer Gençay'ın evinde fenalaşır. O da Dora Güney'e haber verir, hastaneye götürmesi için. Muzaffer Gençay, Zeliha Tuna'ya Orhan Veli'nin evinde geçirdiği son saatleri şöyle anlatır: "Önceki akşam kalabalık bir yemek vardı. Şiirler okundu, sohbet edildi. Orhan o gece bizde kaldı. Kanepede yatarken uyuyor zannettik. Bir terslik olduğunu anlayınca Nejat'ın ödü koptu, ortalığı velveleye verdi."
Sabahattin Eyupoğlu'nun Nahit Hanım'a Orhan Veli'nin ölümünü haber verdiği mektubunda anlattıkları ise şöyledir: "O sırada koma başlar. Cankurtaranla Cerrahpaşa Hastanesi'ne götürürler. Bütün çabalara rağmen öğlen 12'ye doğru başlayan koma aralıksız devam eder ve şairin kalbi gece 11'e beş kala durur."
1953'te kardeşi Adnan Veli, 'Orhan Veli İçin' diye bir kitap yazdı. O kitaba kadar, yani üç sene boyunca hiç kimse Orhan Veli'nin ölümünü çukura bağlamıyordu. Konuyla ilgili ayrıntılı detay veren Oral, gerçek hadiseden şöyle bahsediyor: "Adnan Veli, beyin kanamasını ona bağlamaya çalışıyor. Kardeşi Füruzan Hanım'a sordum. O da, evet bir çukur hikâyesi var hatta bize anlattı ve biz güldük dedi. "Kanalizasyon çukuruna düştü ve öldü diyecekler Orhan Veli" diyerek anlatıp gülüyordu abim dedi. Sadece ayak bileğinde bir sıyrık gösteriyormuş düştüğünde aldığı yara olarak. Ve ölümünden çok önce olmuş bu çukura düşme olayı."
Orhan Veli Kanık'ın kız kardeşi, Füruzan Yolyapan, abisinin ölümüyle ilgili belleğinde kalanları şöyle anlatıyor:
"… lisesinde öğretmendim. Dediler ki seni Sabahattin Eyüboğlu çağırıyor. Dersten sonra giderim, dedim. Yok, hemen gitmen gerekiyor, önemliymiş, dediler. Gittim. Sabahattin Eyüboğlu üzgün görünüyordu. Aileniz, radyodan duymadan önce, senin öğrenmeni, uygun bir dille de ailene önce yine senin açıklamanın uygun olacağını düşündüm, dedi. Neyi açıklamamı, neden söz ediyorsunuz, abime bir şey mi oldu, dedim. Orhan'ı sabaha karşı kaybettik, der demez başım dönmeye başladı. Eyüboğlu metin olmamı gibi şeyler söyledi. Eve geldiğimde, gazeteciler evden çıkıyordu. Annem, bunlar neden gelip gidiyorlar, Orhan'a ne olmuş ki diye soruyor. Olur mu hiç öyle şey! Başsağlığı ne demek diye söylenmeye başladı. Yok öyle şey, deli mi bunlar. Kalkın oynayalım, dedi, oynamaya başladı. Annem aklını yitirmişti. Orhan'ı yitirdiğini kabul edemiyordu."
Edebiyat tarihi yazıcılarımızdan kimine göre, Orhan Veli, düşme sırasında başını da çarpmıştı. Orhan Veli konusunda önemli bir çalışması olan Bilge Ercilesun, bu olayı şöyle anlatıyor:
"10 Kasım'da 1950 gecesi, birkaç günlüğüne geldiği Ankara'da bir kaza geçirdi. Karanlık bir sokakta yürürken Belediye'nin kazdığı bir çukura düştü ve başından yaralandı. İki gün sonra İstanbul 'a geldi. Ağrı ve sızılarından şikâyet ediyordu. 14 Kasım Salı günü, bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirdi ve hastaneye kaldırıldı. Alkol zehirlenmesi teşhisi kondu ve tedavi edildi. Hâlbuki düşme dolayısıyla beynindeki damarlardan biri çatlamış ve beyin kanaması olmuştu. Saat 20'de komaya giren Orhan Veli, bütün gayretlere rağmen kurtarılamayarak, 14 Kasım Salı gecesi, saat 23.20'de Cerrahpaşa Hastanesi'nde vefat etti."
Orhan Veli'nin alkolden öldüğünün, bir bilgiden öte bir inanç olması, çok üzücü. Alman şair Lasse Söderberg'in, onun ölümünden sonra yazdığı, Orhan Veli'yi Düşünüyorum adlı şiirinde dile getirdiği gibi, 'ihmalin uyuşukluğu'ndan acilen kurtulmak gerekiyor:
"Yurdumda kar meydanlarda ölür
Ve ihmalin uyuşukluğu kaplar içimi.
...
Her gece bir gündüzün içine akar,
Her mahzun pencere bir çığlık fırlatır
Kapanırken karanlığın göğsüne.
An olur upuzak ülkeler özlenir
An olur zamanın anaforu şehvetle içilir.
Ama bugün seni düşünüyorum, ey hayatın katlettiği şair!
Ey neşesi kuzey manzaralarım arasında esen Orhan Veli"