Arama

Necip Fazıl’ın Bir Adam Yaratmak piyesinden 20 alıntı

Necip Fazıl'ın Bir Adam Yaratmak adlı piyesi, sanatçının toplum ve kültür hayatı içerisinde ön plana çıkan eserlerinin başında gelir. Bu eserde, bireyin içine düştüğü varoluşsal problemler, ölüm, iç sıkıntısı, vehim, kader ve hakikat arayışı gibi konular işlenir. Necip Fazıl'ın "geçirdiğim ruh çilesinin sahne destanı" olarak tarif ettiği Bir Adam Yaratmak isimli eserden 20 alıntıyı siz Fikriyat okurları için derledik.

  • 1
  • 21
Bir Adam Yaratma piyesi
Bir Adam Yaratma piyesi

Bir Adam Yaratmak piyesi, 1938'de neşredildi ve aynı yıl Şehir Tiyatroları'nda Muhsin Ertuğrul tarafından oynandı. Piyes, ilk sahnelendiği andan itibaren Tohum'un aksine seyirci ve tiyatro camiası tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. Bir Adam Yaratmak, içerdiği felsefi- psikolojik derinlik ve muhtevadaki zenginlik açısından Türk tiyatrosuna yeni bir soluk getirdi.

"Bu eserimi bugüne kadar vücuda getirdiğim eserler içinde en bağlı eser biliyor ve öylece bildirmek istiyorum. Ona olan zaafım, üstünde fazla konuşmamı yasak ediyor" cümlelerini kuran Necip Fazıl için de bu eserin mahiyeti farklıydı.

Bir Adam Yaratmak piyesi Necip Fazıl'ın Abdülhakim Arvasi ile tanışıp fikri dönüşüme girdiği dönemden sonra yazıldı. Necip Fazıl bu eserini "geçirdiğim büyük ruh çilesinin sahne destanı" olarak tarif etti. Sanatçı, eserinin amacını "Ve istedim ki, vesile dayanağını maddi harekette bulan bu eser, ruhi harekette de öylesine bir irtifaa çıksın ki, seyirciyi fiziki bir acıya sürüklesin" şeklinde belirtti. Bu sebeple eserdeki hakim temaları; ölüm, yaşam, kader, vehim, iç sıkıntıları, hakikati arama, yalnızlık ve varoluşsal problemler oluşturur.

"Yaşamıyoruz. Resimlerimiz, fotoğraflarımız kadar yaşamıyoruz. Mendilimiz, gömleğimiz, potinlerimiz kadar yaşamıyoruz. Bir sigara kağıdını şu masaya koy, üstüne bir taş bırak, kapıları kapa ve git. Üç yüz sene sonra gel, yerinde bulursun. Belki sararmış, belki buruşmuş, fakat yine o. Bir sigara kağıdı kadar yaşayamıyoruz. Kefenimizden evvel çürüyoruz."

"Bu nasıl güneş ki kendisi yok, dalgalarda aksi var?
Yaşamıyoruz.
Resimlerimiz, fotoğraflarımız kadar yaşamıyoruz.
Mendilimiz, gömleğimiz, potinlerimiz kadar yaşamıyoruz..."

"Bu gözler, baktığı zaman gören, gördüğü şeyin hayâlini ayna gibi içine aksettiren bu gözler nerede?
Onlar birer fincan renkli suydu.
Toprağa döküldü.
Buhar olup bulutlara karıştı..."

"Ne yapayım anne!
Kestiniz incir ağacını!"

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN