İrfan Sofraları'ndan Altı Çizili Cümleler
Niyazi-i Mısri'nin kaleme aldığı İrfan Sofraları, tasavvuf düşüncesinin derinliklerini özgün remizlerle sunan rehber bir eserdir. İnsan-ı kamil olma yolculuğundan nefis mertebelerine, varlığın hakikatinden gönül iklimine uzanan bu hikmetli metinler, çağları aşan manevi bir basiret ve sezgi sunar. Eserin en vurucu ve zihin açıcı hakikatlerini bir araya getiren bu derlemede; her bir altı çizili cümle, hakikat arayışındaki ruhlara kılavuzluk edecek ve deruni bir farkındalığa kapı aralayacak niteliktedir.
◼ "Bilmelisin ki güneş her nereye yönelirse yönelsin yüzü karanlıkla karşılaşmaz, aksine yöneldiği her şeyde nurlanır. Bu nur, yansımasının eşyaları aydınlattığı kendi yüzünün nurudur. Karanlık ise nur ile karşı karşıya gelemez, aksine her şeyde karşılaştığı yüzleri siyahlaştıran bir karanlık görür. Güneş kendine kıyasla bütün âlemin nurlu ve aydınlık olduğunu zanneder. Karanlık ise kendine kıyasla her şeyin kendi karanlığı olduğunu zanneder. Güneş, her şeyi olduğu hal üzere gören, Allah'ı bilen ve muvahhit olan mümin gibidir."
Niyazi-i Mısri
◼ Şeriat taraftarları, hakikat savunucularının ilimlerinin farkında olmadıklarından ve onların şeriata muhalif hareket ettiklerini zannettiklerinden dolayı hakikat ehline karşı koymuşlardır. Hakikat taraftarları da -kemale ermiş muhakkikler hariç- şeriat savunucularını kendilerine aldırış etmeyip sırt çevirdikleri ve şeriatın hakikate muhalif olduğunu zannettiklerinden dolayı onlara karşı koymuşlardır. Fakat dağın zirvesine ulaşmış, kulelerin yücesine yerleşmiş arifler ise -ki onlar a'râf ehlidir-, bu iki ilmin bir ilim olduğunu, iki tarafın da gözlerindeki perde sebebiyle [bir olan ilmi] iki ilim olarak gördüklerini bilirler.
Niyazi-i Mısri
◼ Şunu bilmelisin ki kalp hükümdarının lezzetine, diğer duyu ve uzuvların lezzetleriyle olan bağını koparmadan ulaşamazsın. Dolayısıyla sâlik, birinci menzilden çıkmadan ve onu terk etmeden ikinci menzile ulaşamaz. Sâlik, tarikatın bütün menzillerini kat etmeden, şuhûd Kâbe'sine ulaşamaz. Menzillerine döndüklerinde yemek, içmek, cinsel münasebette bulunmak, seyahat etmek, bahçelerde gezinmek, kardeşlerini ziyaret etmek ve bunların dışındaki şeyler onu, Allah'tan perdelemez. Bunu iyice anla!
Niyazi-i Mısri
◼ Gözün lezzeti, sûretlerin güzelliklerine bakmasıyken kulağın lezzeti ise nağmeler ve hoş sesleri işitmesindedir. Aynı şekilde kalbin lezzeti de -ki bu onun özelliğidir- durumları bilmesidir. Bilmek (marifet) onun gıdasıdır. Gıda ise sevilen ve istenilendir. Bilmelisin ki insanlığın mutluluğu Allah Teâlâ'yı bilmesindedir. Allah'ı bilmesi, lezzet ve rahatların en üst derecesidir. Lezzetlerin alt katmanı ise sanatları bilmektir.
Niyazi-i Mısri
◼ Sâlik, tarikatın bütün menzillerini kat etmeden, şuhûd Kâbe'sine ulaşamaz. Menzillerine döndüklerinde yemek, içmek, cinsel münasebette bulunmak, seyahat etmek, bahçelerde gezinmek, kardeşlerini ziyaret etmek ve bunların dışındaki şeyler onu, Allah'tan perdelemez. Bunu iyice anla!
Niyazi-i Mısri