İnsanlık belleğinin kaynakları: 'Mitolojik hayvanlar'
Mitoloji; insanlık tarihinin geçmiş deneyimlerini sakladığı karanlık labirentlerden bugüne ulaşan kahramanların, sıradan insanın, kralların, savaşçıların, tanrıların, ozanların, tarihçinin, iyinin ve kötünün başımız sıkıştığında bize yazacak yeni kaynaklar sunmak için hazır beklemesidir.
Önceki Resimler için Tıklayınız
At eski Türk Dünyası'nda özellikle insanın ayrılmaz dostu ve savaştaki faydaları ile de kuvvet ve kudret sembolü oldu. At sürüleri ise zenginliğin ifadesi olarak görüldü. At ile gök arasında bir bağlantı olduğu kesin olmakla birlikte bu inancın Türklerde var olması muhtemel. Öyle ki Türk mitolojisinde atın, Tanrı'yı gördüğünden bahsedilir. Yakutların bir efsanesinde anlatılana göre at tanrı tarafından kahramanlara hizmet için gönderildi.
Atlar kahramanları savaşlarda koruyarak onlara yoldaşlık eder. Yenilmeyen, yorulmayan ve insan gibi konuşan bir hayvandır. Şamanlarda ölüm hayvanı ve ruh taşıyıcıdır.
Şamana göğe çıkma olanağı sağladığı için çoğu kere kanatlı olarak düşünüldü. Türkler sonbaharda çayır ve hububatların koruyucusu olan tanrılara at kurban etmişlerdir.
İslamiyet'ten sonra kendisine yeni özellikler eklenen at, Türkler için önemini her zaman koruyan bir hayvan oldu. Ayrıca at, uzun ömür, mutluluk, refah, doğruluk, şöhret, iyilik ve soyun devamlılığının sembolüdür. Ayrıca Kazak ve Kırgızların aş-yog törenlerinde halen at kurban ediliyor.
Ejderha, Türklere Çinlilerden gelen bir motiftir. Büyük olasılıkla Türkler ejderha figürünü ve onunla ilgili tüm tasarımları Çinlilerden ödünç almışlar. Fakat Türk mitolojisi ve sanatında büyük yer tuttu. Türkler, ejdere yilbegen, jilbegen, celbegen demişlerdir. Özellikle bereket, refah, güç ve kuvvet simgesi olarak kabul edilir.
Vücudu balık pulları ile örtülü, ayakları timsah ayağına benzer, kanatlı, kuyruklu, boynuzlu olarak tasavvur edilen bu yaratık, yılanın uzun yaşaması sonucunda dönüşüm yaşamış bir varlıktır.
Bir başka inanca göre ejder, yılanla vahşi mandanın veya ceylanın çiftleşmesinden ortaya çıkmıştır. Kötülüğün sembolü olan ejderhanın efsane ve masallarda yer alan mücadele motifinin en önemli noktası Uzak Doğu oldu.
Ejderha, Ön Asya kültürleriyle ilişkiye geçildiğinde anlamını yitirmiş ve kötülüğün simgesi olmuştur.
Türklerde aslan figürü Budizm'le birlikte görülmeye başlandı. Budizm'de aslan, tanrı sembolü ve hükümdarın oturduğu tahtı simgeler. Pazırık kurganlarından (mezarlarından) çıkarılan taşların üzerinde aslan resimlerinin bulunması, bu hayvanın Türklerde çok önceden bilindiğini gösteriyor.
Aslanın zafer kazanan, iyilik getiren ve aydınlık veren bir hayvan olarak kabul gördü. Savaşlarda kuvveti, zaferi ve iyiliği simgeledi. Türklerde uzun saçın yaygın olması, aslanın yelesinin yiğitlik ve kudret simgesi olmasıyla ilişkilidir.
Aslan tanrısal bir hayvan olarak Batı Türk Dünyası'nda karşımıza çıkıyor. Bu durum Karahanlılarda belirgin bir şekilde görüldü. Uygur ve Oğuz bölgelerinde aslan adını taşıyan çok fazla kişi bulunması, aslanın çok önceden bilindiğinin kanıtı. Aslan, Türk Dünyası'nın belirli bölgelerinde kurdun yerini almış, Türker'in İslam'ı tanımasından sonra da anlamını yitirmemiştir.
Eski Türklerde kartal önemli bir yere sahip ve Türklerin milli simgelerinden birisi olur. Birçok Türk devletinde ve boylarında kartal figürüne rastlamak mümkündür. Hâkimiyeti, gücü ve kudreti ifade eder.
Özellikle Göktürk ve Uygur devirlerinde kartal ve diğer yırtıcı kuşlar hükümdar ya da beylerin, koruyucu ruhun ve adaletin simgesi olmuş güneşi, güç ve kudreti temsil etmiştir.
Çift başlı kartal Türkler için çok önemli bir mitolojik simge oldu. Ayrıca birçok devlet ve milletin simgesi olan çift başlı kartal, günümüzde de birçok kurum ve kuruluşun amblemlerinde görülüyor. Kartalın çift başlı olarak tasvirinin iki nedeni vardır. Bunlardan ilki kartalın çift başı ile gücünü arttıracağı düşüncesi, diğeri ise simetriye dikkat edilmesidir.
Mısır mitolojisindeki Phoenix, İran mitolojisindeki Simurg ve Hint mitolojisindeki Garuda'nın Arap ve İslam kültüründeki yansıması Anka ya da Zümrüdüanka'dır. Aynı benzerlikleri gösteren Karakuş ise Türk kültürü ve mitolojisine ait. Moğolların efsanevi kuşu Toğrıl kuşunun, Türklerdeki adı Kongrıl olarak bilinir. Reşidettin, Toğrıl kuşunun Anka kuşu ile benzerlik gösterdiğini söyler.
Anka'nın yüzünün tıpkı insan yüzüne benzediği, uzun boyunlu ve tüylerinin renk renk olduğundan bahsedilmiştir. İranlılar Anka'ya Sirenk veya Simurg demişlerdi.
Anka kuşu, tek başına yaşayan bir hayvan. Ayrıca çok yüksekten uçan bir kuş olup, bir avıyla aylarca yemek ihtiyacını karşılar. Oğuz Destanı'nda, Türk mitolojisinin en önemli ve yaygın motiflerinden olan Gök ağaçlarının yanındaki evler Anka kuşu motifine benzetilir.
Her kuşun bir rengi ve özelliğinin Simurg'ta bulunduğu hatta otuz kuş büyüklüğünde olduğu Fars kaynaklarında geçer. Simurg'un büyüklüğü ile ilgili bir efsanede de kanatlarını açtığı zaman yeryüzünün karanlığa büründüğünden ve büyük bir gölge oluştuğundan bahsedilir. Simurg, büyük ölçüde Anka ile benzerlik gösterir. Anka ve Grifon'da bulunan özellikler ve benzerlikler Simurg'da da aynıdır. İran etkisiyle Türk mitolojisinde yer almıştır.