Feraset Sahibi Gönül İçin Dünya da Bir Cennettir
Fikriyat yazarı ve akademisyen Ekrem Demirli, VAV TV ekranlarında yayınlanan "Düşünce ve Hayat" programında, modern insanın kitaplarla ve en nihayetinde kendi nefsiyle kurduğu ilişkiyi anlattı. Bizi mazeretlerin konforlu uyuşukluğundan uyandırıp, yazarın karşısında dik duran, okuduğunu zihni bir ibadete dönüştüren "fail" bir insan olmaya davet etti. "Bakmasını bilen, hakikatle bağ kurabilen feraset sahibi gönül için dünya da bir cennettir" diyen Demirli'nin anlatımlarından ruha sirayet eden önemli cümleleri sizler için derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Hayat Beklemez, Yaşayan İnsan Harekete Geçer
◽ Değişimin dışarıdan gelmeyeceğini vurgulayan Demirli, beklemek yerine eyleme geçmenin önemine dikkat çekerek konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Yaşayan insanlar beklemez; hayat akıp giderken bekleme lüksümüz yok. 'Sistem değişsin, her şey düzelsin ondan sonra iş yapayım' anlayışı bir yanılsamadır. Bizim bu 'bekleme' hastalığından kurtulup, mevcut imkanlarla üretmeye başlamamız şart."
◽ Eğitimde hiyerarşiden ziyade "yol arkadaşlığına" önem verdiğini belirten Ekrem Demirli, ders işleme tarzına dair samimi bir detay paylaştı: "Talebelerim bilir; ders yaparken masayı kaldırıp yanlarına otururdum. Onları bir hoca olarak değil, bir yol arkadaşı gibi eleştirirdim. Çünkü herkesin kendi bireyselliğine ve zekasına inanması lazım" diyerek öğrenci-hoca ilişkisindeki kalıpları yıktığını ifade etti.
◽ Zekanın ancak cesaretle birleştiğinde bir anlam ifade ettiğini savunan Demirli, Klasik Düşünce Okulu'nun kuruluş yıllarından örnek vererek şunları söyledi:
"Klasik Düşünce Okulu'na başladığımızda kayıt kalitemiz çok düşüktü; kamera sadece tahtayı gösteriyordu. Arkadaşlarıma hep şunu dedim: 'Bunun önemi yok, anlamak isteyen adam görüntüye takılmaz.' Bize teknik imkanlardan önce iştahlı, cesur ve zeki insanlar lazım. Zekayı 'sipariş' ederek beklememek lazım; zeka ancak kendi potansiyeline inanan insanda parlar. Zekiysen cesur olursun, cesursan iştahlı olursun. Birbirimizi mazeretlerle aşağı çekmek yerine bu üçlü sacayağı üzerinde motive etmeliyiz."
Brezilya'da Müslüman Bir Din Adamı
Sevmek Zihinsel Bir İbadettir
◽ Programda sevgi kavramını duygusallıktan ayırarak felsefi bir zemine oturtan Ekrem Demirli, "Sevmek zihinsel bir ibadettir," diyerek dikkat çekici bir tanımlama yaptı. Sevginin bir "yapışma" veya sahiplenme (temellük) hali olmaması gerektiğini vurgulayan Demirli, bu noktada "Alak" kelimesinin etimolojik kökenine (embriyo ve tutunma) atıfta bulunarak sevginin özgürleştirici olması gerektiğine işaret etti. Toplumun genel kabulü olan "sevilme arzusunu" sert bir dille eleştiren Demirli, sevilmenin insan üzerindeki olumsuz etkilerini şu sözlerle ifade etti:
"İnsanlar sevilmeyi büyük bir değer sanıyorlar; oysa sevilmek insanı riyakâr yapar, özgürlüğünü yok eder. Sevildiğinizde size bir 'kişilik' giydirirler ve sizi o imajla yönetmeye başlarlar. İltifatla yönetilirsiniz. Özgürleşmek için methedilme arzusundan kurtulmak gerekir. 'Elhamdülillahi Rabbil Alemin'; Övgü Allah'ındır düsturu tam da burada devreye girer. Bizim alkışlarla varlığımızı hissetme açlığından kurtulmamız şarttır."
◽ Anadolu'daki "Sev seni seveni..." şeklindeki deyişlerin bir "karşılıklılık ticareti" olduğunu savunan Demirli, Yunus Emre'nin sevgi anlayışını örnek gösterdi:
"Yunus Emre, 'Yaratılanı sevdik Yaradan'dan ötürü' derken karşılık beklemez. Bizim sevilmeyi bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp, sevmeyi bir 'ahlak' haline getirmemiz gerekir. Sevmek; karşımızdakini olduğu gibi görebilme çabasıdır. Bu bir duygu patlaması değil, zihni ve ahlaki bir duruştur."
Övgü, Üzerinizde Bir Tasallut Kurar
◽ Programda Peygamber Efendimiz'in (SAV), "Yüzünüze karşı övenin yüzüne toprak saçın" hadis-i şerifi hatırlatıldığında, Demirli bu uyarının ardındaki derin hikmete dikkat çekti. Övgünün insan üzerinde bir baskı ve yönetme aracı (tasallut) haline gelebileceğini belirten Demirli, şunları söyledi: "Ben bir kitap yazıyorsam o düşüncenin tartışılmasını isterim. Eğer düşünceden rol çalarak 'Bana aferin deyin' diyorsam, o kitabı yazmayı hak etmemişimdir. Övgüden ve onun getireceği o görünmez baskıdan kendimizi korumalıyız."
◽ İltifatın günümüzde bir yönetim tekniği olarak kullanıldığını savunan Demirli, özellikle küresel siyasetten bir örnekle konuyu somutlaştırdı: "Amerikalı siyasetçiler çok iltifat ederler çünkü yönetmek isterler. İltifat ettiğinizde karşınızdakinin gardı düşer."
◽ Demirli'ye göre gerçek özgürlük, dışarıdan gelen alkışa veya onaylanma ihtiyacına sırt çevirip zihni ve ahlaki bağımsızlığı korumaktan geçiyor.
Sevgi İmanın Bir Neticesidir
◽ Programda hatırlatılan "Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız" hadis-i şerifi üzerine derin bir yorum getiren Ekrem Demirli, bu ilişkiyi basit bir sebep-sonuç ilişkisinden ziyade bir "meyve" olarak görmek gerektiğini belirtti. Demirli, müminler arasındaki sevginin kaynağını şu sözlerle açıkladı:
"Buradaki ilişki bir determinizm değildir; imanın bir meyvesidir. Yani 'İman ederseniz ancak o zaman birbirinizi hakkıyla sevebilirsiniz' demektir. Çünkü bizi birbirimize bağlayan bağ biyolojik değil, imani bir kardeşliktir. Bu bağ kurulduğunda sevgi kendiliğinden sadır olur."
◽ Merhamet kavramına dair de "tümdengelimsel" bir perspektif sunan Demirli, din dilinin eğitim (talim) amacıyla aşağıdan yukarıya konuştuğunu ancak hakikatin tam tersi yönde işlediğini savundu:
" 'Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki gökyüzündekiler de size merhamet etsin' sözü aslında şuna işaret eder: Allah bize merhamet ettiği için biz merhametli olabiliriz. Kaynak yukarıdadır."
◽ Hakikate ulaşıldığında ferdi mülkiyetin ve benliğin önemini yitirdiğini belirten Demirli, Yunus Emre'nin "Ballar balını buldum, kovanım yağma olsun" mısrasıyla, asıl kaynağa ulaşıldığında tali olanların (kovanın) bir ehemmiyetinin kalmayacağını vurguladı.
Sevginin Esas Konusu İnsanın Kendisidir
◽ Sevginin evrensel boyutuna dair sorulan soruya yanıt veren Ekrem Demirli, sevginin asıl merkezinde bireyin kendisiyle barışması olduğunu ifade etti. İnsanın çoğu zaman kendi gerçekliğinden kaçtığını belirten Demirli, kibir kavramına dair ezber bozan bir tanım getirdi:
"Kibir dediğimiz şey, aslında mezarlıktan geçerken ıslık çalmaya benzer; içteki korkuyu bastırma çabasıdır. Oysa insana layık olan bir 'kibriya' vardır. Bu da kimseye muhtaç olmama (istiğna) ve kendiyle barışma (sulh u salah) hali olarak ortaya çıkar. Zalim dediğimiz kişi, aslında kendi kadrini ve kıymetini bilmeyen kimsedir."
◽ Gerçek "velayet" makamının insana bakış açısıyla şekillendiğini vurgulayan Demirli, Anadolu topraklarının mayasındaki o büyük iddiayı şu cümlelerle özetledi:
"Gerçek bir duruş şudur: Yeryüzünde hiçbir insan benden daha üstün değildir ve yine yeryüzünde hiçbir insan benden daha değersiz değildir. İnsan olmak bakımından herkesin eşit olduğu gerçeği, bu toprakların en büyük davasıdır. Bir insanı ne kimseden aşağı ne de kimseden yukarı görmeyen bu denge, sevginin evrensel temelini oluşturur."
◽ Sıkça Hallac-ı Mansur'a atfedilen "Cehennem acı çektiğimiz yer değil, acımızı kimsenin bilmediği yerdir" sözü sorulduğunda Demirli, bu tarz yaklaşımların bilgi temelli olmadığını ifade etti. Bu tür tanımlamaların hakikatten uzak olduğunu belirten Demirli, şu eleştiriyi getirdi:
"Bu mümkün değil, çok arabesk bir cümle. Bizim ülkemizde insanlar bu tür absürt ve duygusal sözlerle yaşamak istiyorlarsa yaşasınlar ama bilgi noktasında daha doğru, daha köklü bir yere gitmek mecburiyetindeyiz."