Arama

Edebiyatımızdaki ünlü şiirler kimlere yazıldı?

Edebiyatımıza damga vuran şiirlerin kimler için yazıldığını merak ettiniz mi hiç? Çok sevilen "Beklenen", "Mona Rosa", "Mihriban", "Sessiz Gemi" ve daha pek çok şiir kimler için yazılmış olabilir? İşte edebiyatımızdaki en sevilen şiirlerin perde arkası...

  • 1
  • 29
Necip Fazıl Kısakürek
Necip Fazıl Kısakürek

Herkesin ezbere bildiği şiirlerden birisidir Beklenen. Peki, bu şiirin hikayesini biliyor muydunuz? Anlatılanlara göre Necip Fazıl, hafızlardan silinmeyen bu dizeleri, üniversite yıllarında aşık olduğu güzel bir kız için yazmıştı.

➡ Necip Fazıl, üniversite yıllarında okul salonundaki voleybol maçını seyrediyordu. Takımda oyuncular arasındaki genç bir kız dikkatini çekti. Tam o anda, uzun zamandır maçı değil de o hanımı izlediğini ve ondan hoşlandığını fark etti. Okulda tanınan isimlerden biri olan Necip Fazıl ile genç kız göz göze geldi ve birbirlerine gülümsediler.

➡ Artık Necip Fazıl, hiçbir maçı kaçırmıyordu. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu. Karşılaştıklarında, çok hafif bir gülümseme, minik bir baş eğmesi ile selamlaşıyorlardı.

➡ Necip Fazıl, voleybol takımının kaptanı ile arkadaştı. Sonunda dayanamayarak arkadaşına durumu açtı. Bir şekilde tanışmak istiyordu genç kızla. Arkadaşı hafta sonu konser olduğunu söyleyip Necip Fazıl'ı da davet etti. Böylece hep beraber olacak ve tanışma fırsatı bulacaktı.

➡Konser alanına girerken kaptan ikisini tanıştırdı. İçeride, arkadaşı küçük bir hamleyle ikisini yan yana getirdi.

➡ Çıkışta konuşurken genç kız, Necip Fazıl'a bir sonraki hafta Adana'da maçları olduğunu söyledi. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık neredeyse. Yarın Adana'da maçımız var. Gözlerimiz sizi arayacak." diyerek onunla şakalaştı.

➡ Cebinde onu ancak Adana'ya götürüp getirecek ve öğle yemeğini karşılayacak kadar para vardı. Gece yarısı hareket eden otobüse bindi.

➡ Necip Fazıl, maçı izledikten sonra tek kelime konuşmadan oradan ayrıldı.

➡ Geçen zamanın ardından kız, defterinin arasında bir not buldu. Necip Fazıl, o ana kadar hissettiği duygularını şu dizeler ile kaleme aldı:

"Ne hasta beklerdi sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!"

➡ Ona karşı hissettiği bu samimi duygular karşında genç kız Necip Fazıl'a; "Senden hoşlanıyorum ama senden önce tanıştığım biri vardı. Onu da hayatımdan o kadar kolay çıkaramam. İkiniz arasında seçim yapmam gerekecek." dedi.

➡ Aradan aylar geçtikten sonra, bir gün Necip Fazıl'ın kapısı çalındı. Gelen voleybol takımındaki o genç kızdı ve artık birlikte olabileceklerini söylüyordu. Bunun üzerine Fazıl, bir dörtlük daha yazıp kıza verdi.

"Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar"

  • 3
  • 29
Abdurrahim Karakoç - Mihriban
Abdurrahim Karakoç - Mihriban

"Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban!
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban!

Yâr deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lâmbamda titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban!"

Günümüzde halen en çok dinlenen türküler arasında yer alan 'Mihriban'ın, Abdurrahim Karakoç'un 1960'lı yıllardaki büyük aşkına yazdığı biliniyor. Ancak şiirin ve bu aşkın hikayesiyle ilgili çeşitli söylentiler bulunuyor. Kahramanmaraşlı şair ve yazar Abdurrahim Karakoç'un, bu şiiri aşık olduğu kız ile mektuplaşırken yazdığı düşünülmekte.

Anlatılan hikayelere göre Karakoç, gençlik yıllarında bir kıza aşık olur, birbirlerini severler. Karakoç'un ailesi bu sevgiyi evliliğe taşımak adına kızı ailesinden ister. Fakat kızın ailesi yaşı küçük olduğu için bu sevgiye engel olmaya kalkışır. Aile, yapılan ısrarlar sonucu ise kızın nişanlı olduğunu söyler. Karakoç'un ailesi oğullarına bu evliliğin olamayacağını bildirdikten sonra Karakoç imkansız aşkına Mihriban şiirini yazar.

Fakat şiirin hikayesi, toplum arasında yaygınlaşan tevatürlerin çok ötesindedir. Zira, Karakoç Mihriban'ın öyküsü için, "Bugüne kadar kimseye anlatmadım, daha da anlatmam… Yaşayıp, yaşamadığını da bilmiyorum. Yani başımızdan geçmiş bir macera gibi bir şey, fakat vuslat olmamış, o kendi yoluna gitmiş, ben kendi yoluma… Ben onun ismini verirsem, ayıp olmaz mı bu?" cümlelerini kurar.

Fikriyat e-kitap uygulamasından şairlerin eserlerini okumak için tıklayın

  • 4
  • 29
Mihriban şiirinin gerçek öyküsü nedir?
Mihriban şiirinin gerçek öyküsü nedir?

Şair, sanat hayatı boyunca mümkün mertebe bu şiirin hikayesini anlatmaktan kaçınır. Anlattığı vakitlerde de konu hakkında çok derine inmeden yüzeysel ifadeler kullanır. Bu şiiri neden yazdığını "Bir gün içime bir şey düşmüş, yazmak istemişim, yazmışım…" şeklinde açıklayan Karakoç, gençliğinde aşık olduğu bir kadından bahseder. Şair, Mihriban şiirini ,hakkında detay vermekten kaçındığı bu kadına yazmıştır. Yalnızca "O mektup yazardı bana, gönderirdi, ama ben ona gönderince zor olurdu. Ben ona gazete gönderirdim, o bana mektup…" diyerek aşklarını uzaktan saf ve tertemiz bir biçimde yaşadıklarına dair bir ipucu verir.

Karakoç, birbirini seven iki insanın mektup ve gazete aracılığıyla söz gelimi uzaktan aşklarını yaşamalarını, "O bana mektup yazardı, ben ona yazamazdım. Elin kızının evine mektup mu gönderilir, ayıptır. Yaşadığı şehirde bir gazete çıkardı ben o gazeteye şiirler yazardım. Herkes şiir diye okurdu ama Mihriban bilirdi ki kendine mektuptur onlar." şeklinde ifade eder.

Karakoç'un, "İki şiiri de bilirdi… Ben, "Artık unutalım bunları" dedim. "Unutmak kolay mı?" diye bir mektup geldi. Ben de "Unutmak kolay mı deme, unutursun Mihriban'ım" diye yazdım. O belki de unutmamıştır da, ateş kalmamıştır… Ateşin harlı zamanı ayrı, korlu zamanı ayrı, küllü zamanı ayrıdır..." ifadeleri, başlangıç ve gelişim sürecinin ayrıntılarını tam olarak bilmediğimiz bu yüce sevginin bitişine dair az da olsa malumat sahibi olmamızı sağlar.

Yıllar boyunca Karakoç'a sorulan o meşhur soru şuydu; kimdi bu Mihriban? Karakoç, bu soruya belki yüzlerce kez maruz kalmıştı fakat verilen cevapların ortak özelliği; cevapların yine aynı müphemliğe çıkmış olmasıydı.

Abdurrahim Karakoç, "Kimdir Mihriban?" sorusuna şu şekilde yanıt verir:

"Ha, kimdir bu Mihriban? Herkes bunu sorar… Mihriban diye bir kimse yoktur. Mihriban, sembol bir isimdir. Ha, muhatabım mı yoktu? Kesin vardı canım, olmasa bu şiir böyle çıkar mı? Olduğu için de böyle çıktı işte… Adı Mihriban değil, ama var… Geçenlerde biri, "Ya ağabey, biri senin Mihriban'ın hikâyesini anlatıyordu" dedi. "Yok, hepsi yalan söylüyor" dedim. Tabii, benden çıkmadığına göre, herkes farklı farklı anlatacaktır. Ben de kimseye anlatmadım, daha da anlatmam… Yaşayıp, yaşamadığını da bilmiyorum. Yani başımızdan geçmiş bir macera gibi bir şey, fakat vuslat olmamış, o kendi yoluna gitmiş, ben kendi yoluma… Ben onun ismini verirsem, ayıp olmaz mı bu?"

İşte usta şair Mihriban'ı bu şekilde tanıtır.

Fikriyat podcat uygulamasından Prof. Dr. İsmail Güleç'in sunumuyla
Enderun Sohbetleri prpgramını dinlemek için tıklayın

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN