Divan edebiyatının ‘inci’ değerindeki kadın şairleri
Osmanlı döneminde her ne kadar kadın şairlerin şiir söylediği bilinse ve divanları mevcut olsa da altı yüz yıldan fazla süren bir dönem düşünülürse sayılarının bir elin parmakları kadar bile olmadığı malumdur. Geleneksel dönemde edebiyat tarih ve tenkidinin yerini tutan tezkirelerle sınırlı kalan edebî araştırmalarda adı geçen kadın şair sayısı, bu durumun en önemli kanıtıdır. Peki, çoğu ilmiye sınıfına mensup ailelerin yüksek eğitim almış, yalılarda büyümüş, batı dilleri de dâhil dört beş dil bilen, zekasıyla saray ahalisini bile büyüleyen divan şairi kadınlar kimlerdir? İşte o kadınlar…
Önceki Resimler için Tıklayınız
Şair Nigâr da, çağdaşı Leyla Saz ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk Müslüman kadın anı yazarıdır. Şair Nigâr 25 yaşından ölümüne kadar yazdığı anılarının, ancak ölümünden elli yıl sonra yayımlanmasına müsaade etmiş ve 20 cilt tutan anıların içinde bulunduğu kilitli ceviz bir çekmece, Aşiyan Müzesi'ne emanet edilmiştir.
Leyla Saz ise anılarını yaşarken, kendi yayımlamıştır. Harem ve Saray Adatı Kadimesi adını verdiği anıları, 1920-1921 yılları arasında Harem-i Hümayun ve Sultan Sarayları başlığı altında Vakit gazetesinde tefrika edildi.
"Yegane sevdiğin alemde ben miyim simdi?
Sahih ben miyim artık muhatab-ı askın?
Butun o hiss-i amik-i fuad-ı pür sevkin
O ibtila-yi ezel, o alaik-i ebedi
Benim mi şahsıma mahsur?. Bir daha söyle
O sanihat-ı hazinin, o beyyinat-ı gamın
Sahih, mülhimi hep ben miyim, bugün söyle;
Tahassüsatını, efkarını bütün söyle.
Getir su kalbime dök varsa sevdiğim, elemin
Eden nedir seni rencud?.. Bir daha söyle."
Makbule Leman, 1865′te Beşiktaş'ta dünyaya geldi. 1898'de ölünce, Eyüp'te Siyavuş Paşa Türbesi'ne defnedildi. Yenileşme döneminin Nigâr Hanım'la birlikte önemli şairlerindendir. Saray Kahvecibaşısı İbrahim Efendi'nin kızı. Bir dönem "Hanımlara Mahsus Gazete'nin" baş yazarlığını yaptı.
Şair, II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Ömrünün son on dört yılını tedavisi imkânsız bir hastalığın esiri olarak yatakta geçirdi. Denemeler, hikâyeler de yazdı. Sağlığında yayımlanan şiirlerinin sayısı on iki. Bunlar Makes-i Hayal (1896) adıyla bir araya getirildi. Ölümünden sonra bu eser, eşi tarafından, Makbule Leman hakkında yazılanlarla birlikte ikinci kez bastırıldı.
Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde
Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur…
Amansız hislerin öldüren pençelerinde
Yüreği bir matkap salınmış gibi oyulur.
Kanmaz asla sevmeye; o, sevgiye susuzdur
Şâire "su" dedirten hisle "evlât" der inler.
Herkes derin uykularda iken o uykusuzdur
El açar Yaratan'a balalarını diler…
Ani Hatun, divan şairi ve hattattır.
Doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Asıl ismi Fatma'dır. Amasyalı Mihrî Hatun tarafından yetiştirildiği düşünülür.Ani Hatun, kültürlü bir ailenin kızı olarak İstanbul'da doğdu. Akıllı, bilgili ve eğitimli olan Ani Hatun, "Hace-i Zenan (Kadınların Hocası)" lakabıyla anılmıştır. Arapça öğrendi, Doğu ve Batı edebiyatlarıyla ilgili çalışmalar yaptı. Bir divanı olduğu sanılıyor fakat bu divan bulunamamıştır. Usta bir hattat olarak da ün yapmıştır. Bazı araştırmacılar Ani Hatun'un hattatlığının şairliğinden bile üstün olduğunu belirtirler. Yenişehir-Fener'de yaşamını yitirmiştir.
"Feramuş itti hayli dem beni yad itmeden kaldı
Benim çok sevdigim mahzunu dilşad itmeden kaldıNola t'amirine kasd itmese şah-ı cihan banım
Bilür kim hatır-ı viranım abad itmeden kaldı"
Fitnat Hanım, adı 18. yüzyıldan günümüze kadar gelmiş önemli bir kadın divan şairidir. Divan edebiyatında kendinden sonra gelen kadın divan şairleri arasında bir zirve olarak görüldü. Şiirleri kadar nükteleri, kendisi ile Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet çevresinde geçtiği varsayılan latifelerle de tanındı.
Fitnat Hanım,18. yüzyılda İstanbul'da dünyaya geldi. Asıl adı Zübeyde idi. Babası şeyhülislam ve şair Ebuishakzade Mehmed Esad Efendi, annesi ise Mirzazade Şeyh Mehmet Efendi'nin kızı Hatice Hanım'dı.
Pek çok Şeyhülislam ve edebiyata düşkün, şiir söylemeyi seven kişiler yetiştirmiş bir ailede yetişti; edebî muhitlere girip çıktı. Annesinin mensubu bulunduğu Âl-i Feyz ailesinden Rumeli Kazaskeri Derviş Mehmet Efendi ile evlendi. Eşinin şiir yazmasını onaylamadığı ve mutsuz bir evliliği olduğu rivayet edilir.
Nâbî etkisinde şiirler yazdı; gazellerinde Nedim'i hatırlatan şuh ve şen söyleyişler de bulunur. Şiirinin gelişmesinde nazire tarzı önemli yer tutar; altmış bir gazelinden elli ikisi nazire şeklindedir. Bazı gazelleri bestelenerek yaygınlık kazandı.
Oluşturduğu hacimce küçük Divan'ının 20 kadar nüshası İstanbul kütüphanelerinde bulunur. Eser, 1848'de "Dîvân-ı Fıtnat" adıyla İstanbul'da yayımlandı.
Hazırcevaplığı ve irticalen şiir söyleme yeteneği nedeniyle kendisiyle Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet arasında geçtiği varsayılan bazı fıkralar doğmuştur.
1780 yılında hayatını kaybetti. Mezarı Eyüp Sultan Türbesi haziresinde, şadırvan avlusu tarafında ve cüzhane binasının yanındadır.
"Beni derdinle yeter zâr etdin
Yok mu insâfın a zalim söyle
Çeşm-i mestin gibi bîmâr etdin
Yok mu insâfın a zalim söyle"