Arama

Bir soyun ortak kurucuları: Tolstoy ve Ahmed Arif

Edebiyatımıza kazandırdığı sadece bir kitabıyla var olan Ahmed Arif... Ama öyle bir kitap ki gönülden gönüle, nesilden nesile dolaşıyor. Hasreti, doğayı, insanı, toprağı; dünü, bugünü, yarını anlatıyor. Ölüm yıl dönümünde bilinmeyenleriyle Ahmed Arif ve "Hasretinden Prangalar Eskittim" kitabının üçüncü şahıs anlatısı…

  • 1
  • 17
AHMED ARİF’İN OĞLU FİLİNTA ÖNAL
AHMED ARİF’İN OĞLU FİLİNTA ÖNAL

Ahmed Arif'in oğlu Filinta Önal, bir heykeltıraş. Babası gibi sanatçı olmak için heykelle uğraşmadı. Ama bu işi daha doğru ve düzgün yapmasında babasının büyük etkisinin olduğunu kendi ifadeleriyle belirtiyor. Heykeltıraş olmasını da şu ifadelerle anlatıyor:

"İnsanların mayasında bozulma yaşanmış. Ben o yüzden taşla uğraşıyorum. Heykel yapılabilecek bir sürü malzeme var. Ama ben daha çok taşı tercih ediyorum. Onunla diyalog kurabiliyorum. Kocaman bir kitle. Benden önce var olan benden sonrada olacak bir meta. Saygı duymak lazım taşa.

Önce eğilip saygımı gösteriyorum. Diyorum ki ona "Aklımda bir şey var. Senin üzerine onu yapacağım.". Sonra ölçüp, yontma başlıyor. Siz bunu yaparken, onu kopardıkça, sizin duygunuz değişiyor. O da değişiyor. Artık o, ocaktan aldığınız taş değil. Kimyası değişmiş oluyor. Ben de eski ben değilim. Onu kopardım ya; bir süreç aldık onunla. Derken, bazen direniyor. Siyah parça çıkıyor içinden. Bir çatlak, bir kıvrım. Dayansan keski ile gider de şey diyor, "bir dakika bekle". Taşa saygı duyduğumuz için durup dinliyoruz. Diyor ki, "Benim üzerimde çalışmana izin veriyorum. Ama biraz beni dinle, beni. Benim içimde de milyonlarca yılın hatırası var. Biraz da beni dinle. Sana sırlarımı açacağım.".

Onu dinledikçe zihninizde yarattığınız imge başkalaşıyor. Başka bir şey oluyor, iş değişiyor, ben değişiyorum. Ama daha güzel oluyor. Taşla uğraştığınızda size izin veriyor, sırlarını açıyor, ne kadar mesai verirseniz o mesainin karşılığını alıyorsunuz. Ama insan öyle değil. İnsan ham bir malzeme. Taşla uğraşıyorum. Taşın bir dili üslubu var. Taşın dilini iyi bilmezsen aklındaki ona anlatamazsan, kendini iyi ifade edemezsin."

  • 2
  • 17
AHMED ARİF’İN OĞLU OLMAK NE DEMEKTİ?
AHMED ARİF’İN OĞLU OLMAK NE DEMEKTİ?

"Hep Ahmed Arif'in çocuğu olduğumu bilerek büyüdüm. Eve gelip gidenler, onlarla konuşulanlar başka idi bilirdim. Bizimkiler de bir sıra dışılık vardı.

O kadar doluydu ki bu konuşmasına da yansırdı. Yumurta kırarken ki sözlerine dahi yansırdı. Bulgur pilavı yaparken dahi pilav kıvama gelmesi sanki insanın kıvama gelmesiymiş gibi anlatırdı. Konuşurken, bir takım küçük detayları araya serpiştirirdi. Bir de babamda hatırladığım hayata dair yorgunluğu olduğunu hiç hissetmedim. Kızardı da öylesi şeylere. "Ben sanatçı, ilerici, adamım. Umudun kendisi benim, bizim gibi adamlar" derdi. Umutsuzluk yasaktı onun için. Bir sanatçıya umutsuzluk yasak, "dünya rezalet de olabilir, ama sanatçı, şair umudun kendisidir" derdi."

  • 3
  • 17
BABA OĞULUN EVRENSEL ANISI
BABA OĞULUN EVRENSEL ANISI

"Venezuela Devleti için bir iki heykel yapmıştım. O dönemde Venezuela büyükelçisi bir tarihçiydi. Bir arkadaşım orada yayınlanacak bir dergi için babamın bir iki şiirini çevirmişti. Büyükelçi şiirleri okuyunca gözleri doldu. Babamın burada anlattığı dram okyanusun diğer yakasında da var aslında. Kendi gördüğü sıkıntıları dile getirse de Şilili de anlıyor. Nasıl ki Paplo Neruda'yı biz anlıyorsak, onlar da onu anlıyor. Dram da, sevgi de, aşk da hepsi evrensel."

Pek çok işi kendisi yapardı, yapmayı da severdi. Doğal olarak dışarıda, esnafla iç içeydi, bütün mahallenin Ahmed Abisi idi."

  • 4
  • 17
TOLSTOY’UN DAMADI AHMED ARİF’İN OĞLUYDU
TOLSTOY’UN DAMADI AHMED ARİF’İN OĞLUYDU

Ahmed Arif'in oğlu Filinta Önal, eğitimine yurt dışında devam etmeye karar verir. Çeşitli ülkelerde bulunur. Eşi Natalie ile bu gezilerin birinde tanışır.

Eşini tarif ederken, "Onunla konuşurken Sokrat'la sohbet ediyor hissine kapılırsınız" diye söylemiştir.

"Natalie, 12 yaşında bir kütüphane bitirmiş, 16 yaşında diğerini. Yarım Türkçesi ile '16 yaşında teyze olmuştum. Artık hayata dair her şeyi biliyordum' dedi. Natalie'nin Türkçesi ilerlesin biz de daha çok ziyarete geliriz diye düşünürken Natalie ile ilgili bir diğer bilgi ile ikinci şoku yaşadık. Natalie, ünlü yazar Tolstoy'un genlerini taşıyordu. Tolstoy, Natalie'nin büyük dedesiydi."

  • 5
  • 17
“HAYATIM BOYUNCA HİÇ YAZMADIM”
“HAYATIM BOYUNCA HİÇ YAZMADIM”

Hayatım boyunca hiç yazmadım. Hep taşlarla uğraştım. Benim hayatım onlar oldu. Büyük ve ulu ağaçları altında ot bitmezmiş. Belki Ahmed Arif'i gördükten sonra bilinçaltımda böyle bir şey oluştu. Onun gibi yazamamak korkusu egemen oldu diye düşünüyorum.

Hiç yazmadım. Sanırım denemeyeceğim de."

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN