Arama

Zekeriya Erdim
Mart 30, 2024
Yesrib’i Medine yapan değerler

İnsanın hayat serüveni; ana rahminden mezara kadar, sosyal-kültürel-fiziki çevre ve ortam içinde oluşur. Duygular, düşünceler, davranışlar; yaşadığımız çevre ile ortamın etkileme yönüne ve oranına göre gelişir.

İşte bu yüzden; eski nesil Afrikalılar; "Bir insan yetiştirmek için, bir köy kurmak gerekir" demişler. Herhalde onlar; modern zamanlarda, dünyanın "küresel köy" haline geleceğini bilememişler.

Evler, köyler, şehirler; insanların temel ihtiyaçlarını karşılayacakları, huzur ve güven içinde yaşayacakları ortamları oluşturmak için yapılır. Öncelikli olarak; "zararı engelleme, faydayı temin etme" ilkesi esas alınarak planlanır.

Gelişmiş yerleşim merkezlerinde yaşayanlar, "medeni" olurlar. Geçmişte "bedevî" hayatı yaşamışlarsa bile; artık onu geride bırakır ve unuturlar.

Muteber kaynaklarda yer alan bilgilere göre, "Yesrib" ismi; "zarar vermek, karıştırmak, kötülemek, başa kakmak, bozmak" gibi anlamlara gelen "serb" kökünden türemiştir. Hicretten sonra ise; "hoş ve güzel" anlamlar içeren adlarla anılması istenmiştir.

Bu noktadan hareketle, "Medine" ismi; önceleri "mahkeme yeri", sonraları "şehir" anlamına gelen "medinta" kelimesinden alınmış. Zamanla, "bir yöneticinin nüfuz alanına giren yer" manasında kullanılmış.

Ayrıca; "şehre gelmek, yerleşmek, ikamet etmek" anlamına gelen "müdûn" kökünden türetildiğini söyleyenler de var. Onlar; "Yeryüzünün yerleşmeye ve yaşamaya uygun her yeri medinedir" diyorlar.

Muhammed ümmetinin kutsal beldelerinden biri haline gelen Medine; "hicret yurdu" olması ve halkının herhangi bir zorlamaya maruz kalmadan İslam dinini benimsemesi sebebiyle, "Kur'an ile fethedilen şehir" kabul edilmiş. Peygamber(sav) Efendimiz tarafından; "Hz. İbrahim'in Mekke'yi harem yapması gibi kendisinin de Medine'yi harem yaptığı" belirtilmiş.

Hicretten önce Medine'de yaşayan Yahudiler ile Araplar arasında ve bu iki kavmin kendi kabîleleri arasında ciddi ihtilaflar, çatışmalar vardı. Mal ve can kaybına sebep olan düşmanlıklara son verecek, birleştirip bütünleştirecek bir lidere ihtiyaç duyuyorlardı.

Genel kültür olarak; yeni bir peygamber geleceği ve bu şehirde payidar olacağı biliniyordu. Ayrıca, kendi kavimlerinden-kabilelerinden çıkması ümit ve temenni ediliyordu.

Mekke'de güçlü bir destek bulamayan ve Taif'te taşlanıp hayal kırıklığına uğrayan Resulullah (sav); Akabe buluşmalarında, Yesrib'den gelenlerin kolayca Müslüman olmalarından memnun kalmıştı. İkinci Akabe buluşmasında, kendisine ve tebliğ ettiği dine inananların sayılarının arttığını görmüş; her türlü tehdide ve tehlikeye karşı canları pahasına koruma sözü ile birlikte, Medine'ye hicret etme teklifi almıştı.

Davete icabet edip geldikten sonra, Ensar ile Muhaciri "kardeşlik" zemininde buluşturdu. İlk yazılı anayasa olan "Medine Vesikası" adlı sözleşmeyi hazırlayıp, şehirde yaşayan kavimlere ve kabîlelere kabul ettirerek; "çoklu yaşama" modelini oluşturdu.

Önce bir mescid inşa edip, hayatın merkezi haline getirdi. Avlusunda, "Ashab-ı Suffa" diye anılan eğitim merkezini kurarak; orada, İslam'ın öncü kadrolarını yetiştirdi.

Her biri, ilim ile hikmeti kendi şahıslarında birleştirip bütünleştirerek; karanlık gecelerin parlak yıldızlarına benzetilen tebliğciler, temsilciler oldular. Yeni oluşturulan devletin ve toplumun önemli işlerinde, aktif görevler aldılar.

Sözünü ettiğimiz ilk anayasaya göre; herkes dininde ve inancında serbest olacak, dostluk tahkim edilerek düşmanlıklar son bulacak, huzur ve güven içinde yaşanacak, dışarıdan gelecek tehditlere karşı birlikte savunma yapılacaktı. İslam devletinin yönetimi altında yaşamayı kabul eden kişilere ve guruplara zarar verilmeyecek, kötülük yapılmayacak, güçlerini ve imkanlarını zorlayacak taleplerde bulunulmayacak; bu kurallara uymayan kimselere hesap sorulacaktı.

Çünkü, Hz. Peygamber(sav); "orada yaşayanların eliyle ve diliyle önce gönülleri, sonra şehirleri fethedecek" bir beldeye gelmişti. İyileri ve iyilikleri hayata hakim kılıp; kötüleri ve kötülükleri ayıklayan, yasaklayan bir devlet başkanı olmuştu.

Bedevilikten medeniliğe, düşmanlıktan dostluğa, zulümden adalete, çatışmadan uzlaşmaya geçilmişti. Herkes için huzur ve güven ortamı oluşturan bir anlayış ve yaşayış tesis edilmişti.

Bugün dünyanın pek çok şehrinde, ülkesinde, bölgesinde; can, mal, din, inanç, akıl, nesil emniyetini tehdit eden unsurlar var. İnsanlar ve toplumlar; her Yesrib'i Medine'ye dönüştürecek rehberler, önderler bekliyorlar.

Biliyoruz ki; bunun için yeni bir din gelmeyecek. Onu tebliğ ve temsil eden bir peygamber gönderilmeyecek.

Ancak, asırlar önce Yesrib'i Medine yapan değerler elimizde; Hz. Adem'le başlayıp Hz. Muhammed'le biten peygamberler zincirinin ve onların izlerini takip eden hayat rehberlerinin, önderlerinin örneklikleri önümüzde duruyor. Geriye, bu tarihi misyonu kuşanıp; bu günün sahabeleri olma sorumluluğunu üstlenecek kimseler kalıyor.

İlk işimiz; Peygamber (sav) Efendimizi ve ashabını hicrete zorlayan müşrik Mekke ile onların yeni barınağı, sığınağı olan muvahhit Medine'yi iyi anlamak, kavramak olabilir. Arkasından, kendi asrımızın Ensar-Muhacir kardeşliği ile gönüllerin, şehirlerin yeniden inşası yahut ihyası gelebilir.

Evleri, köyleri, şehirleri, ülkeleri ve bütün bir dünyayı bu bakış açısı ile ıslah ya da inşa etmeliyiz. Aynı zamanda; oraları yönetecek kişileri ve kurumları da doğru seçmeliyiz.

Arkasından gideceğimiz liderler, önderler; ehil ve güvenilir kimseler olmalı. Herkes için, her bakımdan; huzur ve güven içinde yaşanabilecek ortamlar oluşturmalı.

Bunun için; gerekirse bir yerden başka bir yere, bir halden başka bir hale hicret etmeyi göze almalıyız. Kişisel ve kurumsal sorumluluklarımızı yerine getirip; kendi Medine'mizi kurmalıyız.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN