Arama

Yol ahlâkı

Yol ahlâkı
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Bayram öncesinde, "sıla-i rahim" (akraba ziyareti) yapmak niyetiyle yola çıktık. Yaşadığımız yerleri, uğraştığımız işleri; geçici bir süre için geride bıraktık.

Ana güzergâhlarda; kelimenin tam anlamıyla, müthiş bir trafik yoğunluğu vardı. İnsanlar; arzularının aksine, çok zamanda az mesafe alabiliyorlardı.

Emniyet şeridini kullanarak öne geçip, diğer yolculara haksızlık edenler; hasta nakli yapan ambulansları, uzun süre bekletenler oldu. Bu münasebetle ve hayatımızın bütününü içine alacak şekilde; "yol ahlâkı" konusu, yeniden gündemimize geldi.

Aslında, hepimiz; bir yerden başka bir yere yahut bir şeyden başka bir şeye doğru giderek "yol" alıyor, "yolcu" oluyoruz. Bazen, menzile ulaşma konusunda sabır ve sebat göstererek; bazen, yanlış hamleler yapıp kazalara ve belalara davetiye göndererek; "iyi ya da kötü hal" ile yolda kalıyoruz.

Bu gidiş yahut yöneliş niyeti, gayreti sırasında; yol ahlâkına uyanlar da uymayanlar da oluyor. Kimileri, "sırat-ı müstakim" (dosdoğru yol) üzerinden gidip, sahil-i selamete varıyor; kimileri, yoldan çıkıp hendeğe yahut uçuruma yuvarlanarak "kazazede" haline geliyor.

Oysa, hepimize ikram edilmiş bir "furkan" (doğruyu yanlıştan ayıran ölçü ve bu ölçüyü kullanma yeteneği) var. Yazılı vahiy Kur'an'a, yaşanmış vahiy Sünnet'e ve yaratılmış vahiy tabiat kanunlarına rağmen; birileri, hakikate karşı körlük ve sağırlık yapıp haddi aşıyor, hududun dışına çıkıyorlar.

Zaman zaman yola, yolculuğa, yol amacına ve yol arkadaşlığına "ihanet" edildiğini görüyoruz. Üstat Necip Fazıl Kısakürek'in tabiriyle; "yola çıktıklarını yolda buldukları ile değişenlerin, yollarını da yol arkadaşlarını da kaybettiklerini" biliyoruz.

Onun için, Ralph Waldo Emerson; "Hayat, ulaşılması gereken bir istasyon değil, bir yolculuk biçimidir" demiş. Eskiler, bu noktaya dikkat çekerek; durumu, "Ne oldum deme, ne olacağım de" atasözü ile özetlemiş.

Malum olduğu üzere; kimileri için kısa, kimileri için uzun süren bir ömürlük dünya yolculuğumuzun da "veda" anı çok önemlidir. Kazandığımızı zannettiğimiz her şeyi kaybedip gitme noktasına geldiğimizde, son nefesimizi iman ile alıp verirsek; ölüm, bizim için "vuslat" (kavuşma) zamanı oluverir.

Bunun için; yola çıkıp yolcu olanlar, anlamlı ve değerli bir amaç gütmelidir. Bir adımla başlayan yürüyüşlerimiz; yol ahlâkına uygun olarak devam etmeli ve Şeytan'ın değil, Rahman'ın bildirdiği adrese gitmelidir.

Michel De Montaigne; "Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder" diyor. Bir Türk atasözü, "gönlü açık olanın yolunun da açık olacağını"; bir Afgan atasözü ise, "ayakların, kalbin gittiği yere doğru koşacağını" söylüyor.

Bazı kimseler var ki; yol oluyor, yol buluyor, yol alıyorlar. Bazıları ise; yolun ortasına oturup, yolculara engel oluyorlar.

Bir de "ne olur ne olmaz" diye yola çıkmaktan korkanlardan söz edebiliriz. Onlara, Paulo Coelho'nun ifadesiyle; "Tekne limanda güvendedir ama varlık amacı bu değildir" cevabını verebiliriz.

Bizim seyahat planımız içinde, Trabzon'un Çaykara ilçesi de vardı. Çevre gezisi sırasında, yolumuz Uzungöl'e uğradı.

Burayı "turizm beldesi" haline getiren adamla (Dursun Ali İnan'la) tanıştık. Birlikte kahve içip, kırk yıllık dost gibi konuştuk.

Anlaşılan o ki; modern eğitim sistemi içinde, mektep medrese görmemiş. Onun için, "aydın, yönetici" kategorisine girmemiş.

Ancak; ömrünü, hiç vaz geçmediği bir amaca adamış. Onun için; "deli" muamelesi görmekten "hapis" yatmaya kadar, her türlü bedeli ödemiş.

Şimdi, evlatları tarafından yönetilen kocaman tesisleri; kendi adına inşa edilen muazzam bir müzesi var. Tesislerde yeme, içme, alışveriş yapma, konaklama hizmetleri; müzede, ağaçtan ve taştan yapılmış harika figürler ile toplum ve tabiat hayatının yansıması olan objeler, fotoğraflar.

Yöreye gelen herkes, hayret ve hayranlık duyguları ile ziyaret ediyor. Kendisi ise, eserini seyreden sanatçı mutluluğu içinde, yanı başında duran "yol ve hayat arkadaşı" hanımefendiye bakarak; "Burada bu kadar tesisimiz var ama ben sabah kahvaltısını ve akşam yemeğini evimde eşimle birlikte yer, muhabbet ederim" diyor.

Hepimiz, her zaman, her yerde; bir "yolculuk hali" içindeyiz. Dünya ve ahiret hayatımız açısından; "amaç" edindiğimiz menzillere ya da makamlara ulaşmanın peşindeyiz.

Ancak, tarih ve tecrübe birikimimizle çok iyi biliyoruz ki; "Az tamah, çok zarar getirir". Yollarda ve yolculuklarda; "Bir yanlış, bütün doğruları götürür".

Ayrıca, değerler dünyamızda; "yol ehli" olmak, "hal ehli" olmak demektir. Bunun anlamı ve açılımı ise; "güzel ahlâk sahibi olmak" şeklinde özetlenebilir.

Yolun, yolculuğun ve yol ahlâkının tarifini, tanımını; "hayat kitabı" olan Kur'an-ı Kerim'de bulabiliriz. Uygulama metodunu, usulünü, üslubunu ise; "hayat modeli" olan Sünnet müktesebatından alabiliriz.

Geriye, güncelleyip günlük hayatımıza aktarmak kalır. Gözü ve gönlü hakka ve hakikate açık olanın, yolu da açık olur.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN