Arama

Bizim hikâyemiz

Bizim hikâyemiz
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Geçtiğimiz günlerde, sosyal medya mecralarında dolaşırken; gözlerimiz, manidar bir mesaja takılıp kaldı. Dergâh Yayınları adına; yerli, milli ve mahir hikâye yazarlarımızdan Mustafa Kutlu'nun bir cümlesi paylaşıldı.

Üstat, bir temel tespitte bulunarak; "Modernleşmenin bizim için yazdığı hikâye sona ermeli, artık kendi hikâyemizi yazmalıyız" diyordu. Böylece sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik, bilimsel, teknolojik, askeri, diplomatik alanlarda ve konularda faaliyet gösteren herkesi; bu hikâyenin kahramanları olmaya davet ediyordu.

Katılmak ve katkıda bulunmak için; seksenli yılların başlarında yazılan "Cinnet" adlı şiirin, "Başıma balyoz indi, beynime şok saldılar; / Bildim, kendi elimle hafızamı çaldılar" mısralarından oluşan son beytini paylaşma gereği duyduk. İlaveten; "Kendi hikâyemizi yazmaya, çalınan hafızamızı geri almakla başlamalıyız" şeklinde bir hatırlatma yapmış olduk.

Çünkü, biz biliyorduk ki; hafızası olmayan kişilerin ve kurumların, ülkelerin ve toplumların hâtıraları da hayalleri de olamazdı. Kökü toprağın derinliklerine uzanmayan ağaç; yeryüzünün yağmurları ve selleri, rüzgârları ve fırtınaları karşısında tutunamaz, direnemez, dal budak salamaz ve dimdik ayakta duramazdı.

Alfabemizi değiştirdiler; kendi tarihimizin, kültürümüzün, medeniyetimizin, mensubiyetimizin cahili olduk. Dilimizi istilâ ettiler; bir varlık-yokluk mücadelesini zaferle bitirdikten sonra yazdığımız İstiklâl Marşımızı bile, hakkıyla okuyup anlayamaz hale geldik.

Kelimelerimizin, kavramlarımızın kimileri atıldı; kimilerinin içleri boşaltılıp, anlamları ve açılımları daraltıldı. Duygu ve düşünce dünyamızın anahtarlarını kaybettik; ilim ve hikmet hazinemiz, derin dehlizlerde kilitli kaldı.

Giyimimize, kuşamımıza, örfümüze, âdetimize müdahale ettiler. Batılı olma, modern dünyanın mensubu haline gelme istek ve icbarı ile baskı altına alarak; bizi, canımıza kasteden canavarların kucağına attılar.

Dinimizi, dünya görüşümüzü öğrenmemizi ve yaşamamızı engellediler. Asil ve azametli bir milleti; öz yurdunda parya haline getirdiler.

Hafızamızla birlikte, özgüvenimiz de çalındı; Avrupalıya, Amerikalıya benzeme özentisi içine girdik. Zihinlerimiz, gönüllerimiz işgal edildi; topluca beyin yıkama süreçlerinden geçirilerek, katiline âşık olan maktuller haline getirildik.

Bu gidişe dur deme niyeti ve gayreti içine girenler; darbelerle, krizlerle, anarşilerle muhatap oldular. Kimileri, devrilip devre dışı bırakıldı; kimileri, kendilerini zindanlarda yahut darağaçlarında buldular.

Anadolu Yarımadası'na hapsedilen hayallerimiz ve hâtıralarımız, ölmeyecek ve onmayacak sınırlar içinde sus pus edilirken; gönül coğrafyamızın tamamı, yangın yerine dönüştürüldü. Âleme nizam veren bir millet; yenidünya düzeninin sömürgenleri tarafından, "kendisi himmete muhtaç bir dede, nerde kaldı gayriye himmet ede" durumuna düşürüldü.

Son yıllarda; kaybettiğimiz kimliğimizi bulmaya, almaya yönelik gelişmeler oldu. Devlet ile millet arasındaki mesafe kapanıp, çatışma kaynaşmaya dönüşünce; eğile eğile kamburlaşan belimiz, yeniden doğruldu.

Adet olduğu üzere; çelme takıp düşürmeye çalıştılar. Küçük müdahalelerle maksat hâsıl olmayınca; 15 Temmuz 2016'da, daha büyük bir darbe ile iç savaş çıkarıp, son sığınağımızı da işgal etmeye kalkıştılar.

Bu hain girişim karşısında; toplumsal geleneğimizin ve genetiğimizin özünde mevcut olan "asil ruh" ortaya çıktı. Suyun önündeki engel yıkıldı; milyonlarca insan, sahaya inip meydanlara aktı.

Gözümüze çekilen perdeleri yırttık; gönlümüze atılan kör düğümleri çözdük. Tarihin akışını değiştirecek, rol model olup toplumları dönüştürecek şekilde; büyük bir "sivil diriliş ve direniş destanı" yazdık.

Bu hatırayı yaşatmak ve toplumsal hafızayı canlı tutmak için Şehitler Köprüsü'nün girişine yakın yerde yapılan, direnişin üçüncü yıldönümünde hizmete açılan "Hafıza 15 Temmuz" müzesinin yahut merkezinin girişinde; Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak yazılmış bir levha var. Oraya gelen, içeri giren ziyaretçiler; "Göreceklerin senin hikâyen" sözünü okuyorlar.

Şimdilerde, beşinci yıldönümünü idrak ettiğimiz direniş destanı; aslında, bizim hikâyemizin son bölümlerinden biridir. Tamamını içine alan külliyatımızın kilitleri açılmalı, bağları çözülmeli; yeni nesillerin okuyup anlamaları temin edilmelidir.

Böylece; çalınan hafızamızı geri almış oluruz. Geçmişin özgüveni ile geleceğe yönelip; kendi hikâyemizi yazma cesaretini ve dirayetini buluruz.

Başkalarının kurdukları sahnelerde, yazdıkları senaryolarda "figüran" olma devri sona ermeli. Artık bu millet, tarih sahnesinde yeniden aktif görev üstlenip; kendi hikâyesinin kahramanı haline gelmeli.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN