Arama

Veysel Kurt
Şubat 21, 2019
Çekilme senaryoları

Çekilme kararının üzerinden yaklaşık üç ay geçmesine rağmen sahadaki faaliyetler yavaş yürüyor.

Çekilmeyi koordine etmesi için altı yüz elli askerin daha Suriye'ye gelmiş olması en somut adım olarak duruyor. Bundan dolayıdır ki Türkiye kamuoyunda ABD'nin çekilme niyeti olmadığına dair görüş yüksek sesle dile getirilmeye devam ediliyor.

ABD güvenlik bürokrasisinden çekilme sonrasına dair farklı planların dile getirilmesi hem bir kafa karışıklığı yaratmakta hem de farklı senaryoların tartışılmasına zemin hazırlamaktadır.

Bu açıdan bakıldığında ABD'nin çekilmesine ilişkin şu iki senaryo ön plana çıkıyor. Birincisi ABD'nin 'arkasına bakmadan' çekilmesi, ikincisi ise yerine bir başka gücü (Türkiye, Avrupa ağırlıklı bir güç ya da Arap gücü) ikame etmesi.

ABD'nin 'arkasına bakmadan' çekilmesi, Suriye'de ne olup bittiğine bakmaması krizin nereye evrileceği ile ilgilenmemesi anlamına gelir.

Trump'ın sosyal medya hesabından çekilme kararını açıklarken kullandığı ifadeler bu senaryoyu destekler nitelikteydi. Ancak ABD içinden karşılaştığı tepkiler ve Trump'ın geri adım atması yeni formülasyonları devreye soktu.

Bu noktada ortaya çıkan soru ABD'nin çekilirken ortaya çıkacak boşluk alanlarının nasıl doldurulacağı meselesidir.

Hem ABD siyasetinde hem de kamuoyunda cevabı aranan soru "ABD'nin boşluğunu kim dolduracak" sorusudur. Bu soru aynı zamanda mevcut statükonun nasıl devam ettirileceğine dair bir arayışı da içeriyor.

ABD'nin bu arayışı oldukça zor kombinasyonları gerektirmekte. ABD cenahından gelen açıklamalar üç alternatifi ön plana çıkarıyor.

Birinci alternatif ABD'nin yerine çok uluslu bir gücü Fırat'ın Doğusuna yerleşmesi. Bu güç Avrupa ve Arap ülkelerinden oluşturulabilir. Bu gücün PYD ile işbirliği yapmaya devam etmesi de olası gözükmektedir. Bu formülasyon bir süre dillendirildi. Ancak kurumsal bir altyapısı olmayan böylesi bir gücün sahada koordine olması oldukça zor görünüyor. PYD ve diğer Arap güçleri ile ne şekilde koordinasyon kurulacağı da ayrı bir handikap. Bir diğer handikap ise Avrupalı güçlerin böylesi bir sorumluluğu üstlenmek noktasındaki isteksizlikleri. Trump'ın Suriye'den çekilme kararına en yüksek itirazın Avrupa'dan çıkmasının arkasında bu motivasyon var. ABD'nin varlığı İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkeler için daha az riskle Suriye krizinde varlık gösterme anlamına gelmektedir. Oysa ABD'nin çekilmesi, bu güçleri ya daha fazla insiyatif almaya ya da kendilerinin de çekilmesine zorlayacaktır. Halbuki Avrupalı güçler bu iki senaryoyu da kendileri açısından anlamsız görmektedirler.

NATO zirvesine giderken ABD Savunma Bakan yardımcısı Shanahan'ın "DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyona daha fazla sorumluluk yükleme" planı da benzer kaygılarla dile getirilmiştir. Bu plana göre Uluslararası Koalisyonda yer alan ülkelerden belirli düzeyde askeri gücün katılımıyla Suriye'nin kuzeyinde güvenliğin sağlanması öngörülüyor. Ancak aktörlerin çok fazla olması, koordinasyon ve insiyatifin kimde kalacağına dair belirsizlikler bu planın açmazları olarak duruyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise bu planların mevcut statükoyu ve güç dağılımını korumaya dönük olması önem arz etmektedir. Daha açık bir ifadeyle Suriye krizinin çözümüne katkıda bulunmaması ve daha önemlisi PYD'nin Suriye'de fiili kontrol alanları kurmuş bir terör örgütü olarak koruma altına alınması kabul edilemez.

Bunun hangi güç tarafından nasıl sağlandığı Türkiye açısından ikincil öneme sahiptir. Türkiye'nin bu bölgelere yönelik askeri operasyon seçeneğini sürekli gündemde tutması bir ulusal güvenlik riskini bertaraf etmeye dönüktür.

Dolayısıyla ABD'nin Suriye krizi ve özelde Suriye'nin kuzeyi için tehdit ve çıkar tanımlamalarını gözden geçirmesi gerekmektedir.

Veysel Kurt

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN