Arama

Prof. Uğur Derman
Mayıs 27, 2022
Sultan II. Abdülhamîd devrinde hat ve tezyînî san’atlarımız - I
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Osmanlı pâdişahları içinde güzel san'atlara kābiliyet ve merakı bulunanların bir haylı olduğu mâlumdur. Dîvan sahibi şâirler ve bestekârlardan sonra hattat pâdişahlar da sıralamada üçüncülüğü alır. Sultan II. Abdülhamîd'inse, revaçta olan bu üç meslekle ciddî bir alâkası tesbit edilememiştir; el (rık'a) yazısının da vasat seviyede kaldığı görülüyor (Resim 1). Kendileri, en ziyade ince marangozluğa karşı ilgi duymuş ve bu yolda çalışmalar yaparak muhtelif eserler bırakmıştır.

Sultan Abdülmecid (saltanatı:1839-1861) fiilen hattatlıkla uğraştığı cihetle, şehzâdelerinin de bu san'atla ilgileneceğini düşünmüş bulunmalıdır ki, onlara 1850 yılından itibaren, maruf hat üstadı Kādıasker Mustafa İzzet Efendi'yi (1801-1876) muallim olarak tâyin etmiştir. Şehzâde Abdülhamîd Efendi de bu tarihde sekiz yaşını tamamladığına göre kardeşleriyle birlikte yazı öğrenmeğe başlamış olsa gerektir. Bu derslerin hangi yıla kadar sürdürüldüğü belli değildir. Ancak, Abdülhamîd Efendi'nin şehzâdelik yıllarından kalma, celî sülüsle zer-endûd (sürme altın) bir levhası, hâlen Topkapı Sarayı Müzesi Kütübhânesi'nde mahfuzdur (GY 325/ 70); altında istifli olarak "Ketebehû Hamîd bin Abdülmecîd Hân" imzasının yer aldığı "Ah Yâ Vedûd" yazılı bu tarihsiz levhada (Resim 2) amatör seviyesine erişebilen şehzâdenin zaten başka bir hat eseri görülmemiştir. Fakat bu tarzda imzalanmış bulunan bir esere sahip oluşu, onun hocasından hat icâzetnâmesi aldığını teyid eder mâhiyettedir.

Sultan II. Abdülhamîd'in, birçok Osmanlı pâdişahı gibi zamanının hattatlarına -başta mushaf olmak üzere- kıymetli eserler yazdırdığına dair bir tesbîtimiz olamamıştır. Lâkin Kādıasker Mustafa İzzet Efendi'nin yazılarından hoşlandığı şuradan anlaşılıyor ki, onun hicrî 1288 (1871)'de yazdığı bir mushafı 1886 yılında Müşfika (Kayı, 1867-1961) Kadınefendi'yi nikâhına alırken ona hediye ettiği biliniyor. Ancak, bunun vaktiyle kendisi tarafından mı yazdırıldığı, yoksa izdivac dolayısıyla bir sahafdan mı iştira olunduğu belli değildir.

1960 yılının bahar aylarında Ayşe Sultan (Osmanoğlu, 1887-1960) ve validesi Müşfika Kadınefendi ile Beşiktaş-Serencebey yokuşundaki 53 numaralı hanelerinde iki defa görüşmek bahtiyarlığına erişmiştim (Üçüncü ve son gidişim ise kızının vefatı dolayısiyle Kadınefendi'ye taziyet beyanı için Dr. Süheyl Ünver hocamla beraber Ağustos 1960'da vâkî oldu). Birinci ziyareti, 9 Mart günü Üstad Necmeddin Okyay'a (1883-1976) refakat ederek gerçekleştirdiğim cihetle (Resim 3), musahabemizde hat san'atına dair bahisler de açıldı. Bu münasebetle Kadınefendi, asıl ismi Ayşe Destizer olduğu halde, izdivacı münasebetiyle Sultan'ın kıymetli bir yazma mushafı (Resim 4) kendisine hediye ederken: "Sana Kur'ân'dan bir isim bulayım" diyerek sayfa açtığını, sağdaki ilk satırda "müşfikûn" kelimesiyle biten bir âyet (Kur'ân-ı Kerîm, XXIII "Mü'minûn", 57) görünce (Resim 5):"Senin adın Müşfika..." buyurduğunu nakletti. Sonra da: "Efendimizin vefatını müteakıp, tilâvet olunmak üzere bu mushafı türbesine vakfetmiştim" sözleriyle, âkıbetini bilmediğini belirtti. Necmeddin Okyay Hoca ise, o mushafı hemen hatırlayıp Kādıasker Efendi hattıyla olduğunu, hâlen Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde mahfuz bulunduğunu anlatınca, bahis tamamlandı. Daha sonra müzede ziyaret ettiğim bu mushafın (nu.406) sonunda, Kadınefendi'nin vakfiyesini de Reîsü'l-hattâtîn Hacı Kâmil (Akdik, 1861-1941) Efendi'nin sülüs hattı ile gördüm (Resim 6). Anılan mushaf, Ajans-Türk Matbaacılık Sanayii tarafından aslına uygun olarak (Ankara 1986) bastırılmıştır.

Yeri gelmişken, o günkü konuşmalardan aldığım bazı notları sıralamayı da gerekli buluyorum: Yahyaefendi Dergâhı'nın -keşfi açık- şeyhi Abdullah Efendi -henüz pâdişah ve velîahd olmadan- Şehzâde Hamid Efendi'ye: "Sen pâdişah olacaksın. Lâkin bir felâket var; eğer bunu atlatırsan sonun çok iyi... Fakat atlatamazsan resimlerin ayak altında sürünecek (bu sebeple Sultan Hamid resim çektirmekten ve yaptırmaktan kaçınırmış, Resim 7). Sizi bu memleketden mavi gözlü biri çıkartacak (bu hususta ise biraderi Mehmed Reşad Efendi'den şüphelenir ve onu dâimî tâkîb altında tutarmış)".

Sultan Hamid, Yıldız Sarayı'ndaki ikāmeti esnasında daima porselen tabakta yemeyi tercih edermiş. Selânik'e gittikleri vakit yemeklerin bakır kapta verilmesine başlanınca, tepsiyi kendilerine -teessüründen ağlayarak- götüren Müşfika Kadınefendi'ye sâbık Hâkan: "Yok, niye ağlıyorsun? O verdi, O aldı" demiş. "el-Hükmü Lillah" (Hüküm Allah'ındır) sözünü saltanatı esnasında sıkça kullandığı gibi, hal'i tebliğ edildikten sonra da ilk sözü bu olmuş.

Gittiğimiz gün, Şehzâde Hamid Efendi'nin kemankeşlik (okçuluk) ile uğraştığını, Üstad Necmeddin Okyay, kendisinin bu konudaki hocası -Sultan Abdülaziz'in de okçubaşısı- Seyfeddin Bey'den işittiğini söyledi. Osmanlılar'da "hedef" değil de, "mesâfe" okçuluğu geçerli olduğundan -kimin daha uzağa düşürdüğünü tefrik için- okların üzerine, atanların isminin yazılması âdetdenmiş. Hamid Efendi'nin adı "esmâ-i hüsnâ"dan olduğu cihetle, bunun harfleri bitiştirmeden ha/mim/ yâ/dal imlasıyla yazılmış olduğunu; okların kısa boyundan da şehzâdenin henüz küçükken ok atışlarıyla uğraştığının anlaşıldığını da Okyay Hoca o gün anlatmışlardı.

* * *

Pâdişah'ın -bizzat meşgul olmasa da- hat ve sair kitab san'atlarından zevk aldığı, pek çoğu Topkapı Sarayı'ndan getirtilmiş mushaf, kıt'a, murakkaa ve levha şeklindeki hüsn-i hat eserlerinden oluşan 1300'den fazla âsâr-ı nefîseyi, şahsen kurdurduğu Yıldız Kütüphanesi'nde baş tâcı etmesinden anlaşılmaktadır.

Mustafa İzzet Efendi 15 Kasım 1876'da vefat ettiği cihetle, onu Sultan Abdülhamîd devri hattatları arasında sayamıyoruz. Fakat, yetiştirdiklerinden şu parlak isimler eserleriyle bu devrin yüz akı olmuşlardır: Şefik Bey (1815-1880, Resim 8), Muhsinzade Abdullah Bey (1832-1899, Resim 9), Hasan Rıza Efendi (1849-1920, Resim 10), Kayışzade Hafız Osman Efendi (ö.1894, Resim 11), Mehmed İlmî Efendi (1839-1924, Resim 12). Bunlar arasında Mûsika-i Hümâyûn imamı ve hat muallimi Hasan Rıza ile Kayışzade Osman efendiler, daha ziyade yazdıkları mushaflarla tanınmışlardır. Sultan V. Murad'a yakınlığı sebebiyle Mûsika-i Hümâyûn hat muallimliğinden 1879'da emekliye sevkedilen Şefik Bey'in Sultan II. Abdülhamîd devrinde verdiği eserler sınırlıdır, ayrıca araştırılmak gerekir. Osmanlı Devleti'ne vaktiyle iki sadrâzam veren Muhsinzade âilesine mensub olan Abdullah Hamdi Bey ise, Sultan II. Abdülhamîd'in ilgisine mazhar olan üstadlardandır. Kendisine 1302/1885'de resmen reisü'l-hattâtîn unvanı verilmiş, biraz sonra bahsedeceğim büyük hattat Mehmed Şevkı Efendi'nin (1829-1887, Resim 13) vefatı üzerine Bayezid'deki Menşe-i Küttâb-ı Askerî'ye (Askerî kâtipler mektebi) hüsn-i hat muallimi olarak irâde-i seniye ile tâyin olunmuştur. Muhsinzade, o sırada Şifâ-yı Şerif isimli hadis kitabını yazmakla da vazîfelendirilmiştir.

Sülüs-nesih ve rıkā' (icâzet) yazılarında üslûp sahibi olan ve tavrı zamanımızda da değerini koruyan Mehmed Şevkı Efendi 1290/1873'de Menşe-i Küttâb-ı Askerî ve 1876'da umum mekâtib-i askeriye hüsn-i hat muallimliğine tâyin olunarak 1887 yılındaki vefatına kadar bu vazîfesinde kaldı; o arada Sultan II. Abdülhamîd'in şehzâdelerine de Yıldız Sarayı'ndaki Şehzâdegân Mektebi'nde iki buçuk yıl yazı hocalığında bulundu. Şevkı Efendi'nin Filibeli (Bakkal) Hacı Arif Efendi (1836-1909, Resim 14) ve Mehmed Fehmi Efendi (1860-1915) isimli önde gelen iki talebesi, onun emsâlsiz üslûbunu Sultan Hamid devri boyunca sürdüren üstadlardandır.

(Devâmı önümüzdeki haftaya…)

Prof. Uğur Derman


Resim 1: Temmuz 1908 tarihlerinde hem pâdişahın, hem meşrutiyetin yaşamasını dileyen Fransızca ifâdelerle bastırılmış posta kartındaki Sultan Hamid resmi. Ancak, daha sene dolmadan tahttan indirildikten sonra, Pâdişah'ın korktuğu olacak ve bu resimler hayfâ ki ayaklar altında çiğnenecektir.


Resim 2: Sultan II.Abdülhamîd'in rık'a hattıyla Sadrâzam İbrahim Edhem Paşa'ya yazdığı 12 Haziran 1294 tarihli mektubu.

Resim 3: Sultan Abdülhamîd'in bilinen tek celî sülüs levhası: "Ah Yâ Vedûd" (TSMK.-GY 325/70)


Resim 4: 9 Mart 1960 günü ziyâretimizde, defterimdeki imzalarıyla: Ayşe binti Abdülhamîd Hân; Müşfika, yâdigârım; Necmeddin (Okyay).


Resim 5: Sultan Hamid'in Müşfika Kadınefendi'ye armağanı olan mushafın serlevhası (TİEM.-406).


Resim 6: Mushafta "müşfikûn"la biten âyetin ilk satırda görüldüğü sahîfe (Mü'minûn, 23, âyet 57).


Resim 7: Pâdişahın vefatından sonra, türbesine Kadınefendi tarafından bu mushafın vakfedildiğini gösteren -Kâmil Efendi'nin sülüs hattıyla- ilave sayfa.

Resim 8: Şefik Bey'in enfes bir sülüs levhası (1294/1877).

Resim 9: Muhsinzade Abdullah Bey'in celî sülüs zer-endûd levhası (1302/1885).

Resim 10: Hasan Rıza Efendi'den sülüs-nesih hattıyla bir kıt'a (1303/1886).


Resim 11: Ömrü boyunca 106 mushaf yazan Kayışzade Hafız Osman Efendi'nin 1306/ 1889'da tamamladığı 98. mushafının son iki sahîfesi (İÜNEK / A6656).


Resim 12: Mehmed İlmi Efendi'nin sülüs-nesih hilyesi (1319-1901).


Resim 13: Mehmed Şevkı Efendi'nin sülüs-nesih kıt'ası (TSMK).


Resim 14: Filibeli (Bakkal) Hacı Arif Efendi'nin sülüs-nesih levhası (1309/1892).

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN