Arama

Varolmak için mücâdele veren her canlı, bireydir

Varolmak için mücâdele veren her canlı, bireydir

Irkların her birinin kendine mahsûs özellikleri bulunur. Bahsi geçen taksim, canlılar biliminde türler ile alt türleri yahut ırkları sınıflama yöntemi doğrultusunda yapılır ki, mezkûr bilim koluna da 'sistematik' denir. Bahsolunan ırk tarifi ile sınıflaması çerçevesinde insan topluluklarının belirlenmesi sonucunda ortaya çıkan, zayıf ihtimâlle, evrimsel-kalıtsal temelli 'kavim'dir. Kavim-kültür karışımı özellikler gerek tarifte gerekse sınıflamada ağırlık kazandığı ölçüde 'ulus'tan bahsolunur.[i] Buna karşılık dirimsel -demek ki evrimsel- kalıtsal, yapısal-biçimsel- etkenler dikkate alınmamış, sırf kültür -yânî dil, din, tarih, sanat, edebiyat, siyâset, iktisat, hukuk- değerlerine odaklanıp devlet şeklinde örgütlenmiş topluma 'millet' diyoruz. Filvâkî Alman millî toplumcu ideolojisinin ülküsü 'ulus devleti'nin inşâsıdır. Zengin geçmiş birikiminin çerçevesinde Türk'ün güttüğü gâyeyse, 'millet devleti'dir. Şu hâlde Türk ulusundan değil, milletinden söz etmek câizdir. Ulus devlet hususunda millî toplumcu Almanya tek değildir. Bunun ilk başat örneğini sunan, sermâyeciliğin kurucu atası İngilizdir. Ne var ki, başka birçok konuda olduğu üzre, bunu da hiçbir vakit açıkça bildirmemiş, itirâf etmemiştir. İmparatorluk kisvesi altında -Büyük Britanya- ulus devlet -İngiltere- gerçekliğini örtbas eder. İngiltere'yi örnek alan Rusya da ulus devlet olma vasfını imparatorluk -Sovyetler Birliği- kılığına bürünerek saklamıştır. Avrupa'da millet devletinin en belirgin timsâli, baş örnek de diyebiliriz, Fransızdır.

  1. Evrim, gerek bireyler gerekse toplumlar arasında görülen kalıtım farklılıklarının genetik nedenselliğini çözümleyip açıklamağa çalıştığı kadar, önemli başka bir işi daha görmektedir. O da canlının yaşamak için gösterdiği çabanın izâhı. Buna Charles Darwin'in varolma mücâdelesi dediğini ve bir düstûr olarak kabul ettiğini zikretmiştik. Varolmak için mücâdele veren her canlı, birey konumunda telâkkî olunur.

(ı) Bireylilik kabaca ikiye ayrılır; cüzî ile maşerî bireyler (Fr individu particulier; individu collectif) Derinlemesine çözümlendiğinde elde edilen yüzde yüz saf birey yoktur. Hücreden başlandığında bunun organcıkları (Fr organelle) kapsadığı görülür.

Merdivenin üst basamaklarına çıkıldıkca canlının kapsamı genişler. En kapsayıcı, dolayısıyla da çetrefil, karmaşık ve belirgin işleyişli ve yapılı birey, türdür.[ii]

  1. Beşer basamağından tarassut ettiğimizde mezkûr ifrat —hücre— ile tefrit —tür— arasında doku, organ, organizma —beşer bireyi—, toplum —yahut millet— ile ırk yer alır. Son durak beşerinsan —türdür.

Hangi karmaşıklık seviyesinde bulunursa bulunsun, her canlı bireyin en önde gelen canlılık belirtisi savunma işleyişidir (Fr mechanisme de defence). Savunmanın iki ayağı var; bunlardan biri ortama uyarlanmayken, öbürü etkiye tepkidir. Salt savunma, ortama uyarlanmadır. Etkiye tepkideyse, savunmadan saldırıya geçildiğini görüyoruz. Savunma işleyişi —biçim değiştirme, beslenme gibi— canlının öteki ana özelliklerini kapsıyor olması bakımından ziyadesiyle önemli ve ilginçtir. Ama daha önemlisi savunmayla canlının kendini kendi-olmayandan ayırt etmesidir. Canlının 'kendi'nin 'fark'ına vararak 'kendi-olmayan' —mesela hastalandıran— dış etkenlere karşı koyuşunu, mücadele edişini irdeleyip araştıran 'bağışıklık bilimi'dir (Fr immunologie). Bağışıklık işleyişi bozulduğu yahut aksadığında yabancı etkenlere karşı mücadele dumûra uğrar, sonuçta canlının bünyesi zarar görür. Evrim basamaklamasında öncelikle çeneli omurgalılardan itibaren bağışıklık sistemi, kendi ile kendi-olmayan ayırımını ince bir ayarla ortam şartları çerçevesinde uygulamaya koyar. Çenesiz omurgalılar ile bunların altındakilerde kendi ile kendi-olmayan ayırımı, tefrîki fıtrî ve sabit olup ortam şartlarına kapalıdır.[iii]

Şu durumda, çeneli omurgalıyla başgösteren kendi ile kendi-olmayan ayırımını fark etme safhasından insanın, maneviyatını keşif aşamasına değin[iv] süregelmiş süreçten söz ediyoruz. Sürecin ilk bölümleri madde tabanlı fizik—biyotik işleyiş özelliğini göstermesi nedeniyle, daha önce defalarca belirtilmiş gerekcelerin ışığında, kısmen de olsa, bilimsel açıklamaya elverişlidir. Bundan dolayı bahse konu sürecin önemli kesimi evrime tabîdir. Evrimde değerlendirme aşamaları babından aşağıdan yukarı bir çıkış, yükselişten söz edilemez. Olsa olsa yapıca basamaklaşmadan, demek ki basitten karmaşıklığa geçiş bahis konusu olabilir. Ne var ki bu da haylı göreli/izafîdir. Olaya göz attığımızda, bakış açımıza göre, durum yahut süreç değişik bir görünüm sunar. İlk bakışta hücre, yapıca dokuya oranla yalın gözükebilir. Yine de bağımsız, demek ki belli bir organizmada yer almayan bir hücre kendini yaşatacak bütün görevleri (Fr fonctions) tek başına görebilmektedir. Buna karşılık özge hücrelerle işbirliği hâlinde artık bağımsız olmayansa, gördüğü görevler cihetinden özelleşmiş, öyle ki uzmanlaşma yolunda bulunabilir. Yürütmediği faaliyetler bakımındansa bağlı bulunduğu dokuyu oluşturan öteki hücrelere bağımlı ve muhtaçtır. İmdi son belirttiğimiz anlamda bağımsız/müstakil bir hücre, bağımlı olandan, öyle ki dokudan dahî daha karmaşık görülebilir. Şu durumda evrim sürecinde yapıca değil de, yalnızca bireylilik açısından kapsayıcılık anlamında basit ile karmaşıklıktan bahsolunabilir. Birçok hücreyi barındıran doku, tek başına varolan bir hücreden daha kapsamlı olduğu ortadadır. Fakat bu durum, dokuyu, tek başına kalakalmış hücreden daha değerli kılmaz. Zâten bilimin nezdinde değerden masûn olan doğa olaylarını, evrim, nesne olarak görüp ele alır. Buna karşılık manevî varlık olarak insan, evrimin nesnesi olmayıp tekâmülün konusudur. Tekâmül, manevî varlığın gelişme sürecidir. Bu, ne demek? Azdan çok değerliye inkişâf etmek, kemâle ermektir.

(j) Salt beşer olarak dünyaya gelen insanın değeri bilkuvvedir. Eğitilerek yetiş/tiril/en insan evlâdında değer kuvveden peyderpey fiile dönüşür. Değerin bilkuvveden bilfiile dönüşmesinin kıstası üretkenliktir. Bu da ancak eğitim ile daha sonraki öğrenim boyunca edinilen bilginin boşandırdığı yaratıcı kudrette kendini gösterir. İnsan bireyinin olduğu kadar, toplumların, milletlerin ve nıhâyet insanlığın topyekûn üretkenliğinden, demek ki değer yaratma kudretinden söz edebiliriz. İnsanın değer yaratma kudretinin devindiricisiyse, maneviyâtında gömülüduran aklıdır.

Ne var ki insan, sırf akıl varlığı değil. Onu böylesi zengin kılan aklı kadar, yine maneviyât hazinesinden sayılan, duygularıdır da. Burası nihâyet, Darwin tarzı evrim anlayışından saptığımız yol ayırımıdır. Filhakıka tekâmüldeki kadar olmasa dahî, evrimde bile, bir ölçüde inkişâftan bahsedebiliyoruz. Tekâmülün nasıl, son aşaması, kemâlımaneviyâtını keşfeden insansa, evrimin de nıhâî safhası odur. Peki, maneviyâtın, evrimde payı olabilir mi? Olabilmeli ki, çenesiz hayvandan kendi ile kendi-olmayanı ayırtedebilen, dolayısıyla da özerk bağışıklık düzeni geliştirebilmiş çeneli omurgalıya geçiş olsun. O hâlde maneviyât ve onun süreçliliğini temsil eden tekâmül, çok düşük derecede dahî olsa, evrimi çekim alanına alıyor olmalı.

Hele şu dehâya bi'bakınız; gelin de hayran olmayınız... Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin dehâsına!.. Nice dönemeçten döne döne, dolana dolana binbir fuzulî sıkıntıyla ıkına sıkına ulaştığımız menzile o, sekiz yüz yıl önce bir çırpıda erişivermiş.

(k) Tekâmülü kabul etsek de etmesek de evrim, Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibâren canlılar biliminde olduğu kadar, bütün insan-tarih- toplum araştırmaları ile ideolojilerde merkezî konuma yerleşmiştir. Onu kaale almadan girişilen çözümlemeler ve sonuçta çözüm denemeleri yüzeyel ve kısır kalmışlardır.

Darwin telâkkîli evrime uğranılmadıkça, ele alınan canlı sorunu eksik kalmağa hükümlüdür. Dahası; hata kapısı baştan aralanmış demektir. Öncelik ve özellikle buraya dek açıklayageldiğimiz üzre, Darvinci evrim telâkkisinin ziyâdesiyle etkileyip belirlediği millî toplumcu ideoloji çağımızın en can alıcı sorunlarıyla hesaplaşmış, bunlara çâre üretmiş, ulaştığı sonuçları, önermemiş, buyurmuştur. Buyurduklarını benimsetmek, ister taraflılarını, ister hasımlarını olsun, kabule zorlamak maksadıyla savaşı bile göze almıştır.

  • Yaşamanın bütün köşe bucağını derinden ilgilendiren evrimden bahsaçılırken Herbert Spencer misâli baş oyuncular, öyle ki Alfred Russel Wallace gibi buluşa ortak olan biri bile, Charles Darwin'in gölgesinde solup yitmektedir. Neden? O, Wallace gibi, yalnızca evrimi bir olay olarak tespit etmekle yetinmeyerek, bunu boşandırıp yürürlüğe sokan belli başlı etkenleri ilkeleştirmiş, süreci izâha girişip açıklamalarının ışığında gerçekleştirdiği birleştirimlerle (Fr syntheses) teori kurma teşebbüsünde bulunmuş bir filozof-bilimadamıdır da ondan. Belirlediği en önemli ilkelerden biri, her yanı ve yönüyle İngiliz-Yahudi medeniyetine, giderek çağımıza damgasını basmış değişmedir.

(m) Charles Darwin'in, teorisinin merkezine oturttuğu değişme ilkesinin açısından bakıldığında, Benjamin Kidd'e göre, tarih ile siyâset, canlılar biliminin son bölümünden başka bir şey değildirler. Önceki bölümlerin konuları emin adımlarla, hep, bu anılan sonuncular doğrultusunda yol almaktalarmış.[v] Peki, Charles Darwin, değişmeği niye bunca önemsemiştir. Ona göre, nüfus baskısı, evrimsel değişmenin başta gelen etkenlerindendir. Bu, ayıklanma sürecinin sırf nedeni olmayıp aynı zamanda sonucudur da. Thomas Robert Malthus'un tersine, nüfus artışı Charles Darwin'e kalırsa, evrimsel değişmeyi dizginlemek şöyle dursun, tersine, mahmuzlar. Malthus, nüfus artışını toplumu hâlihazır durumuna kilitleyen muhâfazakâr kuvvet olarak telâkkî etmiştir. Darwin, buna karşılık onu değişmeğe sevk eden bir kuvvet olarak görüp benimsemiştir.[vi] "Türlerin Kökeni"nin yayımlanmasından on yıl sonra hâlâ doğal ayıklanma yasasının sağın açıklayıcı gücünü vurgulayan Manchester'lı iktisatcı William Rathbone Greg, "ırkın en mükemmel örneklerini türde buluyoruz; bunlar insanlığın inkişâfı ile mükemmelleşmesinde başı çekerler" diyor.[vii]

(Ş. Teoman Duralı'nın, Dergah Yayınları'nca yayınlanan 'Hayatın Anatomisi – Canlılar Bilimi Felsefesi – Evrim ve Ötesi' isimli kitabından alıntılanmıştır.)

Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı


[i] Bkz: Jose Maria Del Olmo Gutierrez: "Las Caras del Racismo", 9. s.

[ii] Bkz: William MacKenzie: "Significato Bio-Filosofico della Guerra", 38. — 39. syflr.

[iii] Bkz: Moira Howes: "Self andNonself" 15. Bölüm, 271. s.

[iv] Keşfeden 'fevkalbeşer'/'üstüninsan'dır (Alm Übermensch).

[v] Bkz: GretaJones: "Social Darwinism and English Thought", 1. s.

[vi] Bkz: GretaJones: a.g.e., Bölüm: "Moral Economy of Nature", 7. s.

[vii] William Rathbone Greg: "On the Failure of Natural Selection in the Case of Man"; 356. s.;

"Frasers Magazine"de.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN