Arama

Selahaddin E. Çakırgil
Haziran 27, 2022
Enver Paşa’nın Türkistan hedefi…

Paşalar arasındaki tuhaf ve bitmeyen gizli-açık mücadelelerle ilgili olarak Karabekir Paşa'nın Enver Paşa hakkında ve bu arada M. Kemal Paşa hakkında yazdıklarını aktardıktan sonra Enver Paşa'nın Türkistan'da vefatına kadar geçen kısa döneme de, Zeki Velidî Togan'ın hâtırâtından nakillerle kısaca değinelim.

Prof. Ahmed Zeki Velidî Togan'ın hâtıratında, Enver Paşa'ya ilk, 'Laqay'larda kendi parasının çalınması meselesini anlatırken rastlıyoruz.. Laqay'lar, Özbeklerle Kırgızlar ve Karluklar arasında, daha bir heybetli, dağlı ve biraz sert yaratılışlı bir kabile olarak biliniyor.

💠

Zekî Velidî, Şarqî Buhara'daki seyahati esnasında bu kabileye rastlar ve bilgi toplamak ister.. Kendisi 'Rus tahsili görmüşse de Müslüman kalmış birisi' diye itibar görür ve hazırlanan bir çadırda, bu kabilenin özelliklerine dair, yetkili idarî kişilerden bilgi alırken duvara astığı ceketinin cebinden bütün o bölgenin 1 yıllık vergisi kadar olan büyük bir meblağ olan parasının çalındığını görünce, Valiyy-i Umûmî Evliyakul Quşbegi, bütün bölgeyi kuşatma altına aldırır. Uzun tutuklamalar ve sorgulamalar sırasında, bir yere varılamayınca, Vali, bu paranın-o bölgenin vergilerine ekleneceğini söyleyince, 'Laqay'lar, 'Bu kişi, belki de bizden para koparmak için param çalındı diyordur..' diye bir ihtimali söz konusu ederler. Ama, sonra, oradaki bir kişiden bulunur o para ve kendisi de itiraf eder.

💠

Zeki Velidî, işte bu meseleyi anlatırken, Laqay'lar tarafından, 'Enver Paşa'nın da 'gerçek Enver Paşa olamıyacağı' iddiasıyla nezarette tutulduğunu, (Guzer- Şehr-i Sebz ve Qarşi şehirleri arasında fiilen hükümranlık eden) Cebbar Qorbaşı adlı ve bir Özbek çete reisi yanında bulunduğu sırada, kendisinin Enver Paşa'yı tanıdığını, 'Mevkûfunuz (tutuklunuz) bulunan paşanın, Türkiyeli meşhur Enver Paşa olduğunu tasdik ederim. Gidin, ona itimad ve hizmet edin.. Onlar da gittiler. Birkaç gün sonra Paşa'nın maiyetinde bulunan Halil Bey isminde bir subay geldi. Paşanın nezaretten kurtulduğunu bildirdi. Elbette Paşanın kurtuluşu, yalnız Cebbar Bek'e gelen Laqay'ların sözü ile olmamıştır. (…) Laqayların hakkımda söyledikleri sözler sâyesinde benim, Cebbar Bek nazarında da itibarım arttı.' dediğini anlatıyor. (Hâtıralar, Sh.110)

💠

Zeki Velidî hâtırâtının daha sonraki bölümlerinde, özetle şöyle diyor:

(…)Birgün Enver Paşa'nın bazı arkadaşlarıyla geldiği haberini aldım ve ikinci gün, Enver Paşa'dan, 'Ben Buhara'dayım. Hemen buraya gelmenizi rica ediyorum.' notu geldi. Hemen atıma atlayıp, 20 Aralık 1921 günü tek başıma Buhara'ya gittim. Afganistan Sefarethanesi'ne gittim. Sefir, dostum, Abdurresul Han'dı.

Biraz sonra Enver Paşa geldi. Enver Paşa'yı ilk kez görüyordum. Sivil giyinmişti.

'Ben öyle karar verdim, şöyle yapacağım.' havası yoktu. Doğrusu, şaşkındı...

Ben , 'buradaki Türkiyeli subaylardan sizin buraya gelince Basmacılar'a iltihak edeceğinizi işitttim. Bu da bir yoldur ama, bunu muvafık görmem..' dedim.. Paşa 'neden' diye sordu. Ben de, 'her şeyden önce Basmacılar konusunun Rusya'nın iç meselesi olduğunu' söyledim.

Enver Paşa, 'arkadaşlarınız İslâm milletlerinin ve Türklerin vahdetini niye istemiyorlar?' dedi.. 'Türkistan'da, avam ancak Osmanlı Halifesini bilir. O da Türkiye Sultanıdır. Ama, halk Türkiye'de halkın türkçe konuştuğunu bile bilmez.. Bunu münevverler bilir ama, onlar da kültür birliğimizden habersizdirler. Rusya da, Panturanizm ve Panislamizmi çok menfur cereyanlar olarak propaganda ediyorlardır... Ruslar bu cereyanların gerçekleşebileceğine dair kanaatleri yüzünden daha da korkuyorlar.. Türklerin ve Müslümanların vahdetine karşı çıkan münevver yoktur, ama, Rusları boşuna kızdırmayalım görüşü de vardır.(…)'

Ama o zaman orada anladım ki, Buhara'da nüfuz sahibi bazı münevverler ve bilhassa Mirza Abdulkadir ve Semerkandlı dostu Ekabir Şah, Enver Paşa'nın mutlaka Türkistan qıyâm hareketlerinin başına geçmesini istemişler.

Hacı Sâmi ise, Paşa'nın Afganistan'a gitmesini ömür zayi etmek olacağını ve Emanullah Han'a güven olmayacağını' söylüyordu. Ayrıca, o sırada Paşa Kâgân'da Rusya Konsolosu Yurinev'le ile görüşmüş ve Cemal Paşa'nın Afganistan'a ne zaman döneceğini sormuş; Yurinev de ona, 'Cemal'e yol vermek şöyle dursun, sizin buralarda ne gibi işlerle meşgul olduğunuzu pek iyi biliyoruz.' demiş.

Enver Paşa bunu doğrudan doğruya bir tehdit telâkki etmiş. Rusların Cemal Paşa'yı da , kendisini de öldüreceklerini düşünüyordu. Ben ise, Afganistan'a geçmesinin münasip olacağını belirttim ve hele de Basmacılar arasına girdikten sonra, tekrar Rusya'ya dönemiyeceğini belirttim. (…)

Paşa ile 4 gün ve gece konuştum. Paşa dikkatle dinliyor, ama, yanında bulunan Hacı Sami sözlerimden münfail oluyordu. Son kez konuştuğumda, Paşa bize, belki de Basmacılar'a geçeceğini anlattı ve 'mamafih, daha birkaç gün var.' dedi.

Gözlerinden yaş akıyordu.. Bu haliyle mücadeleye atılmak isteyen bir sporcu gibi idi; çok samimî olarak konuştu ve fikirlerini açıkça söyledi. Afganistan'a geçerse belki Türkistan millî mücadelesine artık katılamıyacağını düşünüyordu. Bu memleketin kurtuluş hareketine canını fedâ etmek hususundaki kararında kat'îydi… 'Siz Türkistanlılar hazırlıksızsınız, yakında da hazır olacak değilsiniz.' dedi. Ruslarla mücadele için her ne yapmak lâzımsa, onu yapmanın zarûrî olduğunu anlattı; şimdi kendisini Türklerin anavatanında hissettiğini, bura türklerini mücadele sahasına çıkarmak istediğini söyledi. Bu zatın (Enver Paşa'nın) çok büyük bir idealist olduğunu, hattâ, hayatla ve vakıalarla pek hesaplaşmadığını ve Türkistan'ın coğrafya ve istatistiğine dair Avrupa ve ve Rus neşriyatını okumamış olduğunu, o günlerde gördüm. Şüphe yok ki, bu zat Türkistan'da yapacağı işlerini ancak burada, Buhara'da bulunduğu günlerde tasarlamıştı, bunda da en çok, kendisine Cemal Paşa ile görüşme imkânının verilmemiş olması ve Konsolos Yurinev'in savurduğu tehditler muhakkak müessir olmuştur.' (Hâtıralar- Sh. 330-335)

Zeki Velidî anlatmaya şöyle devam ediyor:

'Buhara'dan ayrılacaktım.. (Buhara'nın güçlü isimlerinden olan Mirza Abdulkadir'in muhalilifi olan ve Rusya tarafından desteklenen) Buhara Emiri Feyzullah Hoca'dan at istemiştim.

At meselesini hallettikten sonra Feyzullah beni içeriye aldı. Feyzullah Hoca, 'Enver Paşa burada ne iş yapıyor? Seninle konuştuklarını işitmek isterim.' dedi. Ben de, 'Afganistan'a gitmek ile Berlin'e dönmek arasında mütereddit..' dedim. Feyzullah Hoca, 'Moskova'da iken Stalin senin ismini andı.. Dönersen, eskisi gibi yine hürmetle kabul edeceklerini' söyledi. Ben de 'Benim için artık dönmek yok.. Belki de dış memleketlere gideceğim..' dedim. O, Enver Paşa'nın Basmacılar'a geçmek üzere olduğunu duymuş ve 'Enver de, sen de, Basmacılar'a geçecek olursanız, biz açık mücadele edeceğiz.. Bunları bilmiş ol! Yani, bundan sonra seninle görüşemeyeceğiz. Muhakkak ki sert hareket edeceğiz..' dedi ve ağladı. Ben de ağladım. (…)

💠

Buhara'dan ayrıldığımdan 10 gün sonra Enver Paşa'nın yanından gelen adama şifahî olarak ezberletilen şöyle bir haber (mesaj) geldi: 'Şarkî Buhara'ya geçmeye karar verdim. Kazanırsak gazi, kazanamazsak şehîd oluruz.'

Enver Paşa'nın yanından sağ kalıp İstanbul'a dönen Muhyiddin Bey, İstanbul'a dönüp, İstanbul'da yayınlanan 'Vakit' gazetesinin 25.11.1923 tarihli nüshasında şunları yazmıştır: 'Paşa Buhara'dan ayrılırken, şunları söyledi: 'Türkistan için mücadele lâzım. Zâten, hak olan ölümden korkarsan, köpek gibi yaşamayı ihtiyar edersin (seçersin) ve hem geçmişimizin, hem de geleceklerimizin lânetlerine müstehak oluruz. Halbuki, kurtuluş için ölmeyi göze alırsak, bizden sonrakilerin hür ve bahtiyar olmasını temin etmiş oluruz.' Muhyiddin Bey, 'Enver Paşa, Semerqand merkez olmak üzere bir Türkistan Devleti kurmayı tasarlamıştı..' demiştir.

(…)

Enver Paşa 11 Kasım 1921 tarihiyle, (Buhara Cumhurreisi) Osman Hoca'ya yazdığı mektubunda, (Bolşevikler'e / komunistlere karşı direniş ve umûmî bir 'qıyâm' hazırlığında olan) Basmacılar'la görüştükten sonra Afganistan'a geçmek fikrinde olduğunu belirtmiştir. Yani, benim fikrim, tam olarak bırakmış değilmiş..

Enver Paşa'nın Basmacılar'a iltihakı haberini alır almaz, Millî Birlik Komitesi azâları Semerqand'ın şimalinde Kân-i Gül adlı yerde toplanarak hepimiz Paşa'nın hareketine müzahir olmağa, her tarafta Cemiyet nâmına çalışan ve gizlenen azâların Basmacılar'a iltihak etmesine ve Paşa'nn Şarqî Buhara'da toplamak istediği kongreye gitmeğe karar verdik. (…) aradan 10 gün bile geçmemişti, Paşa'nın, Basmacılar tarafından şüphe ile karşılandığına dair haberler aldık. (…) Bu arada Enver Paşa'nın, Buhara Emirinin adamları olan ve Ruslara yardım eden hareketleriyle bilinen Laqayların eline esir düştüğü haberi geldi ve bütün plânlar suya düşmüş oldu. (…) Bizim temaslarımız ve sabırlı olunması tavsiyelerimiz devam ediyordu. Çok müteessir olmuştuk. (…) Sıkıntılı geçen uzun haftalar sonra, Buhara Emiri'nin Laqaylara emri ve Afgan Hükûmetinin de tavassutu ile Enver Paşa'nın esaretten kurtulduğu haberleri geldi..(…)

Semerqand'a gelince, Enver Paşa tarafından üç adam geldi. Bunlar Paşa'dan bana ve Cemiyetimize uzun bir mektup getirmişlerdi. Paşa, Kazakistan kıyâm hareketine katılmak için bu iki zatı o taraflara göndermeyi, yanlarına asker vermeyi emrediyordu. Fakat, o aralık gelen (sonraları Türkiye'de Prof. olan) Abdulkadir İnan'dan ve Kazakistan mümessillerinden Kazakistan'da isyan hareketi yaşatmanın imkânsızlığını öğrenmiştik.

Enver Paşa'nın yanından gelenlerden birisi Paşa'nın maiyetindeki Osman Çavuş ile Azerbaycanlı din âlimi ve mütefekkir Ahund Yûsuf Talibzâde ve Şarqî Buhara büyüklerinden (ve Kazakların büyüklerinden) Bürküt Eşikağası idi. Bu şahıslar Enver Paşa'nın temsilcileri durumunda idiler. (…) Onun muhtelif bölgelere gönderdiği ve onun adına söz söyleme yetkisine sahib idiler. Ancak bunlar, gittikleri yörelerdeki durumu Enver Paşa'ya kendi istedikleri şekilde aksettirirlerdi. Nitekim, bir gün Bürküt Ağabaşı tenha bir zamanda yanıma girdi ve 'Bizim reisimiz olan Ahund'a herşeyi söylemeyin.' dedi. Ona minnettar kaldım. (Sh. 349) Ahund, bir şiî teoloğu gibi konuşmaktan hoşlanırdı.

Birgün Ahund'a dedim ki: 'Semerqand vilayeti Özbeklerinde hâlâ Temür (Timur) zamanındaki anane hâkimdir. Beğler, dinî ve askerî meselelerde, çok hürmet ettikleri din âlimleri ve şeyhleri ile kat'iyyen istişare etmezler. (…) Beğler haftada bir Cuma namazına giderler. Canımız isterse ben de ve maiyetimdeki, Başkurt subayları da namaza gideriz ve gitmezsek, kimse de bize 'namaza gelin ' demez.. Siz de Semerqand Beylerinin maiyetinde bulunurken, bu hususa dikkat buyurursanız daha iyi oldur..' dedim. O benim bu sözlerimden hoşlanmadı..' (Hâtıralar, Sh.337-350)

💠

(Devam edeceğiz, İnşaallah..)

Selahaddin E. Çakırgil

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN