Arama

bağırsaklarını temizliyor!

Cezayir bağırsaklarını temizliyor!

bağımsızlıktan 57 yıl sonra kendisine tahakküm eden tağutların yıkılışını, çöküşünü seyrediyor. Ülke adeta bağırsaklarını temizliyor. 2019 tarihinden itibaren Cezayir fevkalade bir dönemden geçiyor ve büyük bir dönüşüm yaşıyor. Cezayir ve benzeri ülkelerde yaşananları Demir Perdenin yıkılışına benzetebiliriz. eğer kendisini yeniden toparlayamazsa büyük bir çözülme hatta çöküş ile karşı karşıya. Hizb-i Fransa'nın hem siyasi hem askeri hem de mali ayağı, kanadı var. Bütün bu kanatlara uzanan büyük bir operasyon düzenleniyor. Bunlar kendi aralarında hakim oligarşiyi, güç merkezi ya da derin devleti temsil ve teşkil ediyorlar. Hizb-i Fransa'nın bütün boyutları tasfiyeye uğruyor. Askeri kanadına daha doğrusu güvenlik/istihbarat kanadına yönelik olarak büyük bir darbe vuruldu. Cezayir Silahlı Kuvvetleri adına bu oligarkları 'çete' ve ecnebilerin içerideki uzantısı olarak tasvir etmiştir. Hizb-i Fransa'nın siyasi veçhesine yönelik de büyük bir operasyon düzenlendi. Bu operasyonlardan birisi Arap dünyasında tek Troçkist Parti olarak temayüz eden, ünlenen Cezayir İşçi Partisi Başkanı 'a yönelik idi. Süreçte tertipçilikten hapse atılanlar arasına girmiştir. Devr-i sabık haline gelen 'nın kardeşi ile bağlantısı dolayısıyla gözaltına alındı. 2014 yılından beri Said Buteflika abisi Abdulaziz adına ülkeyi fiili olarak diğer oligarklarla birlikte yönetiyordu.

Loisa Hanun hanımın çok ilginç yaklaşımları ve tutumları var. Bunlardan birisi, Cezayir'in bir Arap ülkesi olarak tanımlamasına karşı çıkması. Bu anlamda Suriyeli Marksist 'e de benziyor. Salih Müslim de çapulcularıyla birlikte Suriye'nin bir Arap ülkesi olması keyfiyetine karşı çıkıyor. Elbette Cezayir Araplardan oluşmuyor; hatırı sayılır bir nispette Amazigh olarak da arılan Berberi unsuru bulunuyor. Bunu inkar etmek mümkün değil. Bununla birlikte dominant veya baskın unsur olarak Arapları göz ardı etmek de hem doğru hem de mümkün değil. Cezayir'in sulh ve selameti bunlar arasındaki uyum ve armoniye bağlı. Aksi halde Berberiler dış parmakların karıştırmasına teşne olacak olurlarsa Cezayir'in sonu bir zamanlar Endülüs'ü hatırlatabilir. Endülüs Arap, Berberi ve Zenci unsurların kaynaşma yerine birbirine düşmesiyle Ferdinand ve İzebella'nın eline geçmiştir.

Loisa Hanun ülkenin baskın kimliğini oluşturan bütün unsurlara karşı çıkıyor. Bunlardan bir diğeri de Cezayir'in Arap kimliğine karşı çıktığı gibi Sünni kimliğine de karşı çıkmasıdır. Bunu da adına seslendirmektedir. Belki bunu siyasi bir pozisyonda dillendiriyor lakin Cezayir yüzyıllardan beri Sünnilikle yoğrulmuş bir ülke. Beni Mizab Berberileri arasında İbadi mezhebinden (Haricilerin bir kolu) olanlar elbette var. Bu hem etnik hem de dini/mezhebi çeşitliliği oluştursa da Cezayir'in Sünniliğini gölgelemez veya ortadan kaldırmaz. Cezayir'de Şii bulunmuyor bununla birlikte devrimci bir ülke olmasından ve Filistin meselesine ilgi duymasından dolayı İran bu ilgi üzerinden menfez bulup Cezayir'e sızmak istemiştir. Bununla birlikte son yıllarda bu sızma çabalarına karşı bir bariyer, bir bilinç gelişmiş ve bu yöndeki çabaları akamete uğratmıştır. İran her yerde olduğu gibi burada da siyasi sempatiyi dini veya mezhebi sempatiye ve sonrasında bağlılığa dönüştürmek istemiştir. Loisa Hanun bu husustaki hassasiyete karşı çıkıyor. Törpülemek istiyor. Belki bunu Körfez ülkelerine olan siyasi nefretinden yapıyor lakin bu Cezayir'in tarihi süreçte oluşmuş yapısına karşı bir suikasttır. Bu husustaki hassasiyetin kaybedilmesi ülkenin daha fazla tefrikaya ve dolayasıyla zayıflamaya açık hale gelmesi anlamına geliyor. Özelde Cezayir ve genelde ise Batı Afrika ülkelerinin dini hususiyeti Cüneyd-i Bağdadi'nin tasavvuf anlayışı ile iman erkanında Eş'arilik, İslam erkanında ya da amelde Maliki mezhebini benimsemeyi cem ve kombine etmesinden ileri gelmektedir. Buteflika belki de Körfez ülkelerini memnun etmek için Sünnilik vurgusunda bulunsa da tasavvufi anlayışta müteşerri yani Kur'an ve Sünnete dayalı Cüneyd çizgisini aşmıştır. Bu yöndeki vizyonu BAE ile mutabıktır. Müteşerri sınırları aşmış tarikatları desteklemektedir. Fransızların ve İspanyolların tavlaması, işbirlikçi tasavvufi çizgiyi terviç ve ihya etmek istemiştir. Bu çizgi de Hişam Kabbani gibi işbirlikçi bir çizgiyi benimsiyor, temsil ediyor ve ötesinde İsrail gibi işgalci ülkelerin işgaline hak veriyor! Bunlar Jared Kushner'in İslam diyarındaki hazır kıtaları. Son yıllarda Buteflika ülkede tekke üzerine tekke açmıştır. 22 Şubat'ta başlayan halk hareketi hem dini hem de siyasi anlamda Frankofoni ya da Hizb-i Fransa hattını aşmaya çalışıyor. Buteflika bizzat kendisi siyasi Frankofoniyi temsil ettiği oranda tekkeler üzerinden inşa etmek istediği yeni dini anlayış, dalga ile birlikte dini Frankofoniyi de (Fransa ile uyumlu ve bağlantılı anlayış) temsil etmekteydi. Bunlar yeniden toparlanma fırsatı bulamazsa Cezayir düzlüğü çıkacaktır.

Hizb-i Fransa'nın askeri kanadıyla birlikte siyasi kanadı da tasfiyeye uğruyor. Mali kanadında da yer alan Ali Haddad gibi şişman kediler de Belide ya da Harraş Cezaevinde (Al Harrach) gün saymakta, doldurmaktadır.

Burada asıl ibret alınması gereken husus, hem iktidarı hem de muhalefeti düzenleyen, bütün partilerin içine sızan ve astığı astık kestiği kestik olan Cezayir'in sahte tanrı ve peygamberlerinin yeni süreçle birlikte tepetaklak ve yerle bir olmasıdır. Bunlardan birisi 1989 ile 2015 arasında 'ben Cezayir'in tanrısıyım' diyen ve 'king's maker of Algeria' olarak anılan General Tevfik'e dokunulması ve adi bir suçlu olarak içeriye tıkılmasıdır. Ötesinde işkenceden geçirilmesidir. Bugünleri hiç hayal etmiş olamaz. Olsaydı muktedir olduğu günlerde bazen de olsa adaleti hatırlardı. Asıl ismi Muhammed Medyen olan General Tevfik 25 yıl boyunca Cezayir istihbaratını yönetmiştir.

Suç galerisi hayli kabarık. 1992 yılında Şadli Bin Cedid'e yönelik darbe yapılması ve Budiyaf ve Kasdi Merbah'ın öldürülmesi gibi hususlardan birinci derecede sorumlu tutulmaktadır. Veya büyük pay onundur. Denildiği gibi son yıllarda gerçek yaratıcıya sığınan, hatırlayan 'ex tanrı' haline gelmiştir. Geçmişte kurbanlarına uyguladığı muameleyi aynen yaşamaktadır. Dünya bir elektir veya değirmendir sahte tanrıları da peygamberleri de öğütür.

Parlamento Başkanı Muaz Buşarip de Abdulaziz Buteflika'yı överken ölçüyü kaçırmış ve onun 'mersul minallah' yani Allah tarafından Cezayir'i kurtarmak için gönderilen biri olduğunu söylemiştir. Gönderilmiş dediği zat kardeşi Said Buteflika gibiler tarafından rehin alındığı oranda maskaraya çevrilmiştir de. Şimdi Muaz Buşarib'in hemşerisi olan milletvekilleri bu yalaka adamdan Parlamento başkanlığını bırakmasını istiyor. Makamını basıyorlar. Son sıralarda Skoda meselesi gibi meselelerde yaptığı yolsuzluk nedeniyle soruşturma geçirmektedir. Kısaca, Cezayir'in sahte tanrıları da peygamber taslakları da tepetaklak durumda. Abisi adına fiili otoriteyi temsil eden 'komisyoncu' Said Buteflika da diğer güç merkezlerini temsil eden kişilerle birlikte sorgulamadan geçiriliyor.

'in yerine geçen veya nöbeti devralan Beşir Tartag da görevinden el çektirildiği gibi soruşturmadan geçiriliyor.

Said Buteflika, Beşir Taktag ve General Tevfik üçlüsünden oluşan Cezayir oligarşisi şüpheli bir toplantı ile halk dalgasını veya tsunomisini tersine çevirmek isterken devletin tarassuduna yakalanmış, darbe yapmak isterken darbe yemiştir! Eski general Halit Nezzar'ın ifadesiyle Ordu Komutanı Kayid Salih'i görevden almak isterken buna cesaret edememişler ve süreç böylece tersine dönmüştür.

Cezayir'de, beşeri tanrıların ya da Kur'an ifadesiyle tağutların yıkıldığı bir tarih sahnesine, vetiresine şahit oluyoruz. Allah imhal eder (süre verir) ama ihmal etmez yani kendi haline bırakmaz. Süreçte sahte tanrılar gerçek tanrının farkına vardı! Ne mutlu haddini bilerek orada kalabilene!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN