Arama

’e ilişme…’

‘Türk’e ilişme…’

' sana ilişmedikçe sen ona ilişme' sözü bir buyruğudur. İleride kurulacak sağlam ilişkilerin veya bağların temelini atmakta, köprülerini kurmakta, haberini vermektedir. Gelecek için rezerv sözlerden birisidir. Said Havva 'er Resul/Peygamber' adlı kitabında Türklere dair bu ve benzeri hadislerin Peygamber mişkatından, penceresinden süzülmüş huzmeler ve mucizeler kabilinden olduğuna parmak basmaktadır. Buradaki tavsiye şudur: Türkler size ilişmedikçe siz onlara ilişmeyin. Kavga etmeyin, uzak durun. Zira nasıl ki Mısır ehli için de hayır dua da bulunmuşsa Türkler ile de ilişkilerde hassasiyet gösterilmesini istemiştir. Hazreti Peygamberden gelen mervi bir hadiste Mısır için de şöyle buyrulmaktadır: Kıratla alışveriş yapılan bir beldeyi (Mısır) muhakkak fethedeceksiniz ora halkına iyi davranmanızı tavsiye ederim. Zira arada zimmet ve rahmet bağları vardır.

Ulusçu Türkler ve daima bu gibi hadisleri tersinden yorumlamaya meyyaldirler. Zira ulusalcılık bütün versiyonlarıyla birlikte dine ve özellikle İslam'a mesafelidir. ( ) kitabının yazarı 'ın çalışması da bunu açıklıkla ortaya koymaktadır. Bütün renkleriyle, tonlarıyla ulusalcı hareketler dine mesafelidir. Bu nedenle de özellikle Abbasiler döneminde şuubi/ulusalcı akımlar zındıka cereyanlarıyla iç içe geçmişler ve sayılmışlardır. Bugün ulusalcı 'nın din adına yaptıklarına bir bakın! 'i bile tuzaklamaktan kaçınmıyorlar! Haçlı kalıntıları birinci derecede zındıklığı temsil ediyor. Zira ulusalcı dalgalar din bağı veya insaniyet bağı üzerine kurulu kardeşlik yerine kan bağına dayalı kardeşliği esas alır ve ikame etmek isterler. Ulusalcılar dinin sadece kendilerine mahsus olmasını ve bir topluluğu veya ırkı veya kavmi yüceltmesini isterler. Bu yüzden de kavmiyetçilerin öncelikleri dinin ilkeleriyle çatışır. Bunun tek istisnası Yahudiliktir ki, bu zihniyette din milletin veya bir ulusun hizmetindedir. Tanrısı da Yehova adıyla özeldir. Kısaca Yahudilik milli bir dindir. Şiilik de denildiği gibi milli bir mezheptir. PKK da ulusalcı bir zındıka hareketidir.

Rahmi Turan bir makalesinde söz konusu hadise temas etmiş ve yanlış anlaşılabilecek bir anlam yüklemişti. Güya hadis 'Türkleri boş verin (utruku't türke ma tereku'kum) ' anlamında ifadeler içermekte idi. Hadiste kesinlikle Türklere yönelik bir aşağılama yok aksine hukuklarının gözetilmesi isteniyor zımni olarak hadis ileride ilişkinin seyrinin ve kimyasının değişeceği müjdesini barındırıyor.

Bugünler de bu hadis Türklerin aleyhinde yeniden tedavülde. Bu kez de Arap canibinden. Sözcü yerine El Cezire gazetesi yazarlarından olan Dr. Casir el Harbeş son makalelerini sadağında sakladığı oklar gibi Türkiye'ye atıyor. Makalelerinden birisinin başlığını da ' Türkler size ilişmedikçe siz onlara ilişmeyin' hadisine ayırmış. Başka yazıları da bu yazısının muhtevasını takip ediyor. 'Cengiz Han'ın torunuyla buluşma' başlıklı yazısı da bu silsileden veya halkalardan bir diğeri. Cengiz Han'ın torunuyla buluşma derken ciddi zannettim. Meğerse yolda geçen birine ismini sormuş ve o da cengiz deyince bunu tamim etmiş. Adnan Menderes dışında gelmiş geçmiş Türk liderlerini (hakanlarını) Cengiz'in kalıbında görüyor. Onları Timuçin'in farklı versiyonları ve kisve veya karaltıları olarak sayıyor. Türklerin Aydınlanma çağına adapta olamadıklarını, treni kaçırdıklarını kendileri gibi kendilerine tabi olan veya sömürgesi olan Arap memalikini de yaktıkları, geri bıraktıkları tezini işliyor. Sanki Vehhabilik Aydınlanmanın Suud durağı, versiyonu!

Hâlbuki bunun testi gayet kolaydır. 1501 yılından beri kendi yolundadır ve keza Hindistan ile Fas hiçbir zaman boyunduruğuna girmemiştir. Afganistan ve Orta Asya ülkeleri de öyle. Bunlar Osmanlı'nın dışında farklı deneyimlerdir ve Batı ile arayı kapatma imkânları bulunuyordu. Peki, neden Osmanlılardan öte farklı bir açılım yapamamışlardır? Kaldı ki Türkiye Cumhuriyetini kuranlar da Osmanlı'ya Casir el Harbeş gibi suçlamalar yönelttiler ama fiiliyatta 90 yıl boyunca sadra şifa bir değişme ve gelişme olmadı. Aksine Osmanlı yıkılırken cihan devletleri arasında beş büyükten birisiydi. Cumhuriyet döneminde ise Türkiye 17'inci sıraya gelebilmiş veya yerleşebilmiştir. Suudi Arabistan da iki buçuk asırdır aralıklarla veya bir bütün olarak Türk hâkimiyetinin dışındadır. Cengiz sülalesi veya artıkları tarafından yönetilmiyor. Ne yaptıklarını sorabilir miyiz? Mütehevvir veliahtları MbS veya Körfez'in İskender'i şimdi kısa yoldan nükleer kulübe üye olmanın derdine düşmüş görünüyor ama bakalım İsrail başta olmak üzere dostları buna izin verecekler mi? İsrail şimdiden homurdanmaya başladı bile.

Eğer Suudi Arabistan'ı İran'a karşı savunmak gerekiyorsa İsrail ne güne duruyor? Tersinden de Zarif Suudi Arabistan'ın saldırıya uğraması durumunda hiç tereddüt etmeden yardımına koşacaklarını müjdeledi. Eminim İsrail de tersinden aynısını söyler.

Casim el Harbeş Türkleri Arap diyarında işgalci sıfatıyla anmaktadır. Bu İngilizlerden kalma pespaye ve ödünç aldıkları kavramlar arasındadır. İngilizler veya Yahudiler işgalci sıfatıyla anılmazlar ama Türkler anılırlar! Bir de bize Müslümanlık taslıyorlar.

Casir el Harbeş Yavuz'u kastederek Türklerin Arap diyarına geldiklerinde içini boşalttıklarını, sanat erbabını ve yetişmiş elemanlarını yanlarında 'ya götürdüklerini ve bu yolla Arap diyarını harap ve çorak halde bıraktıklarını ileri sürmektedir.

Nasır'ın ahmaklığı yüzünden 1952 sonrası Mısır'ın beyin gücü Körfez ülkelerine akmadı mı? Yavuz'la birlikte Anadolu çekim gücü olmuştur yoksa Yavuz kimseyi zorla kendisine bende etmemiştir. Zorla Anadolu'ya götürmemiştir! Şimdi Batı ülkelerine giden Araplar gibi o vakitte Arap sanatkârlar istikbal vaat eden Anadolu'yu tercih etmişlerdir.

Cahiliyet asabiyetiyle yazan Casir Bey yazısını söz konusu hadisle bitirmiş:" Türkler size ilişmedikçe onlara ilişmeyin. Habeşliler sizi bıraktıkça siz de onları bırakın…" Ve bitirirken şunu söylüyor: Hadiste onlar size ilişmedikçe siz onlara ilişmeyin deniliyor. Ya ilişirlerse? Cevabı: Biz de onlara ilişiriz (http://www.al-jazirah.com/2018/20180312/fe9.htm). Ne diyeyim demir demiri döver misali Casir el Harbeş'in hakkından da Türk tarafından aynı ulusalcı kafayı, kimyayı taşıyan Rahmi Turan usta gelir vesselam.

Üstat Namık Kemal'in deyimiyle belki müdavele-i efkârlarından, münakaşa-i etvarlarından barika-ı hakikat doğar!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN