Arama

Müslümanların geri kalmasında İslam hukukunun rolü (var mıdır?) -II

Müslümanların geri kalmasında İslam hukukunun rolü var mıdır? -II

[Helal Ekonomi: Teorik Çerçeve]

İslam'ın ekonomi, finans ve kalkınmaya ilişkin ahlâkî ve manevî değerlerden oluşan bir boyutu vardır. Nitekim insanların dünya görüşleri, karar ve eylemleri üzerinde değer yargılarının ve inancın oldukça etkisi bulunmaktadır. Arka planda mevcut olan bu niyet bakımından İslam ekonomi anlayışı çağdaş ekonomik sistemden önemli farklar içermektedir. Mesela klasik ekonomik sistemde fayda ve kazanç kişisel menfaat anlayışı üzerine kurulmuştur. Bu kişisel çıkar dürtüsü de bir takım mantıksal ve bilimsel gerekçelere ve tabii düzen varsayımına dayanmaktadır. Burada temel odak noktası kâr maksimizasyonu olup, kişisel çıkar peşinde koşmanın eş zamanlı olarak toplumsal refahı da yükselteceği iddiasıdır. Hâlbuki böyle bir ekonomik anlayış tekelleşme, fiyatlarla oynama, spekülasyon, stokçuluk gibi piyasa aleyhinde durumlara yol açabilmektedir. İslam'ın temel iktisat teorisi ise adalet ve eşitliktir. İslam düşüncesine göre yeryüzündeki bütün varlıklar Allah'ındır; insan ise bir emanetçidir. Ayrıca insan yeryüzünde adalet ve ahlaka dayalı bir sosyal düzen kurmakla mükelleftir. anlayışında Yaradan'ın iradesiyle uyumlu, bireysel çıkarlarla birlikte toplumun ve diğer yaratılmışların çıkarlarını da gözeten bir yaklaşım mevcuttur. Kur'an ve Sünnete dayalı olarak fıkıh bilimi çerçevesinde geliştirilmiş olan hukuki alana dair kurallarla uyumlu ekonomik hayata ilişkin olarak sözleşmeler, mülkiyet hakları, emanetler, işbirliği, istişare, adalet, gelir dağılımı ve yeniden bölüştürülmesi vb. kurallar da mevcuttur.

İslam ekonomi sisteminde yer alan kurallara kısaca göz atabiliriz: Öncelikle İslam ekonomik hayatında sözleşmelere ve emanete bağlılık esastır. İslam'a göre bütün sosyo-ekonomik ilişkilerin sözleşmeler kapsamında icra edilmesi zorunludur. Bu, doğrudan Yaradan'ın emri olarak vazedilmiştir. Sözleşmelere bağlı kalınarak gereğinin ifa edilmesi şeffaflık ve kesintisiz bilgi akışını sağlamak için gereklidir. Sözleşmeden doğan yükümlülüklere bağlı kalmak ise geleceğe yönelik beklentilerin kesinlik kazanmasını sağlar, anlaşmazlıkları engeller, toplumsal uyumu geliştirip, toplum düzenini güçlendirir. Bunun yolu da emanete riayet ve ahde vefa prensiplerinden geçer. Güven ve vefanın azaldığı durumlarda idari müdahale zorunluluğu ortaya çıktığı gibi, işlem maliyetleri yükselir ve bunun sonucunda daha az ticaretin ve daha az piyasa katılımcısının olduğu bir durum oluşur. İkinci olarak İslam, taraflar arasında güveni sağlanması ile işbirliği ve istişare yolunu açar. İnsanları hep birlikte ortaklaşa başarılı bir sosyal hayatı tesise çağırır. Üçüncü olarak ise mülkiyet hakları ile ilgili kurallardır. İslam'a göre mülk Allah'ındır. İnsanoğlu, Allah'ın kendisine sunduğu bu mülkiyete emanetçi gibi davranmak durumundadır. Burada mülkiyet dağılımında farklı sonuçların ortaya çıkmasında temel unsur insanın kabiliyet ve kapasite bakımından farklılığıdır. Bununla birlikte bağış ve miras gibi doğrudan mülk edinme yolları hariç, insanın emek harcamadan ani bir yolla bir varlık üzerinde mülkiyet hakkı iddia etmesi yasaklanmıştır. Ayrıca varlık elde edildikten sonra israftan, savurganlıktan ve gösterişten uzak bir şekilde meşru hedefler doğrultusunda harcanması kurallara bağlanmıştır. Son olarak zekât, sadaka ve infak gibi gelirin yeniden dağıtım aracı olan yöntemler de toplumda dengenin ve sosyal adaletin sağlanması hedeflenmiştir.

Helal ekonomi sistemi kural merkezlidir ve hedefi insan aracılığıyla adil, ahlaklı ve uygulanabilir bir sosyal düzen oluşturmaktır. Şeffaf bir piyasa önermesi de belirsizlikleri azaltıp davranışları tahmin edilebilir hale getirir. sisteminde kesin bir şekilde faize dayalı sözleşmeler yasaklanmış, reel bir ürünün başka reel bir ürünle değiştirilmesinden ibaret olan ticarete dayalı bir finansal sistem öngörülmüştür. Kur'ân'ın açık bayanına göre de (Bakara 2, 275) bütün ticari ve finansal işlemler alım-satıma (el-bey') dayalı olarak yapılmalı; sözleşmesinden oluşan sistemine (er-ribâ) dayanmamalıdır. Bu düşünce risk paylaşım ilkesine dayanmaktadır. İslam finans anlayışında riski karşılıklı paylaşmak esastır. Faiz sisteminde ise sözleşmedeki riski karşı tarafa etme yani borç veren taraf (mesela banka) sözleşme sonucunda ortaya çıkacak durumdan bağımsız olarak, verdiği meblağı aynen talep etme hakkı yanında borçlunun mal varlığı üzerinde mülkiyet talep etme hakkı kazanır. Hâlbuki risk paylaşımı sisteminde finansmanın getiri oranı, yatırım yapıldıktan sonra, reel faaliyetin getiri oranına bağlı olarak sonradan belirlenmektedir. Burada asıl riske girenin alacaklı olduğu da tartışılabilir. Fakat gerçekte bir ticari işlemi caiz kılan, risk almak değildir. Kumarbaz da risk almaktadır ama kumar caiz değildir. Önemli olan risk paylaşım olanağıdır. Neticede bir ekonominin başarısı, iş gücü, emanete riayet, ahde vefa, sözleşme ve yükümlülüklere tam anlamıyla bağlı kalma prensiplerine bağlıdır.

İslami ekonomik sistem tümüyle öz sermayeye dayanmaktadır. Sermaye getirisi ise yatırım süreci tamamlandıktan sonra belirlenerek sermayenin kullanıldığı ekonomik faaliyetin getirisine dayanır. Bu yönüyle klasik ekonomik sistemden daha istikrarlıdır. Nitekim genel denge modelinin önceden belirlenmiş bir faiz oranını gerektirmediğini savunan klasik ekonomistler de vardır. İslami ilkelerin büyümeye ters düştüğüne dair ispatlanmamış bir iddia da vardır. Hâlbuki İslam esasları, servetin yeniden bölüştürülmesine verdiği önem kadar, karlılığı ve yatırımı teşvik ettiği bilinmektedir. Dolayısıyla ekonomik büyüme konusunda her zaman olumsuz sonuç doğurmayacağı gibi aksine olumlu sonuçlar da doğurmaktadır

Helal finans, finansal (mali) sektör ile reel ekonomi ilişkilerinin yeniden kurulmasının tartışıldığı günümüzde alternatif bir finansal sistem ve araç rolü görebilir mi? Risk paylaşımı fikrine dayanan helal finans, finansal sistem içinde riskin transferini değil, paylaşımını teşvik eden bir demet finansal araç önerir. Bunun yanında zekât (toplum refahı için zorunlu vergi), sadaka (gönüllü bağış) ve karz-ı hasen (faizsiz borç) gibi yeniden bölüşüm araçlarını destekler. Ancak son yıllarda aşina olunan spanning teorisine göre temel bir finans aracından sayısız miktarda araç türevlendirilebilir. Helal finans da bu teori çerçevesinde talebe dayalı düşük riskli ve kısa vadeli likid araçlara olan iştaha hizmet eder ise hızlı bir büyüme elde edebilir. Ancak bu durumda helal finans yapılanması ideal İslami finans sistemiyle ortaya çıkan beklenti ve arzuları gerçekleştirmede başarısız olacaktır. Helal finansın geleneksel finans modellerinden ayıran en önemli iki ana unsur olan risk paylaşımı ve servetin yeniden dağılım modeli yanında bir borç ilişkisinde ayırt edici bir diğer fark helal finansta iflas kurallarının uygulama için yeteri kadar güçlü ve etkili olmasıdır.

İslam hukukuna uygun ürünlerin gelişimi için alt yapı unsurlarının geliştirilmesi gerekmektedir. Mesela İslami bir mikro-finansın gelişebilmesi için finansal kurumların fiyatlandırma, şeffaflık, işlem süresi, müşteriye yüklenen maliyet açısından geleneksel ürünlerle rekabet edebilen yeterince cazip finansal ürün ve hizmet geliştirebilmesine bağlıdır. İslami ürünlerle ilgili bilgi eksikliği, İslam hukukuna uygun mikro finans için gerekli muhasebe, izleme ve denetim standartlarının olmayışı nedeniyle henüz sınırlı bir durumdadır. Mesela uzun vadeli sukuk bonoları gibi şeriata uyumlu finans araçlarına imkân sağlamak amacıyla vergi kanunları yeniden gözden geçirilmeli ve gerekli alt yapı çalışmaları tamamlanmalıdır.

İslami hisse senedi piyasalarının fıkha uygun olabilmesi için kısa vadeli getiri, spekülasyon vb. anlayışlardan vazgeçilip, uzun vadeli getiri sağlayacak olan ve karşılıklı saygı ve güvene dayalı ortaklıkları teşvik eden köklü değişiklere gidilmesi gerekmektedir. İslami hisse senedi piyasasını hayata geçirmek isteyenler, 20-30 yıllık uzun bir süreci gerektirdiğini göze almalıdır. Bütün bunlarla birlikte faiz unsurun yarattığı bağımlılıktan kurtularak, çıkarcılık ile ahlâkî söylemler arasındaki muvazeneyi kurarak, toplumda arzulanan ekonomik adalet ve dengeyi sağlayarak çözüme ulaşmak, samimiyetle bir araya gelindiği sürece imkânsız değildir.

Helal finans yeni bir endüstridir. Köklerine dönmek için ciddi çaba sarf etmekle birlikte bunu mevcut ekonomik, sosyal ve finansal gerçeklik içinde gerçekleştirmeye çalışmaktadır. İdeale ulaşabilmek için reeli feda etmeyerek yoluna devam etmektedir. [Abbas Mirakhor ve Zamir İkbal (ed.), Ekonomik Gelişim ve İslâmî Finans, : Borsa İstanbul, 2014].

'in Müslümanların geri kalmasında İslam hukukunun rolü (var mıdır?) - I yazısını okumak için tıklayın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN