Mehmet Emin Ay
29.05.2026
Mehmet Emin Ay
Bir iletişim aracı olarak bayramlar
29.05.2026
Tüm Yazıları

Bir iletişim aracı olarak bayramlar

Modern hayat insanoğlunu gittikçe "yalnız" biri haline getiriyor dersek abartmış olmayız… Aslında geçtiğimiz asrın bilim ve düşünce insanları böyle bir öngörüde bulunmuş ve geleceğin, insan için "yalnızlık" getireceğini ifade etmişlerdi. Bireyselcilik ve bencillik gibi özellikleri fıtratında taşıyan insan için bunları besleyen her olumsuz gelişme zaman içinde "insanı içine kapanmaya" yöneltti… Modernizm, insanın içindeki bu kodları çözerek onu "her şeyden önce kendisini önemseyen ve hatta kutsayan biri" haline getirdi; böyle biri olması için türlü telkinlerde bulundu. Büyük oranda başarılı oldu da… Bugün Sekülarizm denilen ve sadece bu dünya hayatına odaklanmış, kutsal değerlerden kendini âzâde kılmış bireyler, "gülelim eğlenelim kâm alalım dünyadan" anlayışı içerisinde kendi mutlulukları için yaşayan kişiler haline gelmişlerdir. Peki, bu anlayış ve yaşayış insana gerçek ve sürekli bir mutluluk sağlayabilmiş, verebilmiş midir? Hayır… Zira bilinen gerçek şudur ki, en modern ve hayat standardı en yüksek düzeyde olan ülkelerde uyuşturucuya bağımlılık ve intihar oranlarının yüksekliği dikkat çekici seviyelerdedir. Anlaşılan odur ki, mutluluk için insanın kendisine yaptığı yatırım, sonucu iflas olan bir sürece dönüşüyor; sadece kendisini düşünen bencil insanı, kendisi de kendisi için yaptıkları da mutlu edemiyor… İnsan kendi kendine yetemiyor ve yalnızlık, onun için mutluluk getirmiyor…

Münâcât Yarışması birincisi olarak seçilen "Beyaz Dilekçe" adlı şiirinde merhum Bahaettin Karakoç'un şöyle bir beyti var: "Senin için verince verenin feyzi artar/ Gönülden bir sadaka, dağca bir ömrü tartar." Evet, insana en büyük dönüş ve kazanç, Allah için verdiklerinden geliyor; kendisi için ayırıp tuttuklarından değil… İletişim de önce vermeyi şart kılıyor. Zira en özlü anlamıyla tanımlamaya çalıştığımızda iletişim tek cümleyle bir "karşılıklı alış-veriş"tir… Ama önce "veriş"in, sonra "alış"ın geldiği bir alış-veriş… Tıpkı önce bizim selam vermemiz, telefondaki arama/mesaj tuşlarına basmamız, önce bizim sevgimizi ifade etmemiz gerektiği gibi…

İşte gittikçe yalnızlaşan günümüz insanı ve müslümanı için, hayat dini olan İslam, onu yalnızlıklarından kurtaran beş vakit namaz, cuma günleri ve bayramlar vasıtasıyla insan için son derece önemli olan "yalnızlık" sendromuna düşmekten korumaktadır. Zira İslam, insanın bu dünyadaki mutluluğunu da önemseyen bir dindir… Tarafsız, objektif bir gözle baktığımızda, idrak ettiğimiz bu bayramın, insanın ruhsal dünyasında ne denli olumlu katkıları olduğunu görmek ise son derece kolaydır… Geliniz birlikte konu üzerinde düşünelim…

Âl-i İmrân Suresinin son ayeti bize neler söyler?

İlim, irfan, hikmet, ibret hazinesi olan mukaddes kitabımızın her âyeti derin manalar içerir. Şimdi onlardan birinin anlamını vererek sözlerimize devam edelim.

"Ey iman edenler! Sabredin, sabırda (kararlılıkta) yarışın, düşmana karşı hazırlıklı olun (birbirinize dayanıp bağlanın, irtibatınızı devam ettirin), Allah'a karşı gelmekten sakının ki, başarıya ulaşabilesiniz." (Âl-i İmrân, 200)

Bu ayet, günümüz insanı için son derece dikkat çekici emirlerle yüklü… Muhatap iman eden müminler; yani bizler… Gittikçe yalnızlaşan dünyada imanıyla farklı bir duruş sergileyen müminler… Başarıya ve kurtuluşa ermenin yolları ise, sabretmek, sabırda yarışmak, düşmana karşı hazırlıklı olmak, birbiriyle irtibatı (iletişimi) devam ettirmek ve takva sahibi olmak…

Şimdi geliniz gözlerimizi etrafımıza, ülkemize, bölgemize ve topyekûn dünyamıza çevirelim. Katliâmlar, savaşlar, işkenceler, zulümler, haksızlıklar… Tüm olumsuzlukların bir araya geldiği bir çağ… İnsanın, insanlığını kaybettiği, hayvandan daha aşağı bir derekeye düştüğü zamanlar… Tam modernizmin, sekülarizmin, hedonizmin istediği insan tipinin, kitleler halinde var olduğu bir insanlık… Bir yanda kendi konforunu, rahatını, zevkini düşünen toplumlar. Öbür yanda kendilerinden haber alınması bile engellenen mazlum milletler… Daha özel çerçevede baktığımızda ise bir kısmı huzur içinde bayram sabahına ulaşan müslüman toplumlar, öte yanda Doğu Türkistan'da, Arakan'da, Yemen'de, Sudan'da, Suriye'de, Filistin ve Gazze'de, evinden, yuvasından mahrum, yıkıntılar arasında hayat mücadelesi veren mazlum müminler… Bir de gönül coğrafyamızın önemli bir bölümünde bir parça ete muhtaç olarak yaşayan, din kardeşinin ilgisine muhtaç "açlığın esir aldığı" kardeşlerimiz…

İşte bu manzarayı göz önüne alarak ayete tekrar bakmalıyız… "Acılara katlanmak, zorluklara ve sıkıntılara göğüs germek" anlamına gelen "sabır" her bir mümin için mutlaka kuşanması gereken bir özelliktir. Zira sabır, yokluğa, yoksulluğa, yoksunluğa, günaha bulaşmaya karşı bir direniş ve bir mümince duruştur. Yokluğa karşı direnen fakirler kadar, zenginlerin de onu kuşanıp haramlara yönelmeme ve günahlara düşmeme adına duruş sergilemektir. Yine bunu sadece bir zaman dilimi için değil sürekli yapmak anlamında her zaman ve her yerde sabırlı olmaya devam etmek, kişinin kendisiyle başkası arasında meydana gelen olumsuzluklara katlanmak, hatta "sabırda yarışmak" isteniyor müminlerden… Sonra gelen emir "râbıta" kökünden… Hem "irtibat" olarak bir fiile işaret eder ki, bu bildiğimiz "iletişim" anlamına gelir ve bu kelime "iletişimi canlı tutmak, devam ettirmek" sonucunu verir; hem de "ribât" terimine dönüşüp "düşmanın geleceği yeri bekleyip korumak" anlamına gelen "Allah yolundan ayrılmamak, düşmana karşı uyanık ve hazırlıklı bulunmak" manasını verir. Böylece, düşmanın ansızın saldırıp müslümanları gafil avlamasını ve onları imha etmesini önlemek için de sınır boylarında nöbet tutmaları ve düşmana karşı daima dikkatli olmaları uyarısında bulunur. Yine ayetin bu kısmı, müslümanların silâh gücü bakımından da hazırlıklı olmanın önemini ifade eden Enfâl suresinin 60. Ayetine işarette bulunur.

Ayetin son emri, takva'yı kuşanmak hususundadır. "Allah'a kul olma şuuru, O'na kul olmanın mutluluğunu tüm benliğinde yaşama bilinci" olarak da tarif edebileceğimiz takva, neredeyse bütün ibadetlerde karşımıza çıkar. Bu ayet de yine onunla bitmekte… Nitekim ayetten anlaşılan şudur ki, kim hakkı ve haklıları korumak, hak daveti yaymak uğrunda sabreder, engellere karşı direnir, tehlikelere karşı uyanık olup gerekeni yapar ve Allah'ın emrine saygısızlıktan sakınırsa; diğer bütün işlerinde de bu prensipleri göz önünde bulundurursa hem kendisini daha bu dünya mutluluğa ve kurtuluşa hazırlamış olur; hem de ebedi hayatın güzelliklerini ve en büyük mükafatı elde etmeye hak kazanmış olur.

İşte bayramlar, bunun için son derece önemsenmesi gereken bir ikramdır aslında bizler için… Bir mesaj, bir telefon ile de olsa hal hatır sormak ve tebrikleşmek, bizzat ziyaret ederek kucaklaşmak, saygı göstergesi olarak büyüklerin elini öpmek, kısa da olsa onlarla sohbet etmek, kurban etinden ihtiyaç sahiplerine, eşine-dostuna ikramda bulunmak, her biri bir gönül alma adına bir iletişim örneğidir… Hele ülkemiz insanının yüz ağartan Kurban organizasyonları, gerçekten övgüye değer bir iyilik hareketi olarak tüm dünyayı sarmış durumda… Bayram günlerinde memleketini, ailesini, sevdiklerini ardında bırakarak mazlum ve muhtaç insanların hânelerine kurban eti ulaştıran fedâkâr kardeşlerimiz, her yıl yeniden büyük bir aşk ve şevkle yollara düşüyorlarsa eğer, işte bu, manevi iletişimin tecellisine mazhar oldukları içindir… Allah Teâlâ, amellerini makbul kılsın, onların da hânelerine huzur ve mutluluklar ihsan eylesin.

Bayramınız ve cumanız mübarek olsun efendim…

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Mehmet Emin Ay

Mehmet Emin Ay Diğer Yazıları